BİRLEŞMİŞ MİLLETLER: ÇOCUKLARINIZ İKLİM GÖÇMENİ OLACAK!

Onur Olguner

Birleşmiş Milletler geçtiğimiz günlerde iklim değişikliği ile ilgili çok önemli bir rapor yayınladı.

Bu raporda BM, bugün doğacak çocukların kendi ömürleri içerisinde küresel ısınmadan kaynaklı olarak iklim göçünü yaşayacaklarını söyledi.

İklim krizinden en güçlü etkilenecek bölgenin Ekvator Kuşağı olduğu gerçeği, bize Kıbrıs Adası’nın ciddi bir tehlike ile karşılaşacağını gösteriyor. Kıbrıs, 47 ülke arasında, iklim ekstremlerinde en çok artış görülen yedinci, Avrupa ülkeleri arasında ise beşinci sırada.

Yani bugün ülke gündeminin tümünü ele geçirmiş olan seçimlerde sürekli olarak duyduğumuz “çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için” cümlesini en doğrudan etkileyen konunun iklim krizi olduğunu söyleyebiliriz.

Bugün içinde bulunduğumuz siyasada Kıbrıslı Türklerin varoluş mücadelesinde olduğumuzu düşünüyor ve bunun için mücadele ediyoruz. Fakat iklim krizi konusundaki vurdumduymazlığımızın sonucu olarak çocuklarımıza bizlerin bile hayal edemeyeceği büyüklükte kriz bırakacağız.

“Çocuklarınız İKLİM GÖÇÜ yaşayacak!” diye uyarıyor Birleşmiş Milletler.

Ve bu göçün sebebi onlar değil, bizler olacağız.

Bu göçün sebebi ‘şu anda dert çevre değildir’ diyen yaklaşım olacak.

Sosyal bir devlet, iyi bir ülke veya barışın geldiği adayı kurmayı başarsak bile, bugün çevre konusunda duyarsızlığımız bizim çocuklarımızı bu adadan göç etmeye zorlayacak.

Dramatize ediyorsunuz diyenler olabilir, doğaldır. Zaten 10 yıl öncesine kadar “küresel ısınma yoktur” diye canla başla argüman üretenler de olmuştu.

Bu noktada bilinmelidir ki bu uyarıyı yapan bir çevre derneği değil, dünyanın en geniş ve kurumsal örgütlerinden biri olan Birleşmiş Milletlerdir. Ve bu örgüt uyarısına ekler: “2030’a kadar karbon salınımını %50 azaltarak bu krizi önleyebiliriz veya geciktirebiliriz.”

Peki, bizim ‘çocuklarımız için yapılan’ siyasetimiz bu konuda ne yapıyor?

Bu soruyu sorduğumuz noktada karşımıza genelde “milletin derdi geçimdir” cümlesi çıkıyor.

Bu karşı söylem doğruluk payı barındırsa da, ülkemizin siyasetindeki köklü partileri, özellikle de insan kaynağı güçlü olan partileri bizlere göre ‘yürürken sakız çiğneyebilmeli’ ve hem geçim derdi hem de çevre için politikaları aynı anda hayata geçirebilmelidir.

Çünkü tehlikenin durumu hafife alınacak gibi değildir. Olası bir iklim göçünün etkileyeceği ekvator bölgesi, bizleri çölleşmiş bir Kıbrıs Adası ile karşı karşıya bırakabilir. Bunun düşüncesi bile dehşet vericidir.

Düşünsenize barışın geldiği bir ada yaratmayı başarıyoruz, fakat ardından çocuklarımız hep birlikte Rusya’nın kuzeyine, ormanlık bir alana göç etmek zorunda kalıyor.

Veya başaramıyoruz ve Rusya’nın kuzeyinde iki yan yana kasabada Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar federasyon görüşmelerine devam ediyor.

Peki, diyebilirsiniz ki “Elimizden ne gelir?”

Aslında düşündüğümüzden fazlası gelir.

  • Öncelikle karbon emisyonu konusunda bizim en büyük zararımız TOPLU TAŞIMANIN EKSİKLİĞİNDEN kaynaklanıyor. Her bir erişkin bireyin kendi arabası ile yapmaya zorlandığı ulaşım büyük bir çevre zararına sebebiyet verir. Ulaşım için doğaya saldığımız karbon miktarı, bütünlüklü bir toplu taşıma sistemi ile yaklaşık 40’ta 1 oranında düşürülebilir.

Dahası bu adım, tam da gündeme getirilen “geçim derdi” için bu ülkenin insanının kanayan yarasına merhem olur.

  • Bu ülkede artık benzin istasyonu izinlendirme mantığını geride bırakıp şarj istasyonları vizyonuna ağırlık vermek zorundayız. Ülkemizdeki arabaların büyük bir çoğunluğunu üreten Almanya’nın önümüzdeki 10 yıl içerisinde fuel yakıt tüketen araç üretmekten vazgeçeceğini göz önünde bulundurursak, elektrikli araba altyapısını güçlendirme vizyonunun artık bir zaruriyet olduğunu görebiliriz. Bu geçişin altyapısını güçlendirmeliyiz.
     
  • Fosil yakıttan kurtulmalıyız. Yenilenebilir enerji için kapasite sorunu bu ülkenin en önemli gündemlerinden biri haline gelmeli ve güneşin sadece %30-%40’lık bir potansiyelini değil %100 - %200’lük potansiyelini kullanmak için acilen kutunun dışarısında çareler üretecek bir yol haritası ortaya koymalıyız.
     
  • Nasıl buzdolabımızı, televizyonumuzu ve klimalarımızı A sınıfı enerji grubundan kullanıyoruz, artık binalarımızı da A sınıfı yapmak için yasal enerji performansı kriterlerini gündeme getireceğiz. Sadece bu sayede bile ülkemizin elektrik üretimi için harcadığı mazot miktarında ciddi tasarrufa gidebilir ve yine “geçim derdi” açısından ciddi bir rahatlama ortaya koyabiliriz.
     
  • Belki bizler için önemsiz geliyor olabilir fakat doğada 1000 yılda kaybolan tek kullanımlık plastik tüketime artık savaş açacağız. Poşetleri, pipetleri, paket yemek kutularını ve diğer tek kullanımlık plastikleri GERİ DÖNÜŞÜM KAĞITTAN malzemelerle değiştireceğiz.
     
  • Ve en önemlisi bu adayı yeşillendireceğiz! Ormanları ağaçlandıracağız! Yeni ormanlar yaratacağız! Sokaklarını yeşillendireceğiz ve ülkedeki ağaç sayısını mütemadiyen artırmak için bir yarış içerisine gireceğiz!

İşte ilk adımda ‘Ne yapabiliriz?’ sorusuna karşılık gelen ilk adımlar bunlar olabilir. Durumumuzun kötülüğünden dolayı bu ilk adımlar sayesinde ülkemizin doğaya verdiği zarar ciddi oranda azaltılabilir.

Tabi, eğer yaklaşımımız “Gündemimiz çevre değildir!” yönünde ise yaptığımız siyaset çocuklarımız için değildir!

BM’nin uyardığı iklim göçünden etkilenecek insanların ebeveynleri olarak bizler, artık tüm dünyanın farkında olduğu gibi durumun öneminin farkına varmalı ve acilen siyaseti gerçek anlamdan çocuklarımız için yapmaya başlamalıyız.

Zaman çocuklarımız için bu ülkenin yeşilini kurtarma zamanıdır!