Biz, siz, onlar…

Tayfun Çağra

“Anavatan Türkiye bizim iyiliğimizi, refahımızı, güven içinde yaşamamızı istemekten başka bir hesap içinde olmaz” dedi Bakan Hacı Atun…

Bu cümle içindeki “bizim iyiliğimiz, refahımız ve güven içinde yaşamamız”ın ne anlama geldiği bakış açılarına göre değişebiliyor ne yazık ki…

Ekonomik ve Mali Protokole giren sendikaların işlevsizleştirilmesi, sendikal hakların budanması gibi, din işleri örgütünün devletin bir kurumu haline getirilerek dinciliğin ön plana çıkarılması gibi maddelere bakıldığında önce bu maddelerin mali protokolde ne işi olduğu sorgulanabilir, sonra da bu maddeleri imzalatanların ‘iyiliğimizi’ kendi düşünce biçimlerine göre bir çerçeve içinde biçimlendirmeye çalıştıklarını anlayabiliriz.

Diğer maddelerde de şimdiye kadar kazanılan hak ve menfaatlerin budanmaya çalışıldığını görmek mümkün.

Emeklilik yaşının yükseltilmeye çalışılması, döviz kullanımının ve dövize bağımlılığın azaltılması gibi maddeler refahımızın artırılmasını istemek midir diye de merak ediyorum.

‘Dövize bağımlılığın azaltılması’ kulağa hoş gelen kelimeler olabilir ancak tek ithalat kapımız olan, yani neredeyse her şeyimizi, burada az da olsa üretilebilen ürünlerin ikamesini bile Türkiye’den alırken ve bu alımların çoğu faturası da döviz olarak yazılırken, biz de burada o ürünü aldığımızda zorunlu olarak o dövizin karşılığını öderken dövize bağımlılığın nasıl azaltılacağını anlamak zor.

Nüfus değişiminin oldukça fazla yaşandığı, uyuşturucu, kumar ve mafya işlerinin ülkemizde yuvalandığı bir ortamda güven içinde yaşamın nasıl olacağını da anlatırsa Bakan Hacı Atun, biz de anlamış olacağız.

Bu cümleyle sadece kendisinin görebildiği, bizim görüp anlayamayacağımız gelişmelerin olduğunu sanıyorum.

Anlamakta ve görmekte bize de yardımcı olursa sevinirim!

***

Atanmış Cumhurbaşkanına karşı ‘hoşnutluk’ duymak zorunda olacağımız yasa düzenlemelerini de meclise sunarken atanmış hükümet, iyiliğimiz ve güvenliğimiz için çalışmalarını sürdürüyorlar.

Faşist anlamda üç yasa tasarısını resmi Gazetede yayınlatan atanmış hükümetin atanmış bakanı Hacı Atun, “iyiliğimiz, refahımız ve güvenliğimizi” artık oralardan kaçıp ülkemize yerleşmeye çalışanların kaçma nedenleri olan İdare’ye teslim etmiş ve bizden güven istiyor.

Nasıl bir talepse bu! 

***

Atanmış Başbakan ÜstEL bile “Ekonomide çarklar durdu. Memlekette açlık sorunu başladı, esnaf zor durumda, sanayici zor durumda” derken ÜstEL’in sözünü ettiği kötü durum hangi dönemin ürünüdür acaba?

Mecliste CTP’li üyelere yanıt vermek ve “gelin birlikte çalışalım” gibi büyük laflar etmek için Zorlu Töre’nin “yüce meclis kürsüsüne” çıkan atanmış ÜstEL, tarifini yaptığı ekonomik durumun şimdiye kadarki Türkiye’ye bağımlılık ve biat politikalarının bir sonucu olarak oluştuğunu görmüyor mu!

“Euro’ya geçelim” çağrıları yapılırken Protokole giren “döviz kullanımını azaltmak” maddesiyle günden güne eriyen ve insanı açlığa mahkum eden TL’yi kullanmakta inat etmekle bu toplumu nasıl bir refah seviyesine çıkaracaklarını hayal ediyorlar acaba!

***

Kontrol noktalarına gidip bir gözlem yapsalar şunu göreceklerdir; Kıbrıslı Türkler şimdilerde sadece Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşı olmalarından kaynaklı hakları olan pasaport ve kimliklerini çıkarmak/yenilemek ve de Türkiye dışında bir yerlere gitmek için TL kullanımımız nedeniyle pahalı görünse de Ercan’a göre yine daha ucuza gelen Larnaka ve Baf havaalanlarına gitmek için Kıbrıs’ın güneyine geçebiliyorlar.

Kıbrıslı Rumlar ise ceplerindeki Eurolarla bu tarafa geçip arabalarının depolarını doldurmak için kontrol noktalarında kuyruklar oluşturuyorlar. Ve de kuzeydeki alışverişin kendileri için dayanılmaz hafifliğini! yaşıyorlar.

Bizim içinse zorunlu geçişlerimiz dışında gezmek, bir şeyler almak, oturup bir şeyler atıştırmak için güneye geçmek artık çok zor. Böyle bir şey yapmak isterseniz ne kadar fakir olduğunuzun farkına varır ve üzülerek geri dönersiniz.

Bir de artık çalışmak için oralara her gün geçip giden Kıbrıslı Türkleri görürsünüz. Akıllılık edip olanakları kullanıyorlar ve Euro kazanıp bir nebze olsun rahat geçinebilmenin yollarını arıyorlar…

***

Birileri Osmanlı-Türk yaşam tarzı ve dinciliği toplumumuzda “iyiliğimiz ve refahımız!” için yaymaya çalışırken ve bu politika için en uygun kişileri atarken ve o kişiler de koltuk uğruna ve belki başka şeyler için de toplumuna zarar vermeyi seçerken “gelin bu zorlukları aşmak için birlikte çalışalım” diyorlar.

Neden?

Verilen zararı ve kuklalığı görünmez kılmak için mi!