Hayretler içinde kalıp müdahale edemediğimiz pek çok baskıcı durumla karşılaşıyoruz ve yaşam enerjimizi zedeliyor bu. Totaliter sistemlere tabi olmak böyle bir şey. Baskıcı aileler de öyledir ya; sana yasaklananın mantıksal bir açıklaması yoktur. Bir açıklaması olsa, çocuğa bu güzelce izah edilse huzursuzluk bitecektir ama yoktur. Gücü elinde tutan bunu kendine tabi olan birine baskı uygulamaya programlanmıştır. İktidarı ve otoriteyi sürdürme kaygısı her şeyin önüne geçmiştir. Otoritenin bir edası vardır ve kesinlikle terk edilmemelidir bu. Karşıdaki hiyerarşi basamağındaki yerini hatırlamalıdır. Çizilen sınırlar zinhar geçilmemelidir.
Kıbrıs’ın kuzeyinin dünyadan soyutlanmış bir açık hava hapishanesine dönüştüğü o en karanlık zamanları anımsıyorum. Adanın diğer yarısının gökyüzündeki yıldızlardan bile uzak olduğu günlerdi bunlar. Avusturalya’ya gitmek Larnaka’ya gitmekte daha mümkündü örneğin. Adanın diğer yarısına geçişler için istisnai izinler büyük cefalar çekilerek alınırdı bazen. Bayram gibiydi o geçişler.
Her şey ne kadar kötü olursa olsun ileriye doğru gelişiyor hayat. Tökezlenilse bile ilerleniyor yolda. Geçmiş daha güzeldi deniyor ya; değildi aslında. Nostalji içinde olanlar biraz da kendi çocuk ve genç hallerini; belki de o dönemlerdeki masumiyeti özlüyorlar. Doğa bugünkü gibi bozulmamıştı elbette ama Kıbrıs’ta İngilizlerin sıtma nedeniyle sıktıkları DDT’lerin, bakır madenleri için kullanılan zehrin nasıl büyük ve kontrolsüz bir tahribat yarattığını da unutmamalı.
Kanser tedavisi bugünkü düzeyde olsa annem genç yaşta ölmezdi mesela. Sorun şu ki her şeyin çok daha iyi durumda olması mümkünken ayrıcalıklı küçük bir azınlığın çıkarları nedeniyle engel olunuyor buna.
Dünyanın çok daha farklı bir yer olabileceğini, bazı sorunların çözümünün pekâlâ mümkün olduğunu bildiğimiz için isyan ediyoruz. Sistem birilerinin çıkarına ayarlanmış çünkü. O çıkarlar için insan hayatı ve doğa hiçe sayılıyor.
Olan biteni görüp değiştirememek acı veren. Dünya bambaşka bir yer olabilirdi. Umutsuzluğa kapılmamalı yine de. Moralim her bozulduğunda içimi ısıtan biri çıkabiliyor karşıma. Memnuniyetsizler ve direnenler olarak çoğunluktayız aslına bakılırsa.
Sanat, mizah filan önemli işlevler yükleniyor böylesi dönemlerde. Hep birlikte ağlamak kadar hep birlikte gülmek de mümkün ağlanacak halimize.
Bazen bir distopyanın içinde miyiz diye düşünüyorum sonra kötülerin o kadar da güçlü olmadığını aslında bir güç taklidi yaptıklarına ikna olup rahatlıyorum. Kâğıttan kaplan onların pek çoğu.
En büyük sorun kötülüğe karşı birlik olamamakta Kötülerin nifak tohumlarına izin vermekte.
Bazen hayret ediyorum iyiler olarak bu denli kalabalık olmamıza rağmen kötülük nasıl kendisine bu kadar büyük bir alan bulabiliyor diye. Büyük insanlık demişti Nazım Hikmet ne kadar küçük bir azınlığın zulmüne tabi olduğumuzu işaret ederek. Büyük insanlık kandırılmış durumda ama uzun sürmeyebilir bu.
Moralim bozulunca geçmişteki daha karanlık zamanları düşünüyorum. Gelecek için kurduğumuz hayaller gerçekleşmese de hep ileriye doğru gidilmiş bence. Kıbrıs’ta artık Larnaka adanın kuzeyinde yaşayan biri için yıldızlar kadar uzak bir yer değil en azından.
Bazen düşünürüm yitirdiğimiz bazı sevdiklerimiz dirilip geri gelseler ne kadar farklı bir dünya çıkardı karşılarına. Gelişim ve değişim hep var çünkü. Bunca gelişim içinde ara sıra karşımıza çıkan Orta Çağ karanlığı alt edilmeye mahkûm bana kalırsa. Zalimlerin hızla değişen dünyaya yenilmemeleri pek mümkün değil.
Tam tersine her türlü teknolojiyi çıkarları için kullanan yeni tür zalimler var ve kontrol edilmez bir güç taşıyorlar diyebilirsiniz ve bir yere kadar haklısınız. Her şeye rağmen sonunda iyiliğin kazanacağına inanırım ben.
Defalarca kırılıyor kalbimiz, moralimiz bozuluyor sayısız kez ama tekerlek dönüyor bir gün. Önemli olan ne kadar moral bozucu olursa olsun gerçeği olduğu gibi saptayıp kabul etmek bana kalırsa. Doğru saptanmış kötü bir gerçek aşılabilir bence.