BM Genel Sekreterinin ziyareti ve Kıbrıs sorununa olası etkileri

Ödül Muhtaroğlu

BM Genel Sekreteri (BMGS) Guterres'in 27-29 Temmuz tarihlerinde Kıbrıs'a yapacağı ziyaret, uzun süredir aktif olmayan Kıbrıs konusunda yeni bir hareketlilik yaratacaktır.

Birleşmiş Milletler, ziyaretin amacını, taraflarla görüşerek barış sürecini ilerletmek olarak tanımlıyor. Program kapsamında, BMGS’nin, Kıbrıslı Rum ve Türk  liderleriyle ayrı ayrı ve ortak görüşmeler yapması planlanıyor.

Guterres’in ziyareti, görevdeki bir BM Genel Sekreteri’nin yaklaşık 16 yıl aradan sonra Kıbrıs’a gerçekleştireceği ilk ziyaret olma özelliğini de taşıyor.

Bu ziyaret, çözüm arayışlarının yeniden ivme kazanması açısından önemli bir fırsat olarak görülmektedir. Ancak, 60 yıldan beri devam eden ayni yöntemlerle, sorunu çözmek mümkün olacak mı? Esas mesele de budur.

2020’ den sonra, Kıbrıs müzakereleri, tarafların farklı tezleri nedeniyle pek bir ilerleme kaydetmemiştir. Bu farklılık, müzakere masasının yeniden kurulmasını engellemektedir.Tufan Erhürman’ ın cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte, Kıbrıs sorununda bir hareketlenme başlamıştır.

Guterres'in ziyareti, süreci yeniden canlandırma amacı taşımaktadır. Diplomasi, çoğu zaman, diyalog kanallarının açık tutulmasıyla ilerler. Tarafların yeniden aynı masaya oturabilmesi önemli bir gelişme olacaktır.

Kıbrıs’ taki müzakere sürecinin başlaması, BM ile birlikte  Kıbrıs’ taki tarafların ve garantörlerin çabaları ile, ortaya koyacakları iradeye  bağlıdır.

Doğu Akdeniz'deki hidro karbon konusu, jeopolitik rekabet, Avrupa Birliği'nin güvenlik politikaları ve Türkiye’ nin AB süreci, Kıbrıs sorununu, uluslararası stratejik bir konu haline getirmiştir.Bu bağlamda, bugünün Kıbrıs'ını, 1960'ların, 2004'ün veya  2017’ nin  siyasi koşullarıyle değerlendirmek mümkün değildir.

Genel Sekreter’in ziyareti, Kıbrıs Türk tarafı  açısından, Dünya’ ya yapıcı diyalog mesajı verme fırsatı sunabilir. Her iki taraf,  maksimalist söylemler yerine, daha sağduyulu açıklamalar yaparsa,  yeni bir müzakere süreci başlayabilir. Ayrıca, beklentileri, gereğinden fazla yükseltmek de gerçekçi olmayacaktır.

Taraflar, birbirini karşılıklı suçlamaktan vazgeçerse ve  ortak noktaları geliştirmek için çalışırsa, Guterres'in Kıbrıs ziyareti, gelecekte mümkün olabilecek bir uzlaşının başlangıcı olabilir.

Annan Planı referandumunda ve Crans Montana’ da, Türk tarafı çözüm yönünde güçlü bir irade ortaya koyarken, Rum tarafının gerek planı gerekse de C. Montana’ da görüşmeleri reddetmesine rağmen, uluslararası toplumda yaptırım görmemesi ve Türk tarafının pozisyonunda değişiklik olmaması, Kıbrıs  Türk kamuoyunda ve Türkiye’ de derin bir güven bunalımı oluşturmuştur.

Kıbrıs Türk tarafı ve Cumhurbaşkanı Erhürman, müzakerelerin başlamasının ön şartı olarak,  dört maddelik müzakere metodolojisinin temel yaklaşım olduğunu belirtmektedir.

Bu çerçevede: siyasi eşitliğin güvence altına alınması, müzakerelerin belirli bir takvime bağlanması, geçmiş uzlaşıların korunması, başarısızlık halinde Kıbrıs Türk tarafının yeniden belirsizliğe sürüklenmemesi gerektiğini savunmaktadır.

CB Erhürman, Çözüm iradesini koruduklarını, ancak sürecin iyi hazırlanması gerektiğini ifade etmektedir. 5 Artı 1 görüşme olacaksa, yalnızca görüşme yapılmasının yeterli olmadığını, somut sonuç üretilmesi gerektiğini söylemektedir.

Cumhurbaşkanı, İyi niyetle görüşmeye hazır olduklarını, ancak, daha çok, müzakere yöntemi, çözüm iradesi ve BM sürecinin nasıl yürütülmesi gerektiği üzerine yoğunlaşılması gerektiğini ifade etmektedir.

Kıbrıslı Türkler açısından, siyasi eşitlik, garantiler sistemi, minimum düzeyde insanları yerinden edecek toprak iadeleri, ekonomik izolasyonların sona ermesi, uluslararası temasların artması en önemli beklentilerdir.

BM, Garantörlerin de desteğini alarak, iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayanan, yetki alanları güçlü 2 kurucu devletin  oluşturacağı çözüm modeline tüm tarafları ikna etmek için uğraşmalıdır.

Guterres'in ziyareti ile birlikte, Birleşmiş Milletler'in, Kıbrıs’ taki tarafların mevcut  siyasi pozisyonlarını ne ölçüde dikkate alacağı merak konusudur. Diplomasi, değişen şartlara uygun yeni zeminler oluşturabilme becerisidir.

BM  Genel Sekreterin ziyaretinin başarısı, tarafları, birbirlerinin hassasiyetlerinin anlamaya yönelik yeni bir diyalog zemini oluşturarak,  yeniden masaya oturtmakla ölçülecektir.

Garantör ülke Türkiye de, son dönemde izlediği dış politika ile, Kıbrıslı Türklerin eşit haklarının göz ardı edildiği hiçbir müzakere sürecine dönülmeyeceğini açık biçimde ifade etmektedir.

Kıbrıs'ta kalıcı barış, taraflardan birinin tezlerini diğerine kabul ettirmesiyle değil; birbirlerinin hassasiyetlerinin anlamaya yönelik, adadaki iki halkın siyasi eşitliğini esas alan, güvenlik kaygılarını gözeten ve karşılıklı saygıya dayalı bir anlayışla mümkün olabilir.

Birleşmiş Milletler, bu güne kadarki söylemleri tekrarlamak yerine, değişen gerçekleri görmelidir.Ancak, bu şekilde Kıbrıs sorununda  yeni bir dönem başlayabilir. Aksi halde, yeni ziyaretler yapılacak, yeni açıklamalar yayımlanacak; fakat Kıbrıs sorunu, çözüm beklemeye devam edecektir.