Biraz Huzur Deli Kalbim

Neşe Yaşın

Kim bilir her biriniz nasıl uyandınız bu sabah ve gün neler getirecek? Benim içimde iki yana doğru çekilen arada kalmış duygular var. Bir yanda günlerin ve zamanın ağırlığı altında ezilip başını uzatmaya çalışan bir yaşama sevinci diğer yandan da belleği yorgun düşüren uzak ve yakın kederler. Bir yanda sokaklara ve insanlara karışmaya çağıran bir uçuculuk ve hafiflik diğer yanda yapılması gerekenlere kafayı takmış bir nizami ve başka yoğunlaşmalara doğru meyleden filozof.
En kötüsü evi de dışarıyı da kapsayan sorumluluk duygusu. Söz verilen bir etkinliğe gitmek ya da evde kalıp bitirilmesi gereken yazıya yoğunlaşmak arasındaki gerilim.
Böyle kararsız olduğunda hayat bir yerlere sürüklüyor seni… Çoğu zaman olduğu yerde olamayanlardanımdır ben… Bulunduğum yerdeyken şimdi başka bir yerde olsam hayatıma başka pencereler açılabilirdinin iç kemirmesini yaşarım. İşte bu hallerdir insanı sakar yapan… Böyle bir hafta sonu dağınıklığım vardır maalesef. Sayısız şey yapmak isteyip hiçbirini doğru düzgün yapamama durumu… Biraz da hayat pek de istenildiği gibi gitmediği içindir bu… Üretimsiz, heyecansız, aşksız günlere dair enerjisiz bir ruh hali…
Güzel havalar daha da kötü yapar böylesi Araf’ta kalmışlıkları. Güneş sırıtıp durur pencereden. Yağmurdur durumu kurtaracak olan. Şu yağmurlu ruh haliyle güneşli bir güne uyanmaktır esas sorun.
Hayat ne kadar şaşırtıcı… Her an yeni bir sürprize gebe… Böyle düşündüğün anda diken üstünde oluyorsun hep. Aslında bunun işaretlerini alıyor insan sanki bilmeden. Hiçbir özel neden yokken içim içime sığmıyor bazen mesela. Sanki bir yerlerde benim de dâhil olmam gereken bir şeyler olmakta ve ben dışındayım duygusu. Sanki bir yerlerde birisinin gözleri beni arıyor ama ben köşemde oturmuş uçan atlı arabalarımın gelmesini bekliyorum. Ah, biraz huzur be deli kalbim!
Ne yapsan olmuyor bazen derler ya… Aslında olmasını çok da istemiyorsundur bir nedenle ve o yüzden olmamıştır. Bazen de çok istediğin için heyecandan elin ayağına dolanır, bir sakarlık yapıp olabileceği olmaz kılarsın. Korumaya almışta olabilirsin kendini… Başlayan bir hikâyenin nereye yol alacağını; nasıl sonuçlanacağını az çok bilirsin çünkü…
Böyle telaşlara kapılan yalnızca ben değilim biliyorum bunu… Başkalarını da izliyorum bir yandan. Hızlı hayat tempoları içinde bir şeyleri yakalamaya çalışıyorlar. Oysa bazen yalnızca kendi içinde o aradığın şey. Yani biraz durup kendini dinlesen aslında aradığının ne kadar yalın ve bütün bu tantanaya mahal vermeyecek bir şey olduğunu anlayacaksın. Hayat biz karıştırdığımız için karmaşık çoğu zaman.
Kimi zaman içi paramparçadır insanın. Öyle acıyordur ki bir avuntu gerekir biraz dinmesi için. Unutabilmek içindir o hızlı tempo. İçindeki sesi işitmemek için meşgaleye ve gürültüye; ayazdaki kalbini ısıtmak için birilerinin sarılışına ihtiyacın vardır sadece.
İnsanın delirtici bir ıssızlık, boşluk duygusu yaşadığı anlar ve mekânlar vardır. Yalnız, uzun yolculuklardaki bazı tek başınalık anlarında deneyimlerim ben bunu… Bir yandan içim ürperir ve keder kuyularına dalarım. Bir yandan da bir özgürlük hissi verir bu bağlantısızlık hali. Dünyanın bir yerinde seni düşünen birilerinin olduğunu bilmek rahatlatıcıdır kuşkusuz. Yine de bu kişinin her an gidebileceğini göz önünde bulundurup ona göre bir hayat tasarımı oluşturmak en iyisi. Sonuçta, başkalarına dayalı bir hayat ne denli güvenli olabilir?
Yalnızlık güzellemesi yaptığım sanılmasın. Tek başınalık benim daha çok da sözünü ettiğim. Tek başınalık fiziksel bir durum, yalnızlık ise kalabalıklar içinde de mümkün. Tek başına değilsen yalnızlığın azalmış gibi geliyor sana ama basbayağı bir yanılsama bu.
Bir Pazar gününde kimseyi hüzünlendirmek istemiyorum. Kendi içime doğru bakıyorum sadece ve bunu yaparken başkalarının da içine baktığımı biliyorum. Kendi alnımda okuyorum başkalarının kaderimi.
Her sabah yeni bir umutla doğuyor sonuçta. Bir günün hangi renge boyanacağı bizim elimizde biraz da… Yazım sizi kederlendirdiyse güzel bir müzik açın, bir ağaca bir çiçeğe bakın derim. Ben öyle yapacağım.