Bir halk nasıl ayağa kalkar?

Serkan Soyalan

Bakü’nün taş sokaklarında, kaldırım üzerlerine serilen tarihi halıların arasında yürürken, İçerişehir’de karşınıza çıkan bir heykel, aslında yalnızca bir kişiyi değil, bir fikri temsil eder.          

  İşte o heykel, Hasan Bey Zerdabi’ye aittir. Ama bu heykel, bir hatıradan çok daha fazlasıdır. Bir halkın karanlıktan çıkma iradesinin sembolüdür.

 

***

   Zerdabi’yi anlamak için sadece bir gazeteciye bakmak yetmez.

   O, aynı zamanda bir öğretmen, bir bilim insanı, bir aydınlanmacı ve en önemlisi, halkını uyandırmaya çalışan yalnız bir sestir.

 

***

   1837’de Göyçay’ın Zerdab köyünde doğan Zerdabi, daha çocukken geçmişin kırılmalarını, savaşların bıraktığı izleri ve bir milletin nasıl geri bırakıldığını dinleyerek büyüdü.

   Belki de bu yüzden hayatı boyunca tek bir sorunun peşinden gitti: Bir halk nasıl ayağa kalkar?

Cevabını da çok erken bulmuştu: Eğitimle.

   Ama bu cevabı bulmak, onu kolay bir yola çıkarmadı.

 

***

   Moskova Üniversitesi’nde doğa bilimleri okumuş, akademide kalma şansı yakalamış bir genç için en makul yol, rahat bir bilim hayatıydı. O ise tersini seçti. Çünkü o, kariyer değil, mücadeleyi seçti.

   Bakü’ye döndüğünde karşılaştığı manzara; okulsuz çocuklar, hakkını bilmeyen köylüler, dili bastırılmış bir toplum ve üstüne çöken ağır bir cehalet...

   Zerdabi’nin mücadelesi tam da burada başladı.

 

***

   Bir öğretmen olarak sınıfa girdiğinde, aslında yalnızca ders anlatmıyordu; gerici bir zihniyetle savaşıyordu. Ancak onun savaşı sınıf duvarlarına sığmayacak kadar büyüktü.

   İşte bu yüzden 1875’te, “Ekinci” gazetesini çıkardı.

   Bu, sıradan bir gazete değildi...

   Bu, bir milletin kendi diliyle kendine seslenmesiydi.

 

***

   Çarlık sansürüne rağmen, halkın anlayacağı dilde yazmakta ısrar etti.

   Çünkü Zerdabi’ye göre bir millet, kendi dilinde düşünmeden özgürleşemezdi.

 

***

  “Ekinci”, yalnızca haber vermedi; öğretti, sorgulattı, uyandırdı...

   Tarımdan bilime, eğitimden toplumsal meselelere kadar geniş bir yelpazede halkı bilinçlendirmeye çalıştı.

   Bugün Azerbaycan’da 22 Temmuz’un “Milli Basın Günü” olarak kutlanması boşuna değildir. O gün, bir gazetenin değil, bir zihniyetin doğum günüdür.

 

***

   Zerdabi’nin mücadelesi yalnızca basınla sınırlı kalmadı.

   Köylülerin hakkını savundu, bürokraside adaletsizliklere karşı çıktı, rüşveti ifşa etti.

   Bu yüzden görevlerinden uzaklaştırıldı, tehdit edildi, hatta suikasta uğradı. Ama geri adım atmadı.

Çünkü o, gerçeği söylemenin bedelini baştan kabul etmişti.

 

***

   Kadın eğitimi konusunda attığı adımlar, hayır cemiyetleri kurması, tiyatro ve modern eğitim kurumlarına öncülük etmesi…

   Tüm bunlar onun yalnızca bir fikir adamı değil, aynı zamanda bir eylem insanı olduğunu gösterir.

   O, düşüncelerini yazmakla yetinmedi; hayata geçirdi.

***

   Ve bugün, Bakü’deki Hasan Bey Zerdabi Heykeli, işte bu mücadelenin ölümsüzleşmiş halidir.

   Çünkü mesele bir gazeteyi çıkarmak değildi.

   Mesele, bir toplumun kendi sesini bulmasıydı. Ve belki de asıl soru şu:
   Bugün, Zerdabi’nin o sesini buralarda da duyabiliyor muyuz?

  

***

   Zerdabi’nin hayatına baktığımızda, en çarpıcı şeylerden biri yalnızlığıdır.

   O, çoğu zaman anlaşılmadı.

   Çoğu zaman karşısında devlet, bürokrasi, zenginler ve hatta kendi toplumunun alışkanlıkları vardı.    Ama buna rağmen vazgeçmedi.

   Çünkü bazı insanlar kalabalıklarla değil, inançlarıyla yürür.

  

***

   Bugün onun heykeli önünden geçenler, belki sadece bir tarihi figüre bakıyor. Oysa o heykel, bir uyarıdır.

   Cehaletin her çağda farklı biçimlerde geri dönebileceğini hatırlatan bir uyarı.

   Zerdabi’nin mirası, yalnızca geçmişte kalmış bir aydınlanma hikâyesi değildir. O miras, hâlâ devam eden bir sorumluluktur.