BÖLÜNMÜŞ KIBRIS’IN VİRÜSLE İMTİHANI

Sami Özuslu

Eğer Kıbrıs adası bölünmemiş, iki farklı idare birbirinden kopuk, temassız, kendi kafalarına göre karar alır vaziyette olmasaydı yeni tip Corona virüsü şu an geldiği noktaya gelemezdi.

Ekonomik kaygılarla ‘açılım’ yapılırken iki kesimde de, koordinasyonsuzluk ve işbirliği yerine ‘statü kompleksleri’ galebe çalmamış olsaydı eğer, şimdi tehlike çanları da çalmamış olurdu.

Daha Mart ayında ‘geçişleri kapatma’ konusunda tek taraflı kararlar alınmış, insanlar sıkıntıya sokulmuştu.

Sonra virüsle mücadele konusunda ‘iki toplumlu sağlık komitesi’ sağlıklı bir iletişime girmeyi beceremedi. Bizim tarafta hükümet ile saray arasındaki rekabetin bunda payı büyüktü. O kadar ileri gitti ki, birkaç kutu ‘ilaç yardımı’ konusu bile az kalsın skandalla sonuçlanıyordu!

BM Genel Sekreteri’nin raporuna da yansıdı bunların pek çoğu. Pandemi sürecindeki diyalogsuzluk, işbirliği imkanlarının zorlanmaması, bu konularda aktif olunmaması…

Tabii ki en başta iki toplum lideri sorumlu bu tablodan…

Crans Montana sonrası yıldızları bir türlü barışamadı iki liderin. Pandemi gibi küresel bir mesele karşısında bile postları yere vurup da sağlık adına adımlar atmadılar.

Bizim tarafın ‘uzlaşma karşıtı’ hükümeti de bu konuda isteksizdi ama yine de koşullar zorlanabilirdi.

Hala zorlanabilir.

Çünkü virüs tehdidi yeniden ciddi şekilde hissedilir hale geldi.

Eğer yine diyalogsuz, işbirliği yapmaksızın gidilirse, tehdidin boyutları nereye varacak bilinmez.

***

Güneyde çalışanlar çok çekti bu diyalogsuzluktan… İşlerini, gelirlerini yitirenler oldu. En az iki ay tek kuruş kazanamayanlar oldu.

Geçişlerin başlaması konusu çok acıttı o insanları. ‘Güneye geçenlerin geri gelemediği’ günler, o emekçileri ve yakınlarını çok kırdı.

Virüs testleriyle ilgili karmaşa, belirsizlik, tutarsızlıklar da öyle… Her gün değişen kararlar, sabah akşam değişiklik gösteren kurallar yıpratıcıydı.

Ya Pileliler?

Ne İsa’ya, ne Musa’ya yar olabildi Pile halkı!..

Kapana kısılmışlığın beterini yaşadılar.

Virüs tehdidi önemli, ancak çözüm üretmek de yönetenlerin görevi değil mi?

Köy muhtarı başta olmak üzere her yolu denediyse de Pileliler, bölünmüşlüğün ve diyalogsuzluğun bedelini bir kez daha çok ağır ödediler bu süreçte.

***

Bedel ödemeye devam ediyor çeşitli kesimler.

Yukarıda sıralananların yanı sıra başta Lefkoşa suriçi esnafı olmak üzere bedel ödeyen çok kesim var bugün dahi.

Turizmci, otelci kan ağlıyor.

Küçük esnaf öyle…

Ulaşım sektörü de…

İnsan sirkülasyonuna dayalı sektörlerin tamamı bu durumda.

Sadece kuzeyde değil, güneyde de manzara benzeşiyor.

Sanki yüzbinlerce insan gelecekmiş gibi, her iki taraf da ‘açılım’ yapınca işler daha da sarpa sardı. ‘Yeniden kapanma’ya doğru hızla yol alıyor güney de kuzey de.

Ve işin kötü tarafı kuzey-güney açılımı da tehlikede… Zaten her gün artan ‘ithal vaka’ sayıları yüzünden kimse ‘diğer tarafa’ geçmeyi göze alamıyor.

Oysa ‘dışa açılım’ yerine ‘ada içinde açılım’ yapılabilseydi eğer, hem sağlık bakımından bu kadar büyük bir tehdit yaşamayacaktık, hem de ekonomi ‘akmazsa damlar’ duruma gelebilecekti.

Covid-19 tehlikesi tamamen ortadan kalkmadığı sürece turizm ülkeleri pek hayır yüzü görmeyecek. Bunu kabul etmek gerekiyor.

Bu küçük adada gerek mevcut nüfus ve ekonomik değerlerle, gerekse ‘yeni ne olabilir’ sorusuna odaklanarak adımlar atmak olasıdır.

Yeter ki niyet olsun, irade olsun.

Toplumlar ‘yakınlaşma’ya en çok da böylesi durumlarda ihtiyaç duyar. Bölünmüşlüğe, ayrılıkçılığa, çatışmaya değil…

Virüsle ve ekonomik sorunlarla mücadelenin de adıdır bu adada federal çözüm!..

Bir farkına varsak ve birileri de bize liderlik yapsa…