Bir Maraş hikayesi

Erdinç Gündüz


Türkler ‘Maraş’  Rumlar ‘Varosi’ diyorlar.  1974’ten sonra, Türkiye’de de bir Maraş olduğundan mı ne, buranın ismi değiştirilmedi. Türkler hala Maraş diyorlar.
Maraş veya Varosi, bir zamanlar Kıbrıs adasının turizm merkezi olarak kabul ediliyordu. Ada’nın en güzel plajları, en güzel kumu, en çok yatak sayısı ile en güzel otelleri, en güzel kafeleri, en güzel restoranları’nın bulunduğu, ülkenin en yeni ve de en modern şehiriydi. Özellikle yaz mevsimlerinde Maraş, kendi öz nüfusu kadar da turist’e ev sahipliği yapıyordu. Günün her saatinde cıvıl cıvıldı. Nüfusu 40 bin kadardı. Yerli nüfusunun hemen hemen bütünü Rum’du. Ama sadece Rumların değil hemen yanıbaşındaki Mağusa Türkleri’nin de önemli bir bölümünün ekmek kapısıydı.
1974’de Ada’da kıyamet kopup taşlar yerinden oynarken, Maraş da savaştan nasibi fazlasıyla aldı.  İkinci Harekat’la birlikte büyük bir panik içinde hem yerliler hem de turistler koca şehri  inanılmaz bir hızla yalnızlığa terkettiler. 
Türk Silahlı Kuvveleri Mağusa’ya ulaştı ama Maraş’a hemen girmedi. Çevre sıkı kontrol altına alındı ve sivillerin şehre girmesi yasaklandı. Daha sonraları dönemin TSK Komutanı Orgeneral Kenan Evren’in açıklamalarına göre Maraş’ın ‘ileride ödün olarak verilmek üzere’  koruma altına alınması emredilmişti.
O zamanlar, zavallı Maraş, ilerleyen yıllarda başına daha neler geleceğinden habersizdi.
      ***
Maraş, 40 yıla yakın bir süredir ‘koruma’da... (!!!)
‘Korunurken’ (!)  binaların içinde eşya kalmadı...Dükkanları yağmalandı... Bankaları soyuldu... Evler, apartmanlar talan edidi.
Eşyalar  tükenince evlerin, dükkanların kapıları, pencereleri söküldü, orda burda satıldı... Uzun süre Maraş ‘ganimet’ sözcüğü ile özdeşleşti...Taa ki herşey ama herşey yağmalanıncaya, binaların sadece duvarları kalıncaya  kadar....
Hala ‘koruma’ (!)  altındaki Maraş’ta binalar da artık yıkılmak üzere..Yollarda asfalt diye birşey kalmadı.  Artık tümü,  ‘yol’  bile denemez durumda...Olur olmaz yer, yabani dev ağaçlar ve yabani otlarla dolu. Buna rağmen,  artık paslanmış tel örgülerin başladığı yerden itibaren Maraş’a girmek hala yasak. Rum’a da Türk’e de, gazeteciye de.
Ama Maraş,  artık ‘korunacak’ birşeyi kalmamış olsa da hala ‘ödün’ listesinde hala en üst sırada....
      ***
Annan Planı sürecinde Maraş, her zaman olduğu gibi yine gündemdeydi.  Plana göre  savaşta terkettikleri evlerine dönecek olan Kuzey göçmeni  Rumların 40 bin kadarı, Maraş’a dönecekti. Ama Rumlar plana “Hayır” deyince, hayaller yine suya düştü.  “Evet” deselerdi bile Maraş’ın  yeniden oturulabilir, yaşanabilir bir kente dönüştürülmesi için kaç para harcanması gerektiği hep tartışılmıştı.
Bugün Maraş yine gündemde. Yeni bir olası planda da Maraş’ın  yine gündemde olacağı kesin. Ama ‘plansız’ da olsa sahiplerine iadesinin çok iyi bir iyi niyet göstergesi ve çözüme kapı açacak bir hareket olacağını savunanlar da var. Bir başka kesim ise,  “Limanlara ambargoyu kaldırsınlar biz de Maraş’ı verelim” diyor. Bu arada  “Hiç vermeyelim. Maraş iskana açlılsın” diyenleri de unutmayalım. Bir başka kesim daha var ki onlar bambaşka bir alemde. Onlar “Maraş Türk toprağı (!!!) bir karışı bile verilemez” diyor.
Sonuçta kim ne derse desin Maraş eski Maraş değil artık.  Önce “Ganimet Şehir”di, sonra “Hayalet Şehir” oldu. Gerçek orada işte. Maraş yok artık.  Türkler tarafından yağmalanmış, ölüme terkedilmiş bir utanç abidesi gibi birşey var... Yıkıntı yığını, bir pislik yuvası var...  Farelerin, sürüngenlerin  ‘özgür’ bölgesi bir Maraş var.