Bismillah, bu karanlık!

Neşe Yaşın

Geleceğin daha iyi olacağına dair inancın yitmesinden daha kötüsü yok. Marksist terminolojide Tarihsel İyimserlik denirdi buna ve dünya tarihinin hep bir iyileşme ile ilerlediği kanıt olarak sunulurdu. Ailelerin de bazı çöküş dönemleri ve felaketlere rağmen daha fazla refaha doğru giden bir tarihi olurdu. Çocuklarının eğitimi için fedakârlık yapan aileler kimi zaman sınıf atlamayı bile başarırdı. Geleceğin daha kötü olacağını düşünen bir genç kuşak var şimdilerde. Bir diplomalı işsizler ordusuna doğru yürüyorlar. Dünya eskisinden çok daha zengin ama bu refah küçük bir grubun elinde toplanmış durumda. Ekonomi yönetimi küçük bir azınlığın çıkarını planlamak anlamında şimdilerde. Kuzey, güney gerilimi, güneydeki yoksulların zengin kuzey ülkelerine akmasıyla sonuçlandı. Üretilen militarist kapital elbette kullanılacaktı. Yıkanlar ve yeniden inşa edeceklerin aynı kategoriye dahil olduğu, her savaş sonrası müteahhitlerin ellerini ovuşturdukları bir sistemdeyiz. Pasifistlerin bile general olduğu, güvenlik politikalarının tartışılmaz hale geldiği, silahsızlanmanın lafının bile edilmediği bir dönem bu. Eski kapital da sömürüye dayalıydı ama paraya çevrilen emek ve zekadan öte kurnazlık şimdilerde.

Sokaklara dökülen Z kuşağını izlerken Gezi direnişini hatırlıyorum hep. Ölümlerle neşenin kırılışını, kötülüğün her seferinde yeniden kazanışını. İtiraz ve öfkenin yaratıcı ifade biçimleri kalbimi kanatlandırıyor ama korkuyorum bir yandan da. Direnenlerin yenilgiler tarihi ezberimde çünkü. Ne olursa olsun bütün direnişler bir yönüyle iyilik tarihine kayıtlıdır insanlığın. Kabul edilemez olana itiraz her gün türlü yalanlarla kendini yeniden üretmeye çalışan sistemleri sarsar.

Z Kuşağı sokaklarda. Fransa’da gençlik dilinde hadi başlıyoruz anlamında kullanılan “ Bismillah” diyorlar, biraz da hor görülen göçmenlerin diliyle. Bismillah, bu karanlık!

Bugünlerin gözde ekonomisti Thomas Piketty “Avrupa’nın orta sınıfını ve alt sosyo-ekonomik gruplarını, Avrupa’nın kendileri için de çalışabileceğine, eşitsizliği azaltmak için yanlarında olabileceğine ve sadece zengin vatandaşların çıkarına çalışmayacağına ikna etmesi gerekmekte.” diyor. Bu iknadan çok uzakta görünüyor AB. Brexit’te de gördük birliğe karşı çıkanların çoğunluğu alt gelir gruplarından.

Gelecek kaygısıyla dolu gençler bu gidişe boyun eğmeyeceklerdir elbette. Bu sokak hareketleri provokasyonlarla gölgelenir ve devletler daha da sertleşirken nasıl bir dönüşüm getirecek, göreceğiz bunu. Polis şiddetini gölgelemek için öne çıkarılan vandalizmle 800.000 kişinin katıldığı eylemlerin değeri düşürülmeye çalışılıyor. Göstericilerin taşkınlık çıkaran insanlar olarak gösterilmesi en fazla da bir algı yaratma girişimi gibi geliyor bana.

Kendi deneyimlerimden biliyorum, içinde bulunduğun ve detaylarına çok hâkim olduğun bir ortamın medyada yansıması oldukça farklıdır. Kurulan anlatı tamamen oluşturulmuş bir bağlamı kanıtlamak içindir. Bugün bu müesses nizam medyası etkisi Sosyal Medya kanalıyla oldukça kırılmış durumda. Bu kadar yaygın bir platformda bilgilenmek mümkün gibi görünse de kitleler genelde kedi videolarıyla, influencer geyikleriyle filan meşgul. Yaygınlaşan en fazla da yalan haber olabiliyor.

Hız çağı her haberin son kullanım tarihini eskitiyor. Kuşaklar arasındaki mesafe açılıyor ve yüreklerin kulakları sağırlaştığı için bağır bağır bağırmaktan başka çare kalmıyor.

Polis şiddetinin yerine bazı göstericilerin vandalizmi sokuluyor gözümüze. Sistemlerin bekçileri kabarık banka hesaplarının üzerine kapanmış durumda. Çok masum ve geçerli taleplerle başlayan direnişler şiddetin araya girmesiyle derin bir sistem sorgusuna evriliyor.

Brüksel’de yaşayan, bir aydır Kıbrıs’ta ailesini ziyaret eden arkadaşım söyledi dün gece. Kıbrıs’ta bambaşka bir hayat var, Avrupa’dan çok uzakta bir hayat bu diye. Sistemi kollayan gelenekler ve aile yapılarından filan konuştuk. Bir arkadaşım Kıbrıs fiziki olarak yakın olabilir ama Londra Filistin’e daha yakın demişti bir dönemdeki toplumsal duyarlığı kastederek.

Gençler sokaklarda… Sırbistan, Hindistan, Nepal, Arnavutluk, Fransa, İtalya ve en son da Yunanistan’da gösteriler başladı. Bu böyle devam edemezdi. İçine sürüklendiğimiz karanlığa karşı çıkılması kaçınılmazdı. Bu başlangıç daha. Bismillah! Bu karanlık.