Eğitimdeki sorunların nedeni; yanlış kararın ürünü değil, yanlış yönetim anlayışının kendisidir.
Bir ülkede okullar açılıyor ama eğitim başlayamıyorsa, öğretmen ihtiyacı bilimsel ölçütlerle değil siyasi hesaplarla karşılanıyorsa, öğretmenin yasal hakkı bir lütuf gibi sunuluyorsa, gençler geleceksizlikle boğuşurken ülkenin insan kaynağı plansızca yönetiliyorsa, hastanede bebekler, gemi yolculuklarında insanlar ölüyorsa orada sorun birkaç bürokratın hatası, birkaç bakanın beceriksizliği ya da birkaç eksik mevzuat değildir.
Sorun, ülkenin nasıl yönetilemediğidir!
Kuzey Kıbrıs’ta bugün tartışmamız gereken tam da budur. Çünkü eğitimde yaşadığımız sorunlar, kamu yönetimindeki çarpıklıklardan, liyakatin aşınmasından, siyasi çıkarların kamusal yararın önüne geçmesinden ve hesap verme kültürünün yokluğundan bağımsız değildir.
Sorunları üreten bu çarpık anlayışı sorgulamak zorundayız.
Örneğin okulun hazır olup olmadığını önceden belirlemek için gerekenler bellidir: Veri, planlama, bütçe, denetim ve koordinasyon. Bunların hiçbiri mucize değildir. Bunlar, yönetmenin en temel gerekleridir. Bunlar yoksa yönetme yok demektir.
Bir ülkenin çocukları sınav sorularını çözebiliyor ama öğrendiği bilgiyi gerçek yaşamda kullanamıyorsa, metni okuyabiliyor ama anlamını değerlendiremiyorsa, doğru cevabı bulabiliyor ama neden doğru olduğunu açıklayamıyorsa eğitim sisteminde ciddi yanlışlar var demektir.
Bir ülkenin gençleri geleceğini başka yerlerde aramak zorunda hissediyorsa bunun sorumluluğu yalnızca gençlerin tercihlerine yüklenemez. O ülkenin sunduğu fırsatları, adalet düzenini ve yönetim anlayışını da sorgulamak gerekir.
Gençlerden bu ülkeye inanmalarını istemeden önce, bu ülkenin gençlere inanılır bir gelecek sunmasını sağlamalıyız.
Eğitimde gerçek bir dönüşüm istiyorsak önce yönetim anlayışını değiştirmek zorundayız.
Bilimsel veriler, siyasi hesapların önüne geçmelidir. Öğretmen atamaları nesnel ölçütlerle yapılmalıdır. Okulların ihtiyaçları önceden belirlenmeli, bütçeleri gerçek ihtiyaçlara göre oluşturulmalıdır. Öğrenci güvenliği, rehberlik ve özel eğitim hizmetleri sistemin ayrılmaz parçaları hâline getirilmelidir. Öğretmenlerin hakları zamanında teslim edilmeli, okul yöneticileri yalnız bırakılmamalıdır.
Ve en önemlisi, her kararın bir sorumlusu, her hedefin ölçülebilir bir göstergesi, her kamu harcamasının denetimi ve her başarısızlığın halka verilecek bir hesabı olmalıdır.
Bir ülkenin geleceği, yönetenlerin kürsülerde söyledikleriyle değil, çocukların sınıflarında yaşadıklarıyla şekillenir. Bu nedenle okullarımızı günü kurtarmaya çalışan kurumlara dönüştüren bu anlayışı değiştirmeden hiçbir şeyi gerçekten değiştiremeyiz.
Aklınızda Bulunsun
Okullar Kime Ait?
Hiç düşündünüz mü, okullar kime ait?
Sanılanın aksine okullar ne devletin ne de özeldeki sermaye sahiplerinindir. “Okullar; öğrencilere, öğretmenlere, topluma ve gelecek nesillere aittir.” Bu nedenle herhangi bir okul için yapılacak herhangi bir değerlendirme bu olguların tamamını düşünme gerekliliği vardır.
Anlayana Gülmece
Balık Baştan Kokar
Balık pazarından geçen yaşlı bir adam, balıkları tek tek eline alıp kuyruklarını kokluyor… Bunu göre balıkçı adama sesleniyor…
- “Amca, nedir yaptığın… Balık baştan kokar, kuyruğundan değil”
Yaşlı adam, iç çekerek, yanıt verir:
- “Biliyorum oğlum, etrafı koku sardı zaten… acaba kuyruğa kadar kokmayan balık var mı diye bakıyorum”