Beşparmak’tan Trodos’a, ‘Siyasi Karagöz’lüğün Son Perdesi…

Kutlay Erk


1994 yazıydı, Ağustos ayı… Teknecik Elektrik Santralı’nın yüklenici yabancı şirketi birinci üniteyi devreye alma çalışmasını başlattı, infilak etti, KIBTEK’in bir teknisyeni vefat etti… Kuzey’in elektrik ihtiyacı Güney’den karşılanıyordu, Güney rejimi enerji iletimini tümden kesti…

Altı ay elektriksiz yaşadı Kuzey Kıbrıs halkı… ABD Büyükelçiliği dahil, kim ne yaptıysa, Güney rejimi “Nuh” dedi, “Peygamber” demedi… Güney halkı da sessizdi…  Türkiye’den yüzer santral gelsindi, olmadı sınai tipi jeneratörler modüler biçimde birbirine katılarak enerji üretilsindi kargaşası için geçti altı ay… İkinci ünite ve ardından yenilenen birinci ünite devreye girdi, Kuzey Kıbrıs halkı rahatladı…

Yirmi yıl sonra Güney’de Mari patlaması ile elektrik üretim santralı berhava oldu; Güney’de enerji yok… Kuzey yönetimi ürettiğini paylaşmayı tereddütsüz önerdi, Kuzey halkı da destekledi… Güney’de bir süre “alır mıydın – almaz mıydın?’” tartışması ve sonuçta ‘Kıbrıs Cumhuriyeti egemenliğine halel gelmeyecek – Kuzey rejimini dolaylı da olsa tanımış olmayacak bir yöntem’ keşfedilerek alındı… İhtiyaçları olduğu sürece de paylaşım devam etti… Güney’in rejimi bunu uluslararası ortamlarda hiç konuşmaz, anlatmaz, lafını etmez… Kuzey’in rejimi de kendi siyasi felsefesine uygun olarak anlatıyor, kullanıyor…

1995 yazıydı… Böyle günler… Beşparmak’ların batısında yangın çıktı, şiddetli rüzgar ateşi ve alevi doğuya taşımakta engel tanımadı… Günlerce süren yangını söndürmek için Kuzey Kıbrıs halkı seferber oldu. Güney Kıbrıs’tan resmi makamlar hemen yardım önerdi, Kuzey Kıbrıs’tan makamlar hemen reddetti… Türkiye bize yeterdi… Ormanlar da alevlere yeterdi… Onlarca kilometrekarelik alanların ağaçları ve bitki örtüsü ve cümle yaban hayatı alevlerde kül oldu… Halk doğanın derdine yandı, Kuzey rejimi egemenliğini tartıştırmamanın zevkine yattı… Kıbrıslı Rumlar da, Kıbrıslı Türkleri şikayet etmek için ulaşılmadık uluslararası örgüt bırakmadı… Ormanlar ortak zenginlikmiş, Kuzey’in ilkel ve işgal altındaki rejimi koruyamamış, ‘malın sahibi’ olan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ makamlarına da yangını söndürmek için olanak vermemiş, işgal rejimi yardım almaktansa ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin’ ormanlarının yanmasını tercih etmiş… O dönemde katıldığım her uluslararası toplantıda, yabancıların düzenlediği iki toplumlu her çalışma gruplarında kendilerinin bu ‘büyük travması’ dramatize edilerek anlatılırdı. Gerekli açıklama ve bilgilendirmeler Kıbrıslı Türkler tarafından yapılıyordu; yabancılar durumun ‘yanan ormanlar’ odağından çıkıp ‘işgalin yaptığı’ noktasına gelmesini ve tartışılmasını hayretle izliyordu. Kuzey Kıbrıs insanı da kendi halinde yeniden ağaçlandırma için yoğun bir gayret göstererek bugünkü genç ormanları yarattı.

21016 yazı… Yirmi bir yıl sonra… Trodos’un ormanları tutuştu… Köyler tahliye edildi, insanlar öldü… Kuzey yardım önerisinde bulundu, Güney reddetti… Yunanistan var ya?!… Bir de yeni gözde müttefik İsrail… Hem Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi, gelsin onlar da… Kuzey?!... Ne ki Kuzey?! Türkiye?! Ha o mu, o işgalci… Bir ay önce işgalcinin İstanbul şehrinde uluslararası toplantıya katılmak caiz, işgalcinin Cumhurbaşkanı’nın yemeğine katılmak ve bu uğurda kavga çıkarmak hepten caiz; ilke ve hassasiyetlere uygun!… Yangın söndürmeye olanakları güçlü en yakın ülke Türkiye ama Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası egemenlik ölçütlerine ve hassasiyetlerine ve ilkelerine uyarsa gelsin. Uymazsa, bir şey değil, Trodos’un tüm ormanları yansın,  yaban hayatı da yansın, insanlar da yansın, köyler de yansın… Yeter ki işgalci, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğini tanısın, Güney Kıbrıs rejiminin siyasi ilke ve hassasiyetlerine uysun ve tatmin etsin… Ölüm döşeğindeki insanın altın dişini nasıl sökeceğinin hesabını yapan arsızlar gibi…

Şimdi Kıbrıs Türk halkı uluslararası örgütlerde ve toplantılarda anlatacak mı Güney Kıbrıs rejiminin ormanlarımızı koruyamadığını ve çevre felaketi yaşandığını?!. Bunu statükocular kendi tarzları ile yapmaya çalışacak belki de… Ya çözüm güçleri?!… Kıbrıs Cumhuriyeti’nde ortaklık haklarımızın savunucusu olan ve yeni tarz bir ortaklık kurmayı destekleyen çözüm güçleri?!. Anlatacak mıyız, Güney Kıbrıs rejiminin bir felaket anında bile siyasi gol atma peşinde olduğunu?!. Türkiye de gol atmaya çalışmış; o zaten hep öyle ama Güney rejimi gol atayım derken gol yemedi mi, ormanların yanması da mı gol değil?!...

Eğri otursak dahi, doğru konuşmak gerek… Beşparmak’tan Trodos’a yangın felaketlerinin şiddetini artıran, çevre felaketi halinde dönüştüren neden, adadaki mevcut statükonun unsurlarının kendilerince siyasi ilke ve hassasiyetleriydi… Adanın iki yarısında da çözümü destekleyenlerin, rejimlerin bu tutumuna değil de, bu tutumun türevlerine odaklanmaları, statükocuların gelecek felaketlerde de aynı tutumu sergilemesine yataklık ve kaynaklık yapacaktır. Yirmi yıldır oynan Karagözlük oyunu, “bir sana – bir bana - yaşasın statüko” devam edecektir… Trodos yangını şimdilik son perde…

Konunun endişelendiren tarafı, son yirmi yıl içinde yaşanan felaketlerde iki tarafın işbirliğine engel olan, adanın hayrına değil de uluslararası siyasetin adına kullanılan sapkın ‘ilke ve hassasiyetler’in çözüm güçlerinin karşı mücadelesinde ana hedef olacağına, yan sokaklarda verilen kavgalar ve sonuç almaya hiçbir zaman yardımcı olmayacak çekişmelerdir…