Bir “cinayet” dosyası kapanırken!

Cenk Mutluyakalı

“Kutlu Adalı yeniden öldürüldü” dedi, sevgili Aslı Murat.
İnsanın yüreğine bir taş oturuyor sanki…
Kutlu Adalı değil yalnızca, demokrasimiz yeniden kurşunlandı aslında…

***

“Cinayet”i yalnızca sokak ortasında katledilen bir yazarın üstünden okursak yanlış yaparız.
Demokrasi sorunu var ortada…
“Kutlu Adalı Dosyası” kapatıldı çünkü tam bir “devlet cinayeti” ile yüzleştik.
Tetikçinin peşine düştük, demokrasimiz yerine!

***

İtiraflara göre Kutlu Adalı için "tetikçi" talep eden kişi TC Emniyet Genel Müdürü'ydü.
Tetikçileri, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı karşılamıştı adada, unutulmasın…
Cinayet mahallinde “keşif” yaptıkları araç yine teşkilatındı.
O “Teşkilat” ki komutanı Türkiye’den atanıyor, halen…
Bunu konuşmayacak mıyız?

Adalı cinayetini soruşturmakla görevli polis de tetikçiyi teslim alan komutan da aynı merkezden talimat alıyor, düşünsenize…
Cinayetin aslı bu!

***
Kıbrıslı Türkler, savaştan bugüne geçen 50 senede, arama – kurtarma faaliyetlerini yönetecek bilgiye ulaşamadı mı? “Sivil Savunma” ve “Polis” dahil kendi kurumlarını yönetebilecek kapasiteye sahip değil mi halen?

Kendi ülkenizi yönetme kabiliyetiniz, iradeniz, yeteneğiniz ve aslında talebinizle ilgili temel sorunu görmedikçe o kan durmuyor, o kurşun ilerliyor, o infilak içimizi dağıtıyor.

Kıbrıslı Türkler kendi özgür iradesiyle liderini seçemezken yine bir cinayet yaşandı aslında… “Dışişleri Bakanı”nın tehditle, şantajla, talimatla değiştirildiği gün de… Bir siyasi partinin kendi başkanını bile seçemediği gerçeği demokrasinin katli değilse nedir?

***

Yeniden ve yeniden öldürülen irademizdir, kimliğimizdir, demokrasimizdir.
Kutlu Adalı’nın görmemizi istediği tam da buydu!

Yine sevgili Aslı Murat’tan ödünç bir soruyla noktayı koyalım.
“Geçmişteki kötülükler sadece kılık değiştiriyor, zihniyet yerli yerinde duruyor. Peki ya biz ne yapıyoruz?”


Mersin Kapısı’na bağlı kalamayız

Narenciye üreticileri de farkına vardı: Biz yalnızca Mersin kapısına bağımlı kalamayız!
Çok daha iyi anladılar, Avrupa pazarına açılmanın kıymetini!

***
Narenciye Üreticileri Birliği Başkanı Ali Alioğlu’yla gündemi konuştuk.
Ne burada doğru yönetildi kriz, ne Türkiye’de…

Binlerce ton narenciye elde kaldı.
Türkiye “Sağlık Sertifikası” vermeyi reddetti.

“Dünyada 50 ülkede benzer hastalığa rastlandı ama hiçbirinde ihracat kısıtlanmadı” diyor Alioğlu, Mısır’a uygulanan serbestlik, Kıbrıs’a gelince yasağa dönüştü.

"Akdeniz yeşillenme hastalığı taşıyan böcek görüldü, ancak hastalık var mı, yok mu, testlerle bunun ispatı yapılmamıştır" diyor Narenciye Üreticiler Birliği Başkanı.

“35 bin ton ürün göndermemiz gerekirken, 21 bin tondayız. Tek bir türde 15 bin tona yakın ürün elde kaldı.”
Şimdi tek umut var, üreticinin tazmine edilmesi…

***

Kıbrıs adasında hem bitki hem de hayvan sağlığını "ortaklaşa" yönetmek zorundayız.
Bu işlerde "barikat" olmaz!
Böcekler "Yeşil Hat" tanımıyor.
Birlikte, diyorum!
Müşterek.
Barışmak, birleşmek, bütünleşmek zorundayız, anlıyor musunuz?

***

Türkiye kendini koruyor!
Adanın kuzeyinde 35 bin dönüm narenciye alanı var.
Türkiye'de 1.5 milyon dekar...

Hepi topu 140 bin ton ürünün var senin…
Türkiye'de 7 milyon ton...

"35 milyar dolar yaş meyve ihracatım var, bunu riske atamam" diyorlar.

Türkiye kendini koruyor.
Sen ne yapıyorsun?

***

Türkiye "sağlık sertifikası" vermeyince, tek açık kapı, böylesi bir koşulu olmayan Irak ve Azerbaycan kalıyor.
Ya da Avrupa’ya çok daha fazla yüzünü döneceksin…
Bu yıl biraz çaba harcanınca Yeşil Hat üzerinden 5 bin tona yakın bir pazar bulundu.

***

Her krizden dersler çıkarmak gerekiyor.
Narenci krizinin öğretisi de bu…
“Mersin Kapısı” yetmiyor!


“Sahte Diploma”ya karşı Meclis’in tavrı

"Sahte Diploma" skandalını Meclis’te araştıracak komitenin başına, yine bu üniversitede görev yapmış bir "milletvekilini" getirmek ne kadar samimidir?
Üstelik de bu bilgi ortaya çıkınca Ziya Öztürkler'in ismi hem üniversitenin hem de YÖK AKADEMİK sayfasında çıkarılmış.
Bu telaş ne?

***

"Birçok üniversitede akademik çalışmalara katılmış, derslere girmiş ve bilimsel çalışmalarda imzam olan bir akademisyen yönüm de vardır." diyor Ziya Öztürkler.
Olabilir.

2020-2021 yılında Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi'nde "misafir akademisyen" görevi yaptığını kendisi de kabul ediyor zaten…
Muhtemelen Kemal Dürüst’ün davetlisi olarak!

"Şimdi bir görevim yok" dese de…
Böylesi bir yakın geçmiş varken, bu komisyonu hiçbir etki altında kalmadan, bağımsız ve güvenilir yönetmek mümkün olabilir mi?
Çıkar çatışması olmayacağının garantisi yoktur.

Hepsini geçtim, bu komisyonun başına getirilecek, ilgili üniversiteyle bağlantısız, hiç kimse yok mu?

Son bir soru: “Sahte Diploma” sabıkalı üniversiteden diploma almış kaç vekil var, hatta bu üniversiteden aldığı diploma ile maaşı yükseltilmiş kaç kamu görevlisi…
Birileri, aynı gün hem kayıt hem de mezun oluyorsa ilgili üniversiteden, tüm dosyalar incelenmelidir, mutlaka…