Bir halkın iradesine tahdit koymak

Cenk Mutluyakalı

Türkiye’nin özgür bir ülke olduğu fikri artık yalnızca dış dünyada değil, kendi toplumunda da güçlü bir karşılık bulmuyor.
Bu acı ama inkâr edilemez bir gerçek…

İnsan hakları, demokrasi, ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı gibi uluslararası ölçütlerde dibi görmüş bir ülke görüntüsü var ortada.

Tarihi bağlarımızı, yakınlığımızı, bağlılığımızı ve hatta bağımlılığımızı düşündüğümüzde bu tablo, Kıbrıslı Türkler açısından ayrıca sarsıcıdır.

Üstelik Ankara’nın Kıbrıs’ın kuzeyine yönelik müdahaleci tavrı, burada yıllardır büyüyen başka bir çöküşü de görünmez kıldı.
Çürümeyi…
Yozlaşmayı…
Kuralsızlığı…
Bu da ayrı ve ciddi bir sosyolojik yaradır.

Çünkü dış müdahaleler ne kadar gerçekse, içerideki siyasal çürüme de o kadar gerçektir.

Yine de umudumu koruyorum…
Türkiye de özgürleşecek, Kıbrıs’ın kuzeyi de çok daha güçlü bir iradeye kavuşacak.

***
Türkiye’ye girişi yasaklanan bazı Kıbrıslı Türkler hakkındaki ayıbın kısmen de olsa ortadan kaldırılması hepimizi sevindirdi.

Çünkü bir topluma düşüncesi nedeniyle “sakıncalı” muamelesi yapmak, yalnızca insanları değil, bir halkın onurunu da hedef alır.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü zaten hepimize zehir olmuştu.
Bu gelişme, bir haftadır içimize çöken ağırlığı biraz olsun hafifletti.

Doğrusu buydu.

Gazetecileri, akademisyenleri, sendikacıları, aydınları güvenlik tehdidi gibi göstermek; demokratik devlet refleksi değil, otoriter rejim alışkanlığıdır.

Bu kararın altına imza atanlar, tarihe büyük bir yanlış bıraktı.

Tufan Erhürman’ın yapıcı diyalog ve diplomasi ısrarı kıymetlidir, liderliği önemlidir.

Umarım bu gelişme, ülkemizde daha umutlu bir geleceğin başlangıcı olur.

Böylesi kara listelerin olmadığı…
İnsan haklarına, özgürlüklere ve farklı düşüncelere saygı duyulan bir Türkiye için de umut vardır…

***
“15’ten fazla isim” denildiğinde, doğrusu ben listedeki herkes için yasağın kaldırıldığını düşündüm.
Oysa anlaşılan o ki altı isim açısından bu ayıp hâlâ sürüyor.

İnsan ister istemez buruklaşıyor…

Ama inanıyorum; onlar adına da bu yanlış son bulacak.
Çünkü kimse artık o kodlarla, o suçlayıcı dille ortaklaşmıyor.

Bugün hâlâ yasaklı olan dostlarımızın verdiği onur mücadelesi, hepimizin demokrasi kavgasıdır.
Tufan Erhürman’ın bu yöndeki çabasını sürdüreceğine de yürekten inanıyorum.

***
Bu utancın sorumluluğunun önemli bir kısmı da burada kurulan düzene aittir.
Yine AKP-MHP hattının gölgesinde şekillenen bu kötücül, kurnaz ve fırsatçı yönetim anlayışına…

İlk günden itibaren insanımıza yapılan muameleyi umursamadılar.
Hatta normalleştirdiler.

Bu ülkenin demokrasisine, iradesine, haklarına yönelik müdahalelerin hiçbirini dert etmediler.

Çünkü dertleri toplum değil, koltuktu.

Ama sonunda yalnızca kendilerini değil, Ankara’daki destekçilerini de zor durumda bıraktılar.
Ciddiyetsiz, şaibeli, kirli ve başarısız yönetim anlayışlarıyla…

***
Kıbrıslı Türklerin tarihsel talihsizliği, hem kuzeyde hem güneyde kendisini nesneleştiren ve varlığını görmezden gelen anlayışlarla karşı karşıya kalmasıdır.

Ama hiçbir tahakküm mutlak değildir.

İnanıyorum ki eninde sonunda kazanacak olan; birlikte yaşama iradesi, demokrasi, özgürlük ve insan onurudur.