Birleşik Milletler!

Serhat İncirli

Be arkadaşlar, biri Sayın Başbakanı uyarsın ya hu!
Bahsettiği kurumun adı “Birleşik Milletler” değil!
“Bitişik Milletler” de değil!

-*-*-

Haaa “bitişmek” nedir?
Köpeklerin cinsel ilişki sırasında birbirine kenetlenmiş olarak bir süre kalması halidir ki bu pozisyonu elinizdeki telefonla görüntüleyip sosyal medyada paylaşırsanız, Türkiye sizi beş yıllığına KKTC Cumhurbaşkanı da yapabilir ki o da ayrı bir mesele!

-*-*-

Ersin Tatar öyle seçilmedi mi?
Yalan mı yazıyorum?

-*-*-

Neyse!
Bu arada belirteyim, dalga geçtiğim anlamını sakın çıkarmayın!

-*-*-

Dedem bazen “arkadaşlar” demez, “arkandaşlar” derdi, çok hoşuma giderdi!
Ve dedelerimin bir tanesi, ki Yeşilırmaklı’ydı ve Yeşilırmak’ta 1964’ten taaa 2000’lere kadar “Birleşmiş Milletler”e mensup askeri birlik vardı… 
Dedem de “Birleşik Milletler” derdi!

-*-*-

İki dedemin de birinci dilleri ne yazık ki Kıbrıs Yunancasıydı!
Köylü Kıbrıs Dili bile diyebiliriz!
Annemin babası bu dilde halk ozanıydı!

-*-*-

Haliyle, bazı Türkçe kelimeleri söylemekte zorlanıyorlardı!
Mesela babamın babası bana hayatı boyunca “Serhat” diyemedi!
“Serkhat” dedi!
H harfinden önce bir de “k” çıkıyordu ağzından!

-*-*-

Başbakanımız da bu konuda bir miktar sıkıntılı!
Ama dikkat edebilir!
Düzeltebilir!
Çalışması lazım!

-*-*-

İnsan, elbette “yabancı bir dili”, ana dili gibi konuşamazsa sorun yoktur da Sayın Başbakan’ın ana dili Türkçe değil midir?

-*-*-

Haaa ben bu tarzı, bu ağzı çok seviyorum hatta bu konuda her hafta Yenidüzen’de yazan Halil Karapaşaoğlu’na da bayılıyorum ama Başbakanımız, Halil değil; Halil de Anavatan destekli Başbakan değil!
Bilmem anlatabildim mi?

-*-*-

Ayrıca belirtmekte fayda var; 18 yaşında Ankara’ya üniversite tahsiline gittim… 
Nuh Peygamber’in gemiye son mıhları çaktığı günlerdi…
Ve ne dediğimi, birçok arkadaşım çok zor anlıyordu…

-*-*-

Düzelttim mi?
Düzeltmek zorunda mıydım?
Kendi dilimi mi kaybettim?
Dilimizi mi kaybettik?
Sevgili Halil, o zaman Sayın Başbakanımız dilimizi korumak adına bir kahraman olarak da algılanabilir mi?

-*-*-

Brüksel yolunda bunları yazmak aklıma geldi… 
Yarın görüşürüz… 
Bu sayfada… 


Armageddon!

Aklı çalışan herkesin gördüğü net bir olay var; bu savaş, Dünya’nın hiçbir ülkesini ilgilendirmiyordu; tamamen İsrail’in bölgedeki dominasyonunu artırmayı hedeflemekteydi…

-*-*-

Ve İsrail, bir yandan Amerika’daki güçlü lobisini kullandı; öte yandan bu lobinin kirli bir ayağı olan Epstein meselesi ile Donald Trump’ı desteğe zorladı…

-*-*-

Avrupa’da bu kirli oyunu ilk gören ya da ilk cesurca açıklayan İspanya Başbakanı – Sosyalist İşçi Partisi Lideri Pedro Sánchez oldu… Pedro Sánchez, açık ve de seçik bir şekilde, Donald Trump ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya “hass.ktir” çekti!

-*-*-

Avrupa’daki öteki liderler, Pedro Sánchez kadar cesur olamadı…

-*-*-

İsrail’in Gazze’deki katliamına karşı çok sert “sözler eden” ama petrol satışını hatta her türlü ürün ihracatını sürdüren Türkiye’den de İran saldırıları ile ilgili çıkan sesler, “ses” bile sayılamazdı…

-*-*-

Şunu belirtmekte fayda görüyorum; edindiğim izlenim şudur; Trump ve Netanyahu’nun başarılı olma şansları çok düşük…

-*-*-

Artık kimse, İran’daki Molla rejiminin katliamlarından bile söz etmiyor… Kaldı ki kimse rejim değişikliği beklemiyor…

-*-*-

Trump, açık bir şekilde, yardım dileniyor…
Tek başına yapamadığını adeta kabul ediyor…

-*-*-

Şu ana kadar her zamanki müttefiki İngiltere başta olmak üzere, hiçbir NATO üyesi, İran’a karşı silah kullanmadı… 

-*-*-

Trump, etti edemedi NATO’yu da tehdit etti…

-*-*-

Bu arada Almanya ve İngiltere, ABD Başkanı Donald Trump'ın "Hürmüz Boğazı'nın açılmasına yardım etmezlerse NATO'yu kötü bir gelecek bekliyor" sözlerine tepki gösterdi.

-*-*-

Trump'ın tehdidine yanıt veren İngiltere Başbakanı Keir Starmer, "Açık konuşayım, bu savaş NATO misyonu olarak düşünülmedi ve öyle de olmayacak" dedi.

-*-*-

Starmer, "ülkesinin savaşın içine çekilmeyeceğini" de vurguladı. İngiltere'nin önceliğinin bölgedeki İngiliz vatandaşları olduğunu belirtti. 

-*-*-

Açık olan bir şey daha var, hem İsrail hem de Amerika, en başta Türkiye olmak üzere, bölgedeki devletleri de savaşa çekmeye çalışıyor… Çünkü sonuca ulaşamayacaklarını anlamış gibiler… 

-*-*-

Bu konuda, Körfez ülkelerindeki bazı saldırılarla birlikte, Türkiye hava sahasında düşürüldüğü açıklanan üç füzenin, “İran tarafından yapılmadığı” iddia ediliyor…

-*-*-

Türkiye Dışişleri Bakanı, “elimizde bazı teknik kanıtlar” var gibisinden cılız ve de sessiz açıklama yapsa da; tam anlamıyla İran’ı suçlamayı kimse tercih etmiyor…

-*-*-

Türkiye’ye, hatta Ağrotur’a ve Körfez’deki birçok hedefe saldıranın İsrail olduğu söylentileri çok fazla!
Tıpkı 11 Eylül saldırıları gibi!

-*-*-

Neyse!
Türkiye umarım savaşa girmez…
Hele bu savaşa NATO, o ya da bu şekilde sokulur ve Türkiye “gireceksin” diye zorlanırsa, ciddi sorunlar yaşar!
Hem ekonomik – hem dini sorunlar!

-*-*-

Ve Kıbrıs’ın Kuzey tarafı da hedef haline gelir!

-*-*-

Türkiye, NATO adına savaşa girerse; müttefiklerinin tamamının Kıbrıs’ta olduğu ile ilgili “bizim kelle kafa nato el gurbanilerin” suratlarını çok merak ederim dersem de yalan olmaz!

-*-*-

Bu savaşı Amerika ve İsrail mi kaybediyor?
Savaşın kazananı yoktur…
Saldıran da saldırılan da kaybedecek… 
Amerika ve İsrail’in, bir veya iki hafta sonra ne kadar daha saldırabilecekleri bilinmediği gibi; İran’ın ne kadar daha direneceği de kestirilemiyor…

-*-*-

Ancak kesin olan bir şey var; eğer kısa sürede bu savaş durmazsa; yayılma olasılığı çok yüksek… Vereceği ekonomik zarar da katlanacak!

-*-*-

Trump ve Netanyahu, kendi ülkelerindeki “yeter artık” baskılarına daha fazla direnemeyecek ve provokasyonlarını artıracak… bu provokasyonlar büyümeyi daha rahat getirecek!

-*-*-

İşin içine Rusya, Çin, Kuzey Kore de girer mi?

-*-*-

Girdi diyelim!
İşte onun adı 3’üncü Dünya Savaşı olmaz!
Ne mi olur?
Armageddon!

-*-*-

Armageddon nedir?
Başrollerinde Bruce Willis ve Ben Affleck’in oynadığı 1998 yapımı film değil elbette… 

-*-*-

Armageddon, kısaca Dünya’nın sonunu getirecek savaştır… 
Hıristiyanlar, bu savaşın ardından kıyametin kopacağına ve yeni bir düzenin kurulacağına inanır… 

-*-*-

İslam’da “Armageddon “yoktur ama kıyamete inanılır… 
İslam inancına göre Dünya’da zulüm ve adaletsizlik arttığında, insanlar doğru yoldan uzaklaştığında, kaos ve güvensizlik yayılacak, Deccal Dünya’ya inecek; Hz. İsa geri dönecek, O’nu öldürecek ve hepimizi kurtaracak. Hatta İsa, sanırım İslam Dini’ni seçecek… 

-*-*-

Bu yazdıklarım kesin mi?
Mutlak doğru mu?
Değil!

-*-*-

Tüm bu yazdıklarım; Deccal, İsa Mesih, din, savaşla ilgili yorumlar, Armageddon ya da kıyamet beklentim; çeşitli haber kaynaklarından ve derlediğim bilgilerden çıkardığım sonuç ve biraz da dini fantazilerden oluşmaktadır… 


İran – İsrail – Amerika savaşına “Yapay zeka savaşı” diyen de var, “Yalan haberler savaşı” diyen de… Sosyal medyada, özellikle İsrail Başbakanı Netanyahu ve İran’ın yeni Ruhani Lideri Hamaney ile ilgili olarak her gün yüzlerce “öldüler, öldürüldüler” haberleri paylaşılıyor… “Keşke” diyesim var ama “ölünün arkasından konuştunuz, ayıp ettiniz, günah” falan diyecekler; bilemedim!