Toplumsal algının en çok yanıldığı, dışarıdan bakıldığında en konforlu görünen ama içine girildiğinde adeta bir varoluş mücadelesine dönüşen mesleklerin başında öğretmenlik gelir.
Yaygın bir yanılgı, bu mesleği "yarım gün mesai, üç ay yaz tatili ve güçlü sendikal koruma"üçgenine sıkıştırmaya çalışır. Olayların uzağında olanlar için “bu öğretmenler de hiçbir şeyi beğenmiyor” şikayetleri, aslında sistemin yapısal sorunlarına karşı verilen bir hayatta kalma refleksidir.
Çünkü gerçek resim, dışarıdan görünen o sığ algıdan çok farklıdır. Öğretmenlik, sadece müfredat aktaran bir sıradanlık değil; her sabah sınıf kapısından girildiğinde onlarca farklı rolün eşzamanlı olarak kuşanıldığı, yüksek düzeyde duygusal ve zihinsel emek gerektiren, yıpratıcı bir meslektir.
Arkadaşlarıyla iletişim kuramayan çocuklar artık okullarımızdaki en kalabalık grup oldu. Kendini tanımayan, tanıtamayan, “merhaba”, “günaydın”, “özür dilerim” demeyi bir türlü öğretemediğimiz çocuklarımız. Canın çektiğini yapan, çekmediğini yapmayan, arkadaşlarına şiddet uygulayan, dalga geçen, küfürlü konuşan, çevreyi kirleten, kullandığı eşyalara zarar vermeyi kendine hak gören, sorumsuz davranışları tavan yapan çocuklarımız…
Karneler, diplomalar verildi. Okullar kapandı ama yeniden açılacak ve korkarım ki öğretmenlik mesleğinin ne olduğunu, ne olması gerektiğini, toplumsal önemini fark edemeyen aynı anlayışla okulları açarsak, çocuklarımızın yukarıda saydığım davranışları katmerlenerek artacak önümüzdeki yıllarda…
Dahası günümüz dünyasında çocukların ve gençlerin bilgiye ulaşma biçimleri, dikkat süreleri ve psikososyal ihtiyaçları kökten değişti. Sanal dünyanın, sosyal medyanın, internet dünyasındaki bilgi kirliliğinin tam ortasında büyüyen çocuğa "doğru ve nitelikli bilgiyi seçme, analiz etme ve eleştirel düşünebilme becerisini” kazandırma dünyanın en zor işidir.
Eğitimin yakalaması gereken hedefleri vardır. Bu hedeflere ulaşmadaki en büyük rol öğretmenindir. Dolayısıyla "Kim öğretmen olmalıdır?" sorusu, sadece siyasilerin karar verebileceği bir mesele değildir. Bu mesele bir toplumun yarınını nasıl kurmak istediğiyle doğrudan ilgilidir.
Eksik kadrolarla, kalabalık sınıflarla, yetersiz altyapılarla mücadele ederek işini yapmaya çalışan öğretmenlerden, bir de mesleklerini sıradanlaştırmalarını oynamalarını beklemek insafsızlıktır.
Kimin, nasıl, ne şekilde öğretmen olacağına bırakın eğitim bilimi karar versin. Bari bu konuda siyasi hesaplarınıza biraz ara verin. Çünkü çocuklarımızı kaybediyoruz.
Anlayana Gülmece
Güneşin Batışı
Ressam İki arkadaş, sergide bir tabloyu seyrederek birisi hemen söze başlar:
- Şuna bak, dedi, güneşin doğuşunu canlandırmaya çalışmış ama başaramamış.
Diğeri düzelttir:
- İmkânı yok, mutlaka güneşin batışıdır...
- Belki öyledir. Ama nasıl oluyor da bu kadar kesin konuşabiliyorsun?
- Valla bu ressamı çok iyi tanırım ne Güneş yapmasını bilir ne de Ay, ha bir de sabah 11’den önce uyanmaz…
Okumuş muydunuz?
Küçük bir hatayı düzetme ki, ileride karşına çok büyük bir hata olarak çıksın
Benjamin Franklin