Bir “kurum” olarak pezevenklik!

Sinan Dirlik


Kıbrıslı Türkler kısaca “pezevenk” derler ama bu “mesleğin” İstanbul Türkçesindeki “nezih” karşılığı muhabbet tellâlıdır.
Muhabbet tellâllığı, en az söz konusu muhabbetin tarihi kadar eski bir meslek olsa gerek. Meraklısı, üstadı, hatta bununla vergi şampiyonu olanı bile mevcuttur bizim memlekette.
Koskoca devlet bu hizmeti elinde tutmakta beis görmediğine göre, eni konu bir “sektör”, hatta saygın bir sektördür bu…
Saygınlık deyince, rivayet odur ki, zamanın ünlü muhabbet tellallarından biri bilmem kaçıncı kez göz altına alınmış. Çıkışta polisin biri dayanamayıp sormuş “yahu hiç utanıp sıkılmıyor musun bu işten?” diye. Bizimki gülümseyip bir kâğıt istemiş ve kâğıda kocaman harflerle “pezevenk” yazıp, “oku bakayım ne yazıyor burada?” diye sormuş. Polis, şaşkınlıkla ne yazdığını söylemiş. Bizimki bu sefer o yazının üzerine bir 100 Lira koymuş ve sormuş, “bak bakalım şimdi ne yazıyor?”… 
Kârlı sektör tabii… Ankara Ticaret Odası’nın bir araştırmasına göre Türkiye’de fuhuş sektörü 3-4 milyarlık bir pazar oluşturuyor ve bu pazardan patronundan pavyon bekçisine, taksicisinden bar sahibine binlerce insan “nasipleniyor”.
Eh “sektör” halinde icra edilen bir meslek söz konusu olunca, işin içerisine “ideolojik” yaklaşımlar da giriyor tabii… “hür teşebbüs yanlıları” ile “devletçi” anlayış, hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da kapışıyor.
Detayına girmeyeyim şimdi, “özel sektörün yetersiz kaldığı ve/veya stratejik öneme haiz alanlarda” hizmetin kamunun elinde olmasında ısrar eden anlayış malum. Bu anlayışın dayandığı “devletçilik ilkesine” uygun olarak bugün “kamunun elinde” (Türkiye için söylüyorum) resmen 56 “işletme” bulunuyor.
Aslında özel sektörün hayli girişimci ve istekli davrandığı bu alanda devletin işletme tekelini elinde tutma ısrarına bakılırsa devletimiz özel sektörü ya yetersiz görüyor ya da alanı “stratejik” buluyor. Bilemedim…
Neyse, ulaşabildiğim en yeni veri 2000 yılına ait. 2000 itibarıyla Türkiye genelinde muhabbet tellallığı yapan 56 devlet “işletmesinde” (vallahi bunun tüzüğü de var: "Genel kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olacakları Hükümler ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla Mücadele” Tüzüğü) 3.000 “kamu çalışanı” bulunuyor.
Devlet tarafından vesika tahsis edilen 15 bin kadın bulunurken, “özelde” ya da kaçak çalışanlarla birlikte bu sayının 100 bine ulaştığı tahmin ediliyor. 2000 yılı kayıtlarına göre tuhaf ama, “sektörün en güçlü olması beklenen” İstanbul’daki devlet “işletmelerinde” çalışan “kamu görevlilerinin” sayısı 354. Buna karşılık Gaziantep “lider” konumda: 513! (sağlık bakanlığı verileri)
Kıbrıs’ın kuzeyinde ise devlet “işletmeci” olarak değil komisyoncu olarak rol almayı tercih ediyor ve pek çok alanda olduğu gibi “özelleştirmeden yana” tutum sergiliyor.
Geçen yıl yapılan bir araştırmaya göre Kıbrıs’ın kuzeyinde “eğlence yeri”, “gece kulübü” adı altında 42 “özel işletmede” 500’ü aşkın kadın çalıştırılıyor. KKTC Hükümeti’nin her ay her bir gece kulübünden 30 bin TL “vergi” adı altında kazanç sağladığı ve yıllık kazancın 20 milyon TL’ye ulaştığı ileri sürülüyor. Çalıştırılan kadınların tamamı yurt dışından geliyor ve Hükümetler, bu insan ticaretine göz yumuyorlar. Adaya getirilen kadınlar her ne kadar konsomatris statüsünü taşısalar da, haftalık sağlık kontrolleri gibi rutin uygulamalarla aslında “seks işçisi” prosedürüne tabiler. (Bilgiler kibrissondakika.com sitesinden alınmıştır)
Pasta büyük! Ne Türkiye’de, ne Kıbrıs’ın kuzeyinde devlet “kârlı gördüğü bu sektörden” pay almaktan vazgeçemiyor. Bu işin ekonomik yanı…
Hangi siyasi etiketi taşırsa taşısın, hangi cinsiyette olursa olsun, “sağcı erkek kafası” konuya bir insan hakkı sorunu olarak değil, ekonomik ya da ahlâkçı bir mesele olarak ele alır. Ahlâkçılığı da her konuda olduğu gibi ikiyüzlü ve tiksindiricidir “sağcı erkek kafasının”.
Bedenini satmak zorunda bırakılan insanların ticaretine göz yummakta, bu satıştan komisyonunu almakta sakınca görmediği gibi üstüne üstlük bir aşağılama nesnesi haline getirdiği bu insanları tiksindirici bir ikiyüzlülükle “gereklilik” olarak da görür… Öyle ya, iffetli kadınların (ki elbette iffetli kadınlar da sağcı erkeklere aittir) iffetlerini koruyabilmeleri, kutsal ailenin bekası ve toplumun huzuru için “maalesef bir gerekliliktir” fuhuş sektörü.
Hele ki bir işgal rejimindeyseniz… Hele ki topraklarınızda ben diyeyim 40 bin, siz deyin 50 bin silahlı ve “yoksun” erkek varsa…
İşbirlikçiler, sadece üç şeyi nesneleştirerek sakınırlar işgal rejimlerinde: ikballeri, servetleri ve kadınlarını… Kendilerine ait gördükleri ve yokluğundan rahatsız olacakları sadece bu üç “şey” vardır çünkü.
Kendisine bakanlık kartviziti tahsis edilmiş zat, dinleyici zevatın kikirdemeleri arasında işgal tarihinin en trajik, en elim, en zavallı, en tüyler ürpertici itirafını yapmış önceki gün… “Gece kulüplerini kapatırsak maazallah, 40 bin asker, öğrenci, beni mi halletsinler?”… Sözde başkasının “anekdotunu” aktarıyor gibi yapsa da, o “kurum” işlerken, o koltukta oturmaya devam ettiğine, o anekdotu paylaşma ihtiyacı hissettiğine göre, bakan kartviziti taşıyan zatın fikriyatı da o yöndedir.
Kızmayın ona… Aksine, teşekkür edin. Yaşadığınız şeyi hiç kimsenin anlatamadığı kadar çarpıcı biçimde bir itirafa dönüştürdüğü için…