BM Genel Sekreteri 16 Yıl Sonra Adamıza Geliyor

Ünal Fındık

İçinde yaşadığımız dünyanın bir yığın sorunu vardır. Bölgesel savaşlar hız kesmeden devam ediyor. Bu savaşlarda binlerce, on binlerce asker ve sivil yaralanıyor, ölüyor. Ölenlerin önemli bir bölümü henüz çocuk yaştadır.

Bugün İran ve Ukrayna’da süren sıcak savaşların nükleer silah kullanma potansiyeli taşıdığını da unutmamamız gerekir.

Dünya’nın sorunları yalnızca savaşlar değil elbette. İklim değişikliği ve buna bağlı sorunlar, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanan açlık ve yoksulluk gibi konular ve daha yığınla sorun Birleşmiş Milletler Örgütü’nün her gün çözüm bulması en azından sıkıntıları en aza indirmesi gereken sorunlardır.

Biz Kıbrıslı Türkler için en önemli sorun elbette Kıbrıs sorunudur. Çünkü bize göre dünyanın merkezi bizim Sarayönü meydanındaki Dikilitaş’ın etrafıdır.

Dün basına yansıyan bir haber beni bütün bunları düşünmeye itti. BM Genel Sekreteri Guterres 27-29 Temmuz tarihinde Kıbrıs’ı ziyaret edecek. Haberde Guterres’in önce iki liderle ayrı ayrı görüşeceği, ardından da 3’lü bir zirvede liderleri buluşturacağı söyleniyor.

Önce şu kadarını söyleyeyim basına yansıyan bu haberi kendi kaynaklarımdan doğrulattım.

Haber gerçektir. Guterres bir etkinliğe katılmak üzere o tarihlerde Suriye’de olacak, oradan da Kıbrıs’a gelecek ve liderlerle buluşacak.

Guterres’in kişisel temsilcisi Holguin de 21-22 Temmuz tarihlerinde Brüksel’de temaslarda bulunacak ve ardından Kıbrıs’a gelecek. Kıbrıs’ta liderlerle görüşecek olan Holguin, Guterres’in ziyaretine de eşlik edecek.

Guterres’e bu ziyaretinde ayrıca BM Siyasi İşler ve Barış’ı inşa işlerinden sorumlu yardımcısı Rosemary DiCarlo ile BM Barış operasyonlarından sorumlu yardımcısı Jean-Pierre Lacroix eşlik edecek.

Bu kadroya bakarak bu ziyaretin sıradan bir ziyaret olmadığını, Guterres’in yıl sonu tamamlanacak görev süresi içinde Kıbrıs sorununda ciddi bir ilerleme sağlamak istediğini söylersek yanılmış olmayız.

***

Bu ziyarette ne olacak?

Öncelikle 5+1 zirve toplantısının tarihinin saptanması, ama ondan önce 5+1 zirvenin formatının belirlenmesine çalışılacak.

Bilindiği gibi her fırsatta müzakerelerin Crans-Montana’da kaldığı yerden devam etmesini isteyen Hristodulidis, 5+1 zirve toplantısına da hazır olduğunu söylüyor.

Hristodulidis için 5+1 zirvede neler görüşüleceği, ya da bir sonuç alınıp alınmayacağı önemli değil, önemli olan zirvenin gerçekleşmesidir.

Halbuki Cumhurbaşkanı Erhürman daha seçilmeden önce dile getirdiği “Güven Artırıcı Önlemleri görüşmek için 5+1 zirveye gerek yoktur, bunu burada baş başa görüşmelerle halledebilmemiz gerekir” yönündeki görüşlerinde ısrar ediyor.

İşte BM Genel Sekreteri Guterres’i 2010 yılından bu yana ilk defa Kıbrıs’a getirecek olan bence Erhürman’ın bu yöndeki görüşleridir.

Hristodulidis “hemen yarın masaya oturmaya ve Crans-Montana’da kaldığı yerden devam etmeye hazırım” diyor.

Bunu en çok Holguin’in yeni yılın ilk günlerinde Rum liderin AB dönem başkanlığı günlerinde çok meşgul olacağı, ayrıca Mayıs ayında Rum tarafında milletvekilliği genel seçimlerinin olduğu gerekçesiyle Kıbrıs sorununda Haziran ayı sonuna kadar bir ilerleme beklemediğini ve yeni sürecin bu tarihten sonra başlayacağını açıkladığı günlerde söylemişti.

Hristodulidis sadece müzakerelere bir an önce başlamak istiyor. Bir sonuca ulaşmak ve bir çözüm bulmak istemiyor.

Güneydeki cumhurbaşkanlığı seçiminin gerçekleşeceği Şubat 2028’e masaya oturmuş ve kendi anladığı biçimde bir çözümü müzakere edermiş gibi gitmek istiyor.

Buradaki tek amacı seçmenlerine “gördünüz mü ben Avrupa Birliği’ni de arkama alarak Türkiye’yi masaya getirdim” demektir.

Buna karşılık Kıbrıslı Türk lider Erhürman içi boş müzakere değil, önceden iyi hazırlanılmış, hedefleri ve amaçları belli olan sonuç alıcı müzakere istemektedir.

Guterres’in bu ziyareti o nedenle çok ama çok önemlidir. Guterres adamıza, davet edildiği gün 5+1 zirveye gitmeye hazır olan Hristodulidis için değil, çerçeveyi önceden hazırlamak isteyen Erhürman için geliyor.

***

Kapalı kapılar ardında ciddi bir hazırlık olduğu, adına henüz Annan Planı gibi bir plan diyemeyeceğimiz ama bir plan hazırlığı diyebileceğimiz çalışmaların olduğu gerçektir.

Kapalı kapılar ardında yapılan bu çalışmalardan bütün tarafların resmi olarak haberi vardır. Kıbrıs’ta Türk ve Rumların, garantörler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin ve Kıbrıs’ın bir bütün olarak üye ülkesi olan Avrupa Birliği’nin resmi olarak bilgileri ve elbette onayları vardır.

Garantör Türkiye’nin de bu süreçten hem bilgisi, hem de onayı vardır.

Bu nedenle Türkiye ve KKTC’nin resmi devlet tezinin “egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm” olduğunu iddia edenler hayal aleminde yaşıyorlar.

Son günlerde hem Türkiye’de, hem de Kıbrıs’ın kuzeyinde çok sık kullanılan “devlet aklı” ya da “devlet tezi” diye bir şey yoktur.

Sadece o gün yönetimde olanların ortaya koyduğu birtakım görüşler vardır. Onlar gidince ve yenileri gelince o görüşler de yerini yeni fikirlere bırakır.

Kimse kendi görüşünü bütün toplumun görüşüymüş gibi yansıtamaz. İki devletli çözüm tezi tarihin hiçbir döneminde KKTC’de resmi devlet tezi olmadı.

Bu tezi geçmişte Denktaş her fırsatta gündeme getiriyordu. Ardından da Türkiye isteyince masaya oturarak federal çözümü görüşüyordu. Ya da görüşüyor gibi yapıyordu.

Geçtiğimiz dönem de Tatar gündeme getirdi. Görev süresi dolduğunda da cebine koyarak halk tarafından evine gönderildi.

Kıbrıs Türk halkı bu görüşe hiç sıcak bakmadı. Çünkü bu halkın tek istediği Kıbrıs sorununun en erken zamanda çözümlenmesidir.

Ne Hristodulidis’in arzu ettiği gibi sonuçsuz müzakere etmektir. Ne de bizim taraftaki sözde milliyetçilerin dediği gibi “çözümsüzlük en iyi çözümdür” demektedir.