Filo Jet deniz kazasının ardından ailelere başka bir kişinin cenazesinin teslim edilmiş olma ihtimali, son derece ciddi ve mutlaka açıklığa kavuşturulması gereken bir konudur.
-*-*-
İhtimal!
Var mı?
Var!
-*-*-
Neden var?
Birincisi, açıkça söylemek lazım, aramaları yapanlar beni ikna edemedi!
Aramaları yapanların günlerce “tık” dememesi ve ardından neredeyse tüm kayıplara üç günde ulaşmış olması zaten başlı başına paranoya sebebiydi!
-*-*-
Tamam!
Bu bir ihtimal!
Bir iddia!
Baba diyor ki, “bana oğlumun naaşı verilmedi!”
Dün Özgür Gazete bu haberi yayınladığı andan beri telefonlarım susmadı; “… Söylediydin be sen” diyor birçok kişi!
-*-*-
Çok sevdiğim bir abim, o günlerde bana bir mesaj göndermiş ve demişti ki, “paket servis olarak Türkiye’de kimsesiz, sokakta yaşayan ve ölen insanlar ambalajlanıp verildi”…
-*-*-
Hiç inanmadım ya da inanmak bile istemedim ama şu anda “keşke tüm cenazeler için fethi kabil yapılsa…” diyorum!
-*-*-
Yani tüm mezarlar açılacak ve yatanlara bağımsız kurumlarda ki bu kurumların kesinlikle Türkiye dışından olması şarttır, DNA testi uygulanacak!
-*-*-
Neden Türkiye dışından?
Çünkü Türkiye içinden, bu konuda sağlıklı – mantıklı – doğru – dürüst bir sonuç bekleyememek ayrı bir acıdır!
-*-*-
TC Devleti’ne de yavru devlete de şu anda güvenemiyor olmak, belki de acıların en büyüğüdür ve ne yazık ki her iki devleti bu hale ben getirmedim!
-*-*-
Şunu anlarım; ceset aramalarda bulundu ancak bu aramada bulunan cesedin kimliği karıştırıldı!
Yani, bir cesedin yanlış aileye teslim edilmesi başka bir şeydir; ailelere, herhangi bir ceset verilmesi başka şey!
-*-*-
Hata da yapılmış olabilir; “bize verilen ceset oğlumuza ait değil” diyen baba da doğru söylemiyor olabilir ki inşallah doğru söylemiyordur…
-*-*-
Çünkü eğer doğru söylüyorsa…
Ne bileyim; bu insanlık dışı tavır asla açıklanamaz!
-*-*-
Ekim ayının ilk haftası içerisinde, neredeyse bir aydır hiç rastlanılmayan kayıp cesetlerine üç gün içinde ulaşılması beni acayip huylandırmıştı!
-*-*-
7 Ekim 2026 tarihli Yenidüzen internet sayfasında yayımlanan 8’inde basılı gazetede yer alan köşe yazıma, “Kafamda çok pis sorular!” başlığını kullanmıştım…
-*-*-
O yazıda sormuştum, yineliyorum:
“Filo Jet faciasında haftalarca bulunamayan kayıplara neden son günlerde peş peşe ulaşılıyor? Arama çalışmalarında ne değişti?”
-*-*-
Ve bir kez daha yaşamlarını yitirenlere rahmet, ailelere sabır diliyorum…
En az üç aile, cenazelerine “Fethi kabir” yaptırmalıdır!
Ve eğer üçü de “hatalıysa”…
Cümleleri bitirmek kolay değil ama bunun günahını kimse ödeyemez!
-*-*-
Tekrar etmekte fayda var…
Henüz kamuoyuna açıklanmış, yanlış cenaze teslim edildiğini kanıtlayan kesin bir sonuç bulunmuyor.
-*-*-
Kazada kaybolan Özgür Gönül'ün cenazesine kazadan 35 gün sonra ulaşıldığı bildirilmiş; cenaze, 7 Ekim'de Mersin – Taşucu’nda defnedilmişti…
-*-*-
Aile, kendilerine teslim edilen naaşın Özgür Gönül'e ait olmadığından “ŞÜPHELENİYOR”…
yeniden DNA incelemesi yapılmasını ve mezarın açılarak (fethi kabir) kimliğin kesinleştirilmesini talep ediyor.
Haaa bugüne kadar resmî makamlar DNA eşleşmesi yapıldığını iddia ediyordu…
Acıdır, üzgünüm ama herkesin rahatlatılması adına, sadece merhum Özgür Gönül’ün değil, en az iki mezarın daha açılarak kimliğin kesinleşmesi gerekir!
-*-*-
Yani Filo Jet faciasında DNA eşleşmelerinin yapıldığı açıklanmış olsa da, Özgür Gönül ailesinin iddiası bağımsız ve kesin bir incelemeyle sonuçlandırılmadan konu kapanmış sayılamayacak!
Kimse de inanmayacak!
Dolama dolamayı!
Akıncılar (Lurucina) bölgesinde, askeri ekipler tarafından "kaçakçılığı önleme" gerekçesiyle köy halkının üretim alanı olan tarlalar çevresine derin hendekler kazılmış!
-*-*-
Lurucinalılar ise isyan ederek yolu kapatmış!
-*-*-
Askerin buna yetkisi var mı?
Polis böyle bir tedbir alsa anlarım!
-*-*-
Veya bu tedbir, asker tarafından 63 – 74 arasındaki yıllarda da eminim alınabiliyordu!
-*-*-
Yenidüzen gazetesinin internet haberleri arasında, bu satırları yazmaya başladığımda konuyla ilgili kısa bir haber okudum!
-*-*-
Kaçakçılık yapılıyor olabilir ama bunu engellemenin yolu ve yordamı, “hukuk”tur!
Yoksa Anayasa’nın geçici 10’uncu maddesi mi?
-*-*-
Bu arada, bölgeden edinilen bilgilere göre köy halkı, tarlalara doğru ilerleyen hendek çalışmalarını durdurmak adına köye girişleri araçlarıyla kesmiş!
-*-*-
Dolama dolamayı!
Bu şarkının orijinalinin sözlerini biliyor musunuz?
Gavur İmam İsyanı!
Birden aklıma o geldi!
Neyse!
-*-*-
Akıl var mantık var!
Asker, kışlasına dönsün!
-*-*-
Bu arada sormadan edemeyeceğim; “hala askeri yasak bölge” uygulaması var diye biliyorum; yani asker, “askeri bölgedir” diyerek bu türden işleri yapabiliyor da siyasi partilerimiz bu konuda ne düşünüyor?
Tısssss mı?
Bazı gelişmeler var mı? Var gibi görünüyor ama henüz yorum yapabilecek kadar pişmiş bir yemek yok diye düşünüyorum… Neyse, Tufan hocam dün Hakan Fidan ile görüştü… Bu fotoğrafta Tufan hocamın yüzündeki gülümseme “içten” değil… Fidan’ın yüzündeki gülümseme daha içten! Sizce?