BİZ ŞU ANDA NEYİN MÜCADELESİNİ VERİYORUZ? “KUR REJİMİ”NİN Mİ?

Mehmet Çağlar

Marks, değeri neyin yarattığı sorusuyla yola çıkıp, bütün bir sosyal bilimler alanıyla ilgili yeni ve farklı düşünceler üretmişti.

Günümüzde sıkça karşılaşılan sosyal sorumluluk anlayışları da, paylaşılan değerleri yaratmak yaklaşımı üzerine kurulur.

Paylaşılmayan değerler ya da herhangi bir üretim sonucu ortaya çıkmayan sözde kazanımlar geçici olur...
Balon gibi şişer ve sönerler...

Paylaşılan değerler ve herhangi bir üretim sonucu ortaya çıkan kazanımlar "gerçeklerimiz” olarak kalıcıdırlar.
Üretilen ve paylaşılan her “gerçek” ise her daim yaşar.
Değeri değişmez.
Bu özelliği de "gerçek olanı” dünyada güvenilir bir referans değeri ve gücü yapar.

*****************

Kurlar almış başını gidiyor!
Ne yapılacak peki?
Bir dizi "tedbir" alınacak!
Nasıl?
Şöyle-böyle...

Öyle de, kendi bütçesinden misli miktarda daha fazla borcu olan, tüketimi üretiminden, ithalatı ihracatından  kıyaslanamayacak kadar fazla olan bir devletin "tedbir alması",
Ne kadar inandırıcı?
Ya da ne kadar “gerçekçi”?

Popüler olanı siyasileştirmek, çözüm değil!
“Gerçekçi” de değil!
Nedir peki “gerçekçi” olan?
Geldiğimiz konjonktürde çok zor gibi görülse de,
Federatif çözümdür...

*****************

Tutarlı olma gayreti içerisinde miyiz,  değil miyiz?
İçindeysek, temel doğrular gibi görünenlerden başlamalıyız.

Herhangi bir konuda barışın ya da değişimin mümkün olabilmesi için, ilk önce insanın düşüncesinin değişmesi gerekir, inancı değil!

"Ne olursa olsun Evet" denmeyecek. “Ne olursa olsun Hayır" da denmeyecek...
Bu tür bir bakış açısı son derece spekülatif bir yaklaşım olur.

Peki, öyleyse neye "evet" neye "hayır" denecektir?
Netleştirilmemiş olanlar nelerdir?
Netleşenler nelerdir?

******************

Bir siyasal partiyi harekete geçiren hedeftir.
Onu tutarlı kılan ilkeleridir.
Zenginleştiren ise yarattığı değerlerdir.

Hedefin ne olduğunu bildikten ve ne olduğuna karar verdikten sonra,
Artık onu yeniden oluşturmakla uğraşmazsınız...
Bulmakla uğraşırsınız...

Hedefinizi bulmak için ise,
Bir yol haritasına ihtiyacınız olur...
Nereye ve nasıl gideceğinizi söyleyen bir sisteme...
Bazıları için bu yol haritası,
"Başkalarının malını-mülkünü ve hakkını yersem daha zengin olacağım"dır ve bunlar ya ganimetçi ya hak yiyici olurlar...
Bir başkası ise "hayat kurtaracağım"der ve gider doktor olur...

*****************

Yiğidi öldür hakkını yeme derler ya, görüşlerine katılırız ya da katılmayız, ama bakınız örneğin federatif çözüm hakkında AKEL'in görüşleri belli:
Federasyon,
İki toplumluluk,
İki bölgelilik,
Egemenlik,
Uluslararası kimlik,
Vatandaşlık ve
Siyasi eşitlik başlıkları,
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Federal Devlete dönüşümü anlayışı altında izah edilmiş
(https://www.akel.org.cy/tr/iki-bolgeli-iki-toplumlu-federasyon-cozumu-hakkinda-akelin-gorusleri/).

Peki bizim kaç ya da hangi siyasi partilerimiz yazılı ve kamuya açık olarak,
İki kesimliliğin nasıl sağlanacağı ,
Dört özgürlüklerin nasıl düzenleneceği,
Garantörlük hakları (ki bu konu ada’da her iki toplum tarafından da karşıt bakış açıları ile çözümün adeta ön şartı haline geldi)
ve federatif bir çözüme ya da kendilerinin hedeflediği çözüme dair yol haritalarının ne olduğu konularında toplumu aydınlatmaktadır?
Ya da örneğin AKEL'in vurguladığı çözümlerle ilgili herhangi bir eleştiri ya da karşıt fikri olan yok mu?

Güney'deki birçok parti kendilerinin çözüm anlayışlarını detaylı ve yazılı olarak ortaya koyarken biz kuzeydeki siyasal partiler neden bunu yeterince yapmıyoruz?
Yoksa halâ her şeyi kendimize göre "reforme ederiz" çizgisini mi koruyoruz?!
Yoksa değişen koşullara uygun "kılık" ve "biçim" değiştirerek, hepimizin kendi gerçekliğimizi tüketerek varlığını sürdüren bu düzeni korumaya mı adandık?!

*****************

Bırakalım topluma "şuna inanıyoruz, buna inanıyoruz" gibi sonuç üretmeyen ve pek de anlamlı olmayan mesajlar vermeyi...
Bırakalım çünkü inanç paradoksaldır...

Kokmaya gerek yok!
Kendi "hakikat"imizi anlatıp anlamlandırmaya çalışalım...

Barış zemini için ön ayak olunsun ve insanın yaşam alanının yaratıcı yıkımla yani barış gibi bir modernite ile nasıl değişebileceğini anlatılsın...

Barış inşa etmenin meşakkatli bir süreç gerektirdiği ama ne kadar da önemli bir değer olduğu anlatılsın insanlara...

Bu süreci anlatırken tüm kriterleri de ortaya konsun...
Konsun ki, insanlar mukayeseli bir tahlil yapabilsinler...
Bu tahlilde, "zıtlıklar" ve "nötr" alanlar da belirlenebilsin...

Belirlenen kriterlerin Rumlara bir "teslim olma" eylemi değil ama;
Anayasal dayanak üzerinden “Kıbrıs Sorunu”na karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm getirmenin ve Modernitenin ana gövdesi olacağını anlatan bir model ortaya konsun.

Neticede bu modelin, iki toplumu uzlaştıracak bir model olduğu,  mukayeseli bir tahlille savunulsun...

******************

Peki biz şu anda neyin mücadelesini veriyoruz?
"Kur rejimi"nin mi?!