Birbirimizi anlamak için biraz empati yapalım…

Ünal Fındık

 

Önceki hafta Kıbrıslılar çözüm umutlarını bir kere daha İsviçrenin kayak merkezi Crans-Montana’da bıraktı.

Şimdi iki taraf da hem karşılıklı suçlama oyununa, hem de Kıbrıs sorununa ancak ve yalnız kendi görüşleri doğrultusunda çözüm bulunabileceğini anlatıp duruyorlar.

Herkes kendince haklı olabilir. Kıbrıslı Türkler “Türkiyesiz cennete bile gitmek istemezler”. Kıbrıslı Rumlar da “kurulacak olan yeni devletin eskinin devamı olmasını ve bu yeni devlette Türkiye’nin en küçük bir söz sahibi olmasını asla istemezler”.

Bu durumda nasıl bir anlaşma olacak?

Sağcı Rum sendikası SEK Kıbrıslı Türklere çağrı yaparak, “hangi devlette yaşamak istedikleri konusunda karar vermeleri için Kıbrıslı Türklere çağrıda bulundu ve gerçek çıkarlarının ne olduğunu ölçme zamanının geldiğini” iddia etti.

Sanırım SEK’in bu görüşüne güneydeki bütün hayır cephesi de destek veriyor. Bu kesim Kıbrıslı Türklere soruyor “Kıbrıs Cumhuriyeti’nde mi yaşamak istiyorsunuz, yoksa Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası mı olmak istiyorsunuz?”

Açıkçası ben ikisinde de yaşamak niyetinde değilim. Benim hedefim “Birleşik Federal bir Kıbrıs’ta özgür ve bağımsız biçimde yaşamaktır”.

Kıbrıs’ın bütününde eşit ortak olarak yaşamak istiyorum. Bütün Kıbrıslıların temel insan haklarına saygı gösterileceği bir ülke düşlüyorum. Bu amaçla bütün ömrüm boyunca mücadele ettim. Hala da ediyorum. Ama bunun gerçekleşmesi için iki tarafın da bulundukları noktadan bir adım ileri çıkması gerekir.

Crans-Montana’da Anastasiadis malesef “çözümü değil, seçimi öncelik sırasına koydu”. Bunun böyle olduğunu Akel Genel Sekreteri Andros Kiprianou da çeşitli açıklamalarında ortaya koydu. Son olarak Kiprianou, Anastasiadis’e çağrı yaparak “Mont Pelerin’den ayrılması ile ilgili” Akıncı’ya söylediği nedenleri açıklamasını talep etti. Kiprianou, Anastasiadis’in bu nedenleri açıklamaması halinde, bunu kendisinin açıklayacağını da belirtti.

Ben BM Genel Sekreterine de açık çağrı yaparak Crans-Montana zirvesinin başarısız olmasının temel nedenlerini açıklamasını talep ediyorum. Bir Kıbrıslı olarak bunu bilme hakim olduğunu düşünüyorum.

Çünkü 1974’den bu yana 43, 1963’den bu yana 54 ve 1955’den bu yana tam 62 yıldır çözülemeyen ve giderek kangrenleşen Kıbrıs sorunu bütün ömrüzü tüketti. Ben 1956 yılında savaşın içine doğdum. Bugün 60 yaşımı doldurdum hala Kıbrıs sorunu ile yatıp, Kıbrıs sorunu ile kalkıyorum.

Çocuklarım bugün 30’lu yaşlara merdiven dayadı onlar aynı benim gibi Kıbrıs sorunu ile yatıp, Kıbrıs sorunu ile kalkıyor.

Çözüm ve barış için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Yeter artık.

Bırakın seçimlerinizi, seçimleriniz hiç bitmez. Birinizin biter, öbürünüzün başlar. Bu süreçte de seçilme gaylesiyle herkes biraz milliyetçi olur. Bu incir ipi gibi uzayan Kıbrıs sorununu bitirin de varsın seçilmeyin. Bu yaştan sonra yenniden seçilseniz ne olacak, seçilmeseniz ne olacak?

Bırakın artık birbirinizi suçlamayı. Oturun ve bir başlangıç yapın. Karşılıklı birbirinizi anlamaya çalışın. Yalnızca kendi toplumunuzun isteklerini değil, bu coğrafyada birlikte yaşayacağınız digger toplumların isteklerini de anlamaya çalışın.

Bir orta noktada buluşarak bir yerden başlayın. Sonra bunu birlikte geliştirebilirsiniz. Ama herşeyi başlarken alayım öyle başlayım derseniz, kusura bakmayın bunca yıldan sonra bu kolay değil. Hatta imkansızdır.

Çünkü birbirimize güvenmiyoruz. Daha doğrusu 1963-1974 arasında yaşananlardan sonra biz Kıbrıslı Rumlara, 1974’de yaşananlardan sonra da Kıbrıslı Rumlar Türkiye’ye güvenmiyor. Bu doğaldır. Bunu aşmak için zamana ihtiyaç var. Bunun için bir yerden başlamamız gerekir.

Birbirimizi anlamaya çalışmaz ve empati yapmazsak çözüme zor ulaşırız.