Bir emanet ama kaç hıyanet!..

Tayfun Çağra

Bir haftadır Lapta’ya taşındık…

Girne’nin betonlaşmış halinden, trafiğinden, değişen yüzlerden, yabancılaşmaktan kaçıp bir rahatlamak istedik.

Nispeten rahatlık diyeceğim…

Çünkü ayağım toprağa bastı, yeşili şimdilik daha bol, akan suların olduğu yerlere de rastlayabilirsiniz…

***

Yeşili şimdilik daha bol diyebiliyorum çünkü orada da Lapta’nın bahçelerinin kesilip yerine üç katlı sitelerin kalkmaya devam ettiğini görebiliyoruz…

Lapta’ya da yazık ediliyor Girne gibi…

Oraya gittiğimde hemen yanımdaki meyve bahçesinin sökülüp yerine betonların kalkmasından Girne’de olduğu gibi kurtulamadım ne yazık ki…

Girne’de de 23 yıl önce yerleştiğim apartmanın etrafı açıklık, yeşillik, zeytinlikti… Kuzular apartmanın duvarına kadar meleyerek, zil sesleriyle gelip otluyorlardı.

Hemen yanı başımızdaki arazide çocuklar top oynuyorlar, çeşitli oyunlarla toprağın üzerinde çocukluklarını yaşıyorlardı.

***

Bir tarafı gitti önce… Yanına sıra sıra… Daha sonra diğer yanı… İkizleri devam etti betonların… Daha sonra arka taraf… Kuzular artık gelemez oldu, yiyecek ot kalmamıştı çünkü… Ve daha sonra da çocukların oyun alanı… Sıra sıra dükkânlar, sıra sıra rant kapısı…

Dalını kestikleri için kavga ettiğim zeytin gitti önce… Sonra bir değil, hepsi… Çam ağaçlarını zor kurtarabilmiştim… İnsan boyu kadardılar… Arkadaki sitenin bahçesinde şimdi beton blokların boyunu aşarak yaşamaya devam ediyorlar…

Oradan ayrılırken apartmanın bahçesine 22 yıl önce diktiğim çam ağacını, kaldırımdaki palmiyeleri, diğer ağaçları ve de nasıl olduysa o bahçede kalabilen, rüzgârdan dolayı devrilen ama yaşamaya devam eden, kökünden atan filizlerden sağlam duranına yeni bir gövde görevi verdiğim harnıp ağacını da, koruyacağına inandığım genç bir apartman sakinine emanet ettim.

***

Göz göre göre olan-biten, artık geriye dönüşü olmayan anomali durumlar… Alsancak-Lapta da bu durumu görmüş olmasına rağmen aynı hatanın peşinde koşuyor ne yazık ki!.. Oralarda kat sınırı üç ama yeşil alanı, bahçeyi satandan alanlar, üç kattan aşağı bir şey yapmıyor tabii ki…

Öyle olunca da ne Alsancak’ın (Garava’nın), ne de Lapta’nın yeşilinin, mavisinin, temiz havasının çekiciliği ve gerçekliği kalmıyor…

***

O bölgeye gidenin ilk fark ettiği elbette ki trafik… Yıllardır çözüm bekleyen Girne-Alsancak-Lapta yolu hâlâ çözülemedi… İş saatleri, işten çıkış saatleri arabalar yürümüyor… Sabahları Lapta-Alsancak yönünden Karaoğlanoğlu (Ayyorgi) girişine yani çevre yoluna kadar trafik kilitli… İş çıkışları da yine aynı şekilde çevre yolunun bitişiyle kenetlenen trafik, Alsancak çıkışına kadar devam ediyor… Bir işkencedir gidiyor yıllardır…

Alsancak ve Lapta Belediyeleri eylem düzenlemiş ve “yapmayacaksanız aradan çekilin” demişlerdi devlet yetkililerine… Öyle kaldı galiba!.. Ne bir cephede, ne de diğer cephede bir kıpırtı yok.

***

Bir de cami durumu var… Diğer camilerin olduğu bölgelerde olduğu gibi… “Beş vakit ezan okumayın” deme hakkımız yok ama sabahın 4.30’unda odanızın içindeymiş gibi bağıran imamın sesiyle yataktan fırlarken hiç olmazsa o saatteki ezanın sesinin kısılmasını istemek de çok haksız bir durum olmaz.

Bölge, yabancıların da yoğun olduğu bir bölge ama nedense bölgedeki yabancıların önemli bir bölümü evlerini satışa çıkarmışlar. Başka nedenleri de olabilir ama nedenlerden biri buysa eğer, çok da haksız sayılmazlar. Müslüman olmadıkları için değil, o saatte korkudan yataklarından fırlamak istemedikleri için...    


 


 

İzinsiz ama güven veriyor…

 

Girne-Lefkoşa yolunda yine bitmeyen bir yol problemi… Bir şirket atanmıştı! bir yerlerden… Geldi yola asfaltı döktü döktü gitti. Parayı aldı mı, aldıysa kim verdi bilemem ama asfaltı dökerken de oldukça keyfivari bir durum vardı… Evinin bahçesine toprak yayar gibi “ne zaman bitse önemli değil!” havalarında bir durumdu… Sonuçta o döktüğü asfalt da bir işe yaramadı… Yer yer çöktü şimdiden, bariyerlerin kenarları uçuruma doğru çökmeye başladı, yol tehlikeli bir hal aldı. Zaten biliyorsunuz; yanlış yol yapımından dolayı da 4 can sel sularına kapılıp gitmişti maalesef… Şimdilerde bu sözünü ettiğimiz yol yeniden tamir edilmeye başlandı… Sel sularının götürdüğü ve tek şeridi trafiğe kapatılan yol güçlendiriliyor, dere yatağı suyun rahatlıkla akıp gideceği bir duruma getiriliyor gibi görünüyor… Yolun diğer taraflarında yol kenarlarında yine yağmur suyunun akıp gideceği su kanalları yapılıyor… Bu çalışmayı yapan şirketin yerli bir şirket olduğunu görüyorum… Gerçi İnşaat Mühendisleri Odası, yol tamiratıyla ilgili Oda’nın bilgisi ve onayı olmadığını söylüyor haklı olarak ama yapılan işin de önceki işten çok daha güven verici olduğu görülebiliyor…

 

 


 

Şaştım kaldım!

Hakkı Atun Maliye Bakanı iken parasızlık çektiklerini, Türkiye’de de durumların bozuk olduğunu, Maraş’ta 254 kadar kasa olduğunu, o kasaları açmak istediklerini ama açamadıklarını anlattı Aktay Elektrikçi’ye… Nasıl yani? Savaş sonrası ganimeti anladık da! Kasaları boşalan ülkelerin başka kasa boşaltma haklarının olduğunu da süresiz savaş ganimetleri içerisine girdiğini ve çok doğal bir hakmış gibi bahsedilebileceğini bilmiyordum!