Bir vasiyet yerine getirildi…

Sevgül Uludağ

1963’te “kayıp” edilen ve 55 yıl sonra Tekke Bahçesi kazılarında Ayvasıl mezarlarında kalıntıları bulunan Ahmet Derviş, geride bıraktığı eşi Şerife Derviş’in evlatlarına vasiyet ettiği gibi, Çınarlı’da (Bladan) onun mezarının hemen yanına defnedildi…

 

 

Bir “kayıp” yakınının vasiyeti yerine getirildi dün: 1963’te Lefkoşa’da “kayıp” edilen Ahmet Derviş, sevgili eşi Şerife Derviş’in altı evladına vasiyet etmiş olduğu gibi kendi mezarının hemen yanına defnedildi Çınarlı’da (Bladan)…

Bir vasiyet yerine getirildi: 1963’te altı çocuk babası, NAAFİ’de şöför olarak çalışan Ahmet Derviş, Mağusa’daki NAAFİ satış mağazasından Ağrotur’daki NAAFİ satış mağazasına kamyonla gıda malzemeleri ve diğer şeyler götürürken, Lefkoşa’da öldürülüp “kayıp” edildi… Öldürüldü, sonra naaşı alınıp Lefkoşa Genel Hastanesi morguna götürüldü. Burada bekletildi öldürülmüş diğer Kıbrıslıtürkler’in naaşlarıyla birlikte… Bir liste yapıldı Kıbrıslırum hastane yetkilileri tarafından… Tarih 4 Ocak 1964 idi… Dendi ki “Aralık 1963’te öldürülmüş bazı Kıbrıslıtürkler’in naaşları Lefkoşa Genel Hastanesi morgundadır… Gelip alınız…” ve 21 veya 22 kişilik bu liste, Kızılhaç aracılığıyla Kıbrıslıtürk yetkililere gönderildi. Kıbrıslıtürk yetkililer gidip almadılar bu naaşları morgtan veya gidemediler. Kızılhaç’a da “Siz getirin naaşları bize, Ledra Palace’a kadar, oradan alalım” da demediler. Kıbrıslırum makamlar bir süre bekledikten sonra bu naaşları alıp Ayvasıl Kıbrıslıtürk mezarlığının dışına açtıkları çukurlara topluca gömdüler.

Kıbrıslıtürk makamlar Ayvasıl’a gömü yapıldığını öğrenince, gidip bu toplu mezarları İngiliz askerleri eşliğinde açmak istediler. 13 Ocak 1964’te üç gün üç gece sürecek kazıya geçmeden önce, Kıbrıslırum yetkililer “panik” yaşadılar ve 13 Ocak’tan bir veya birkaç gece önce buraya bir “kazı ekibi” gönderip dokuz veya daha fazla sayıda Kıbrıslıtürk’ün naaşını alıp kaçtılar – çünkü Kıbrıslıtürk makamlara verdikleri liste 21-22 kişilikti – oysa Ayvasıl’da da öldürülmüştü dokuz Kıbrıslıtürk ve aynı alana gömülmüştü… Kıbrıslıtürk yetkililer toplu mezarları açtığında hastane listesindeki 21-22 kişi değil, 30-31 kişinin ortaya çıkacağını anlayıp “panikledi” Kıbrıslırum yetkililer ve bir gece “operasyonu”yla, dokuz veya daha fazla sayıda Kıbrıslıtürk’ün naaşını ikinci kez “kayıp” ettiler.

Kıbrıslıtürk yetkililer toplu mezarları kazdıkları zaman, buraya gömülmüş olanların, hastane morgundaki Kıbrıslıtürkler’in naaşları olabileceğini biliyordu ama bunu halka söylemediler. Onun yerine “Ayvasıl katliamı! Ayvasıl katliamı! Bakın ne çok insan katledildi Ayvasıl’da” dediler. Buradan çıkarılan Kıbrıslıtürkler’i Tekke Bahçesi’ne defnettiler… İsimsiz mezarlara koydular çoğunu ve “Ayvasıl 1”, “Ayvasıl 2”, “Ayvasıl 3” yazdılar mezarların üzerine…

11 yıl önce bunları yazmıştık bu sayfalarda ama Kayıplar Komitesi’nin Tekke Bahçesi’ni kazmasına “izin” yoktu… Kıbrıs’ın kuzeyini yönetmekte olan “yetkili” makamlar izin vermiyordu kazılara. Biz “Burada kayıplar gömülüdür” diyorduk ama on yıl direndiler izin vermemek için… On yıl yılmadık, yazdık, çizdik, konuştuk, buraya gömülü olabilecek “kayıp” yakınlarını konuşturduk. Burada gömülü olan bazı “kayıplar”ın yakınları Kaymaklı’dandılar ve bir dernek kurup onlar da talepte bulundular. Sonuçta ancak 2016 yılında kazıya sınırlı bir “izin” çıktı – yalnızca Ayvasıl’dan getirilmiş mezarlar kazılacaktı. Bir de 1974’te üzerine “Önder İbrahim” yazılmış mezarda kazı yapılacaktı. Hepsi bu…

Kazıldı mezarlar, Kayıplar Komitesi kazı ekibi tarafından ve gerçekler açığa çıktı… Evet, tam da söylemiş olduğumuz gibi, buraya yalnızca Ayvasıl’da bazı Kıbrıslırumlar tarafından öldürülmüş Kıbrıslıtürkler gömülmemişti, aynı zamanda Lefkoşa’nın çeşitli yerlerinde ve Kaymaklı’da öldürülmüş ve “kayıp” edilmiş bazı Kıbrıslıtürkler de vardı. Bunlar arasında Ahmet Derviş de vardı, Hüseyin Ruso da vardı, Ömer Depreli de vardı, Goççinolar da vardı… Tümü de “kayıp”tı… Ama aslında “kayıp” değillerdi… İşte burada, Tekke Bahçesi’nde yatmışlardı 54 yıl boyunca ve en nihayet ailelerine geri dönüş süreci küçücük tabutcuklarda başlıyordu…

Ahmet Derviş’ten geride kalanlar da Ayvasıl mezarlarından birinde bulundu… DNA testleriyle kimliklendirildi Kayıplar Komitesi tarafından… Dün onun defin töreni vardı. Bu yüzden Çınarlı’ya (Bladan’a) gittik…

Çınarlı yani Bladan, Lefkonuk (Geçitkale) köyünün yukarısında bir yerde… Uçsuz bucaksız gibi görünen boş arazilerden, tepeliklerden geçilerek gidiliyor buraya… Mezarlıkta toplanıyoruz…

Ne çok kalabalık var: Ahmet Derviş’i ve ailesini tanıyanlar, eşleri dostları, akrabaları, tanıdıkları civar köylerden de geliyorlar… Tarım Bakanı Erkut Şahali, Mağusa eski Belediye Başkanı Oktay Kayalp da burada… Geçitkale (Lefkonuk) Belediye Başkanı Hasan Öztaş da burada… Daha önce tanıma fırsatı bulmadığım, Lefkonuk’ta yaşayan iki yeğenimle tanışıyorum: Eray ve Hasan Burçin… Anneleri Şaziye ablaya gidip sesleniyorum…

Bir vasiyeti yerine getirmek için buradayız: Ahmet Derviş’in sevgili eşi Şerife Hanım, 1963’te kocası “kayıp” edilince, Artemi’de (Arıdamı) kalamamış artık, altı evladını da yanına alarak babasının anasının köyüne, Bladan’a gitmiş, tek bir odacıkta altı çocuk ve ana babasıyla yaşamaya… Onları büyük bir yokluk ve yoksulluk bekliyormuş… Altı evladının en büyüğü 11 yaşında, en küçüğü 14 aylıkmış… Bu evlatçıklar hayata tutunabilmek için küçük yaşlarda çalışmaya başlamışlar… Kimisi terzi olmuş, kimisi demirci… Kimisi Londra’ya gitmiş ama hepsi de anneciklerini çok sevmiş, ona sarılmışlar babalarının yokluğunda… 2008 yılında anneleri Şerife Hanım vefat etmeden önce vasiyet etmiş evlatlarına: “Vasiyetimdir, kocam Ahmet’i yanıma gömün” demiş.

Şerife Hanım vefat ettiği zaman, yanındaki mezarı satın almış evlatları ve bu sözcükleri bir tabela yapıp oraya koymuşlar: “Vasiyetimdir, kocam Ahmet’i yanıma gömün…”

Bugün Şerife hanımın kocası “kayıp” Ahmet Derviş’i yanına gömüyoruz işte…

Hoca dualar okuyor, askerler taşıyor tabutu, saygı duruşu ve saygı atışı yapıyorlar Çınarlı mezarlığında ve Ahmet Derviş’in oğlu Mustafa Kocayiğit, annesinin mezarının yanına kazılmış mezarın içine giriyor, babasının küçük tabutunu kucaklayıp onu defnediyor buraya…

Bir vasiyet yerine getiriliyor: Artık Şerife Derviş, yanıbaşında Ahmet Derviş’le yan yana yatacak… Artık evlatları ve torunları onları görmeye gelebilecek, her ikisine de güller, yaseminler, güldamlaları getirecekler, mezarlarına su dökecekler, dua edecekler… Bayramlarda, ölüm yıldönümlerinde gidebilecekleri bir mezarı olacak Ahmet Derviş’in… Tekke Bahçesi’nde isimsiz bir mezarda, isimsiz cisimsiz yatmayacak artık…

Torun Ahmet Kocayiğit konuşuyor defin töreninde ve şöyle diyor:

“Sayın Milletvekillerim, Belediye Başkanım, Komutanlarım, sevgili ailem ve değerli dostlarımız bizi bu özel günümüzde yalnız bırakmadığınız için hepinize teşekkür ederim.

Bugün burada 1963 yılında şehit edilen dedem Ahmet Derviş’i ait olduğu topraklara defnetmek için toplanmış bulunmaktayız.

Dedem şehit edildiği zaman henüz 34 yaşında idi. Geride gözü yaşlı bir kadın ve en küçüğü henüz kundakta, en büyüğü ise 11 yaşında olan altı tane çocuk bırakmıştı.

Rahmetli nenem kim bilir ne gibi gelecek planları varken, birden kendini altı çocuk ile dul bir kadın olarak buldu. Arıdamı’nda bulunan evini boşaltarak Çınarlı’da oturan annesinin yanına taşımış ve altı çocuğu ile tek göz bir odada yaşamıştır. Çocuklarını bu zor şartlar altında büyütrek bugünlere gelmelerini sağlamıştır. O çocukları için kendi hayatından vazgeçen, elleri öpülesi, büyük, fedakar bir kadındı. Huzurlarınızda nenemi de saygı ve rahmetle anıyorum.

Ben dedemi çevremdeki insanların söylemlerinden tanıdım, tanımaya çalıştım. Bana söylenen, benim ona ne kadar benzediğim idi. Bizimle birlikte aynı mahallede yaşayan rahmetli Ayşe nenemiz beni her gördüğünde dedeme ne kadar benzediğimden bahsederdi. Dedem şehit olduğu gün kendisinin yol kenarında koyunlarını otlattığını, dedemin arabası ile yanına gelerek “Ayşe aba bu Rumlar yine azıttı, koyunlarını burada otlatma, köyüne yanına git” diyerek kendini köye gönderdiğini anlatırdı. “Beni köye gönderdi, kendisi gitti de gelmedi” diyerek gözyaşlarını tutamazdı.

Dedemin bundan sonra dini ve özel günlerimizde ziyaret edebileceğimiz, başında dualarımızı okuyacağımız bir kabri olacak. Dedemin bulunmasında emeği geçen Kayıplar Komitesi’nde görevli geçmişte çalışmış ve şu anda çalışmakta olan kapıcısından arkeoloğuna, araştırma görevlisinden genetik mühendislerine kadar herkese çok teşekkür ederim. Bir teşekkürü de bu kayıpların bulunmasında çok emeği olduğuna inandığım gazeteci yazar Sevgül Uludağ hanımefendiye etmek istiyorum. İyi ki varsınız.

Bizimle birlikte aynı acıları yaşayan birçok vatandaşımız bulunmaktadır. Umarım en kısa zamanda onlar da kayıplarına kavuşurlar. Sözlerime son verirken dilerim ki özlede kendi toplumumuz, genelde ise hiçbir toplum bundan sonra böyle acılar yaşamaz, yaşamak zorunda kalmaz.

Hepinize tekrardan cenaze törenimize katıldığınız için teşekkür ederim…”


 

 “Kayıp” Ahmet Derviş’in oğlu Mustafa Kocayiğit:

“10 yaşından sonra bugün babama kavuştum…”

Dün, Çınarlı mezarlığına defnettiğimiz “kayıp” Ahmet Derviş’in oğlu Mustafa Kocayiğit, sorularımızı şöyle yanıtladı:

SORU: Altı kardeşsiniz… Büyükten küçüğe doğru sıralayabilir misiniz bana?
MUSTAFA KOCAYİĞİT:
Derviş, Mustafa, Taner, Tüner, Gülay ve Mahan…

SORU: Babanız “kayıp” edildiğinde kaç yaşlarındaydınız?
MUSTAFA KOCAYİĞİT:
Ben on yaşlarındaydım, Derviş 11 yaşlarındaydı. En küçüğümüz Mahan 14 aylıktı.

SORU: Şimdi artık babanızın bir kabri olacak… Annenizin vasiyet ettiği gibi, yanına defnettik bugün. Ne hissettiniz?
MUSTAFA KOCAYİĞİT:
Dünyalar benim oldu, 10 yaşından sonra bugün babama kavuştum… En azından bir dua okuyacağım, ziyaret edeceğim bir yerim var, gelebilirim.

SORU: İnşallah bir daha böyle şeyler yaşanmaz…
MUSTAFA KOCAYİĞİT:
Evet…
GÜLSÜM KOCAYİĞİT (Mustafa Kocayiğit’in eşi): Çocuklarımız, torunlarımız böyle şeyler görmesin çünkü maddi-manevi, büyük bir yıkımdır.

SORU: Nasıl hayatta kaldıydınız, altı çocuk, anneciğiniz?
MUSTAFA KOCAYİĞİT:
Vallahi 10 yaşındaydım ben, Kızılay yardımlarıyla geçinmeye çalıştık. Annemin ailesinin da ekonomik durumu iyi değildi. O şekilde yaşadık. Ben ortaokula gittim, liseye geçemedim, iş hayatına atıldım. Okulu bırakıp Maraş’ta işe başladım demirci olarak. Derviş terzilik yapardı. Tüner makinistlik, doğrultmacılık yapardı, Taner’i da götürdüydüm, beraber işlerdik, demircilik yapardık. 74’ten sonra da İngiltere’ye kaçtı o… Kardeşlerimizin üçü gitti İngiltere’ye, üçümüz buradayık…  Şimdi cenaze için geldiler…

SORU: Çok teşekkürler…
MUSTAFA KOCAYİĞİT:
Biz teşekkür ederiz… Verdiğiniz emekten dolayı size teşekkür ederiz çok…