Bıkkın, üzgün, şaşkın haller!

Tayfun Çağra

“Hade gelin Aya Napa’ya bir gidip gelelim.”

Londra’dan gelen bir akrabamız iki haftalık tatili biterken, bize bir gezi ikram etmek istedi.

Acapulco’da konakladığı için oradan yola çıktık. Oradan yola çıkarken Girne trafiğine girip Lefkoşa’ya gitmek, sonra da ya Kermiya ya da Pile üzerinden güneye geçmek çok mantıklı gelmedi.

Hemen dağyolu dediğimiz Değirmenlik yolu üzerinden Mağusa’ya varmak ve Derinya’dan geçip 20 dakika sonra Aya Napa’ya gitmek daha doğruydu sanki!..

***

Yola çıktık. Dağyolu üzerinde yol çalışması… Bir sağdan kazılan yollar, bir soldan… Bir yerde eski yolun üzerinden soldan sağa doğru geçilen yeni yol. Yeni yol yapılmaya çalışılırken neredeyse 30-35 yıldır sıcaktan kabaran asfaltın hâlâ arabayı sağa sola savurarak yoldan atmaya çalışan unutulmayan gailesi…

‘Unutulmayan’ diyorum çünkü ben o yolu kullanmayalı belki de 10 yılı geçmiştir. İşte anlattığım şekil bozukluğu yüzünden, freni patlayan kamyonun her an üzerinize çıkabilecek tehlikesi yüzünden, taş ocaklarının yolun içinde bıraktığı ve arabaların kayıp yoldan çıkmasına veya başka bir arabaya çarpmasına neden olabilecek tehlikeler yüzünden çoook uzun süredir kullanmadım yolu.

Ve tabii ki dağlarımızın taş ocakları yüzünden geldiği korkunç görüntüyü çok yakından görmemek için bir de. Ne yazık ki dün o korkuları bir kez daha yaşamak zorunda kaldım.

***

Yolu yapan ağır vasıtaların ve iş araçlarının plakalarına baktım. Türkiye plakası. Artık Ankara’dan ihale açmadan bile veriliyor işler Kıbrıs’ın kuzeyinde… Eskiden “neden burada ihale açmıyorsunuz da Ankara’da açıyorsunuz” diye sorardık. Sonra “hiç olmazsa Ankara’da açın” demeye başladık. Ancak artık Ankara’da ihale açmak da gerekmiyor galiba! “Sen al bu işi yap” deniyor. Onlar da iş araçlarıyla, personeliyle, her şeyiyle geliyor, başlıyor işi yapmaya… İşler Türkiye yollarına göre mi olmuş, teknik hatalar mı varmış, denetleyen de yokmuymuş! Bunların hiç önemi yok.

Ama burada kim o işi yapabilir ki? diye sormanız da normal. Hiç olmazsa sorulurdu, vermeyecek olsanız bile ihale açılırdı veya işbirliği aranırdı ama yok. Emir böyleydi ve yapılmalıydı.

***

Neyse; Dağda kaldık, daha aşağılara inip Mağusa ve Derinya’ya gitmeliydik. Birkaç kez daha ağır arabaların yokuş aşağı üzerimize son sürat gelmeleri ve kabaran asfalt üzerinde o arabalardan kaçma girişimimiz işe yaradı diyelim ve anayola çıkışlar ve küçük adacıkların arasından geçtiğimiz nispeten düzenli Mağusa yolundan sonra Derinya kapısına vardık.

Geçtik kapıdan ve yavaş yavaş sanki başka bir ülkenin yollarında araba sürmeye başladık. Gideceğimiz yere varana kadar düzenli bir yol, iki taraflı uluslararası markaların da bulunduğu dükkânlar, gündüz saatleri olmasına rağmen turist kalabalığı arasından geçti araba… Düzenli yollar ve usulüne uygun çizilmiş yol çizgileri her an aklımızdan bizim tarafı geçirmemize neden oluyor tabii. Derinya, Paralimni’nin de mükemmel bir şehir planlamısıyla Aya Napa’ya kadar uzaması… Merkeze vardık ve bir kahve içmek, bir de balık yemek için limana yürüdük.

***

Belki inanmayacaksınız ama Aya Napa’ya ilk gidişim. Çok eskiden Larnaka’ya ilk yolcu bırakışım veya alışım sonrası eve dönerken Lefkoşa’ya döneceğim çemberi doğru geçmiş ve farkedene kadar Aya Napa’ya kadar gelmişim. Sonra çıkışı bulup çıktım ama daha önce gidişim o Aya Napa’ya… Eğer gidiş sayılırsa tabii.

***

Limanda tur gemileri, eğlenen turistler, denizde ski’ler, tekneler, çeşitli deniz eğlenceleri… Yine bizim çoook eksilen turizm gelirlerimiz ve boş otellerimiz aklımıza gelirken, hade dönüşte de Protaras’a uğrayıp bir kahve içip dönelim dedik. Deniz tarafındaki bir boşluktan sonra yine mükemmel bir şehir planlaması, çok güzel yollar, turist için yapılmış oteller ve yine turistler… Protaras ve Fig Tree Plajı. Yine sanki bizim Adamız değil de başka bir yerlere gitmişiz gibi…

“Nerelisiniz?” diye sordu kahvelerimizi getiren garson… “Diğer taraftan, Kıbrıslı Türküz” dedik. “Siz Cypriot, ben Cypriot” dedi garson çocuk… Siyaset mi yaptı yoksa halimize mi acıdı anlamadık.

***

Daha fazla oturamadık, istemeye istemeye geri döndük ve bizim plansız, keşmekeş halindeki trafiğimize girdik. Olmayan düzenimiz ve olmayan yol çizgilerimizle Arıklı’ya bir merhaba çaktık. Karayolları Dairesi, Beşparmak Dağlarımızı her gün eritmeye devam ederken, bu işi becerebilirken, yollarımızı boyayacak boyayı temin etmekten aciz mi diye sora sora vardık varacağımız yere…