Ölenin arkasından konuşmak!
Yanlış mı?
-*-*-
Türk kültüründe "Ölünün arkasından konuşmak yanlıştır" saptaması ya da kuralı, genelde yaygın bir kural ya da “inanış”tır!
-*-*-
Gerçek “Türk kültürü”, “saygıya” dayanır…
-*-*-
Türk Kültürünün tabii ki etkisindeki veya bir altındaki “Kıbrıs Türk Kültürü”nde de “ölene saygı” esastır…
-*-*-
Genelde yaygın olan inanış; “… ölen bir kişinin ardından kötü konuşmamayı ve onu eleştirmenin doğru olmadığını” işaret eder…
-*-*-
Kültürel ve dini geleneklerde de bu durum genellikle “yaygın olan” davranış durumudur…
-*-*-
Haaa elbette dileyen eleştirir, dileyen iyi veya kötü, dilediği yorumu yapar!
Ne zaman bu daha yaygındır?
Yani hangi durumlarda bazı kişiler ölümden sonra da eleştirilebilirdir?
-*-*-
Masumiyet karinesi tartışmalarını düşünelim…
Hani kamuya mal olmuş kişilerin de masumiyet karinesi meselesinden yararlanmasını yasalaştırdık ya…
O tartışmalardan söz ediyorum…
-*-*-
Ve o tartışmalardan yola çıkarak, nasıl ki kamuya mal olmuş kişilerin masumiyet karinesinden yararlanmaması gerektiğini savunduysak; o zaman kamuya mal olmuş ve yaşamını yitirmiş kişilerin de arkasından konuşmak, “caiz” hale gelebilir!
-*-*-
Yani, siyasi veya tarihî ya da toplumsal açıdan önemli sayılan kişilerin eylemlerini değerlendirmek ve eleştirmek, bu inanca göre tabii ki mümkündür…
-*-*-
Ama eleştiri sınırları da hakarete vardırılmamalıdır!
-*-*-
Peki biz bozulduk mu?
Yani illa ki ölenin arkasından – üç ya da beş kişi de olsa, mutlaka birileri çıkacak ve ağza alınmayacak ifadeler mi kullanacak?
-*-*-
Yazık!
Ayıp!
-*-*-
Ne isterse olsun, eski Kıbrıs Türk toplumunda bu yoktu!
-*-*-
Allah rahmet eylesin, aileye baş sağlığı dilerim!
Bitti!
-*-*-
Sevgili Bilbay Eminoğlu’nun arkasından onlarca kişi “rahmet ve saygı” ile dolu mesajlar yayımladı…
-*-*-
Hatta “aramız açıktı” deyip de, “ölenin arkasından konuşmak olmaz, aileye sabır, merhuma baş sağlığı dilerim” diyen mesajlara rastladım; bravo dedim!
-*-*-
Ama ne olursa olsun, “kötü” şeyler yazmayı doğru bulmadığımı bir kez daha belirtmek ve evet “biz ne zaman bozulduk?” sorusunu bir daha sormak istiyorum!
-*-*-
Bazı değerlerimizi, ya sosyal medya enflasyonu ya da zamanın artık çok değişmiş olmasından dolayı veya belki de bilemediğim sebeplerle yitirdiğimizin eminim ki farkındasınız!
-*-*-
Mesela el öpmek!
Bir büyüğünüz geldiğinde ayağa kalkmak!
-*-*-
Dün markette Üstün Köroğlu’nu gördüm…
Sadece merhabalaştık…
-*-*-
Hesap ödüyordu; arkasından gideyim dedim, uymadı!
-*-*-
Elini öpmek istiyordum!
-*-*-
Öpemedim!
-*-*-
Üstün Köroğlu, ben Lefke’de beş – altı yaşında bir çocukken orada, daha sonra da Yenicami’de yıllarca futbol oynadı…
-*-*-
Benim için bir toplumsal efsanedir…
-*-*-
Hiç siyasi duruşu, osu, busu, düşüncesi ile ilgilenmedim…
Makamı, yetkisi, işi de beni hiç ilgilendirmedi…
-*-*-
Ali Çetin Amcaoğlu…
Kimdir Ali Çetin Amcaoğlu?
Gönyeli’nin eski belediye başkanlarındandır, eski UBP’li vekildir, eski bakandır falan ve de filan…
-*-*-
Elbette köyüne, ülkesine müthiş hizmetleri dokunmuştur ve kesinlikle siyasi duruşumuz veya duruşunuz aynı olmayabilir…
-*-*-
Ama benim için, yine çocukluğumun veya ilk gençlik yıllarımızın bir futbol efsanesidir…
Geçmişimizdir…
-*-*-
Futbolumuz Türkiye’nin kültürel baskısı altında eridi…
Kaç eski futbolcu ismimiz kaldı?
Kaçının adını hatırlıyoruz?
Ve kaçının karşılaştığınızda elini öpüyorsunuz?
-*-*-
Ali Çetin Amcaoğlu benden sadece 15 yaş büyüktür…
Ama nerede olursa olsun, gördüğüm anda elini öperim…
Bundan da gurur duyarım…
-*-*-
Ne bir çıkar, ne bir beklentim var!
Bu benim saygımla alakalıdır…
-*-*-
Geçenlerde bir yerde elini öptüm; bir gören, “hayırdır, ne iş, belediye başkanından bir şey mi isteyeceksin?” dedi; alaycı ve aşağılayıcı bir ifadeyle…
-*-*-
Gerçekten iki gün uykum kaçtı!
-*-*-
Eleştirebilirsiniz…
Elbette eleştireceksiniz…
-*-*-
Ama biz ne zaman bozulduk be arkadaşlar?
Biz ne zaman değerlerimizi yitirdik?
-*-*-
Ali Çetin Amcaoğlu’nun oğlu Hüseyin şu anda Gönyeli’nin Belediye Başkanı’dır…
Hangi partiden olursa olsun…
Oy verirsiniz veya vermezsiniz…
-*-*-
Ama babası gibi, O da bizim için özellikle “yok olmaya yüz tutmuş” futbol kültürümüzün değerlilerindendir…
-*-*-
Sanırım Türkiye’deki gerçek anlamda ahlaksız siyasi kültürü; Türkiye’nin buraya görevlendirdiği bir birinden iğrenç tipler sayesinde içimize çektik!
Özümsedik!
-*-*-
Ve hangi siyasi görüşten ya da partiden olursa olsun, bir birimize sevgi ve saygımızı yitirmemeyi unuttuk!
-*-*-
Küçük Türkiye’nin ta kendisi!
-*-*-
Üzülüyorum da çare kalmadı sanırım!
-*-*-
Tükenişimizin en belirgin özelliklerinden biridir bu; geçmişimizi, saygımızı, sevgimiz, bağlılığımızı, yaşam tarzımızı da teslim ettik!
-*-*-
Kurtarıldık ve bitirildik!
-*-*-
Bizim de hatamız var elbette!
Olmaz olur mu!
(1878 Kıbrıs… Lefke’de bir su kuyusu başında Lefkeliler… Fotoğraf: John Thomson.)