Bir sabah

Cenk Mutluyakalı

 

Bir sabah

Bir küçük büfede, portakal limon karpuz sıkasım var.
Minik minik meyve salataları yaparak satasım, üstelik de büfeyi sadece akşam serininde açasım var.

***

Bir olta, bir kova, bir de küçük radyoyla deniz kenarına kaçasım var.,

***

Limasol limanından bir kocaman gemiye ilk bileti alarak, sonra hep denizde kalasım var; garsonluk da olur bulaşıkcılık da, fark etmez.
Hangi yöne bakarsam bakayım mavi göreyim, insan cıvıltısı duyayım yeter, bu 'tekrarı bitmez' gürültülerden uzak kalasım var.

***

Bir tarlanın ortasına, küçük bir kulübe yapasım var.
Domates fideciklerini toprağa dikesim, maydanoz tohumlarını atasım ve 'ne güzel de büyüyorlar' diye bakasım var...

***

Kitap yazasım var, senelerdir başlayıp da bitiremediğim romana sarılasım var...

***

Bir sabah, nem kadar sessiz, kaçasım var.

-----------------------------------------------------

İlle güvercinlerden

Bu acılı adada, bu kadar çok avcının, hem de onbinlerce; böylesine silahı sevmesi rastlantı mı sizce?
Yoksa barut kokusu ve kurşun seslerinde büyütülen' bir 'militarizmin' dayatması mı?

***

Hemen her erkeğin çocukluk albümünde ‘küçük asker’ fotoğrafı eksik olmaz, 'kamuflaj' içinde....
Peki niye yoktur ki ‘küçük bilim insanı’, ‘küçük çevreci’ ya da ‘minik barış elçisi’ pozları...

***

Ve kanıksarız şehir ortasında karşımıza dikilen nöbetçi kulübesini, plajın ortasına çekilen dikenli teli, üniversitenin karşısına konuşlanmış tankı, topu, köy yolundaki barikatı...

***

‘Savaşta Ne Yaptın Baba’da ne demişti Can Dündar...
"Savaş korkuyor kazlardan, kuğulardan, bülbüllerden, ille güvercinlerden..."

--------------------------------------------
Altını çizdim

“İnsan kadife bir hatıradan başka nedir ki? Geçmiş: Üstümüzü her gece onunla örttüğümüz... Uykuların derininde kor yankılarına düşer gibi olduğumuz ve sonra unuttuğumuz. Dağın doruğu ile dağın derini arasındaki mesafeden başka nedir ki insan: Derininde kor tutmuş haller, doruğunda ıssızlık bilgisi...”
Birhan Keskin / OT dergi

------------------------------------------------

------------------------------------------

Şişman, zayıf

Bu ‘kilo’ işi zor, gerçekten!..
Kimse bir ortasını bulamıyor.
Yani ‘şişmanlamak’ da zor iş...
Tam tersi ‘zayıflamak' da...
Herkesin, sürekli göz önünde olduğu ve bir başkasını seyre daldığı ‘dar toplum psikolojisi’nde sürekli bir ‘vah’lama hali...
Şişmanlasanız vah, zayıflasanız yine aynı...
- Noldu ama sana?


***

- Çok kilo aldın, dikkat et biraz, diyorlar...
‘Çok çirkin’ demeye de dili varmıyor pek kimsenin...
“Ne öyle lopur lopur” dese de gözleri.
‘Çirkin’ diyemiyorlar ya, hemen ‘profesör’ edasıyla iliştiriliyor yorum:
- “Sağlığın için canım, yoksa bu halin çok yakışıyor sana...”
Peki tam tersi bir durum varsa...
O da dert.
- Çok kilo verdin, bir hastalık yok, değil mi?
- İyi görmedim seni...
- Aman ‘kötü bir şey’ olmasın da...
- Ne olur başka kilo verme, yeter...

***

“Şiştin, davul oldun” ile “Çöktün, betin benzin soldu” arasında ortası bulunamaz bir terazi bu!..

***

Mesele aslında çok basit, gırtlağına sahip çıkınca ‘normalleşiyor’, kendini '’yemeye içmeye’ adayınca yağlanıyorsun.
Diyet listeleri falan hikaye!..
Geçici hevesler.
Öyle kibrit kutusu kadar peynir, bilmem kaç kilogram kıymadan köftenin sürdürülebilir tarafı yok.
'Üç beyaz' formülü galiba en basiti.
Ekmeği kes, tuzu, şekeri!..

***

‘Sağlık’ tamamsa....
Ve keyfiniz yerinde...
Tüm bu söylenmeler içinde  hepsi hepsi ‘size ne’ demek kadar basit mesele...
Yoksa biliyorum, ‘su içse’ yarıyor bazen kimisine !

-------------------------------------------------

İnsana veda zor

Omaç abi’nin birinci yıl anma törenine gidemedim.
Çok önemli bir proje vardı, tamamlamam gereken, öyle de, belki de bahane sadece...
Çok etkilenmiştim, ardından.
Çünkü son günlerinde, birkaç kez yanına gitmiş, ‘hayatla vedalaşma’ sürecini görmüş, hep etkisinde kalmıştım...
İnsan, uyumalı, uyanmamalı sonra...
Hiç bilemeden ‘son’a doğru yolu, yolculuğu...
Çok zor..
Gidemedim...
Ne olur sevgili Arkın, bağışla...
Omaç abi, her neredeysen şimdi, hangi sonsuz bahçede, anla...
Son bir senenin felaketi mi bu, yoksa ‘büyüyor’ olmanın dayanılmaz sonucu mu, bilemiyorum...
Çağla öğretmenim, Sıla 4’ün Aydın abisi, matbaanın inatçı Nurten’i....
Çok isim var, çok...
Zor...
İnsanın insana vedası...

----------------------------------------------

Haftanın notları

• Yangın helikopteri gelecek hani, "içimizdeki" yangınları da söndürecek mi?

• ‘Yasal Haklar’ konusunda son derece bilgili, isyankar ve kararlı bu toplum, iş ‘yasal sorumluluk’ ya da ‘ödevler’e gelince nasıl bu kadar ‘umursamaz’ olabiliyor?

• Karpuzlar İran’dan mı geliyor, Suriye’den mi bilmem ama rengi de tadı da iyi bu sene...

• ‘Sivrisinek’ mevsiminde önerim: Kanatlarını boyayınız, bir sabah ‘kelebek’ diye doğaya salalım!.. Kimse farkını anlamaz.

• ‘Bol paça’dan sonra şimdi iyice ‘dar paça’ pantolon modası var ya, sonrasında ne gelecek acaba?