BEN ROBOT DEĞİLİM

Neşe Yaşın

Öyle yorgunum ki son sıralar; ne yapsam dinlenemiyorum. Hayat sonsuz taleplerle geliyor üzerime. Tempoyu ne kadar düşürmeye çalışırsan çalış olmuyor artık. Pandemi sonrası temposu bu galiba. Hayata doğru bir hücum var ve kalabalık içinde sabit durmamız imkânsız. Her yer kalabalık, her gündem yoğun. Dünyanın neresinde olursan ol, bu böyle sanki artık. Sonsuz bilgi ve imgeyle kuşatılmışız. Bir anda her şey değişebiliyor. Göklere çıkarılmışken yerin dibine batırılma potansiyeli orada duruyor. Bugün sevenlerimiz bir düş kırıklığı içinde geri çekilebiliyor. Bir söylenti ışık hızıyla yayılıp hayatın rengini ve akışını değiştirebiliyor. Bize ulaşan bir bilgi bir konudaki algımızı şiddetle sarsıyor.

Bir hayat oburluğu ile daha fazla ne tüketebilirim peşinde kalabalıklar var. Gezmek, görmek, katılmak, dahil olmak, benzersiz hazlara ulaşmak, yükseklere tırmanıp derinlere dalmak ve bunlara eşlik eden bir tatminsizlik hali. Hep daha fazlası, daha yükseği peşinde koşmak. Sessiz bir köşe, dingin bir an bulmak öylesine zor ki artık. Yavaşlık son derece demode.

Bir ben mi hissediyorum bunu bilemiyorum. Bir harala gürele çağı bu sanki. Hız en önemli ölçü birimi. Duranı deviriyor. Her şey kaçıp gidebiliyor elimizden. Huzursuz bir devingenlik içinde hayat. Oradan oraya koşmamız, sorunları hızla çözmemiz bekleniyor bizden. Hep tetikte olmalıyız bekleyen tehlikelere karşı. Yüksek işlem gücü talep edilen.

Ben bir robot değilim. Bazı çevrimiçi işlemler yapılırken önümüze çıkan bir ibare bu. Evet, bir robot değilim ben. Bunun bize bazı robotlar gibi davranılırken söylenmesi bir ironi. Aslında birer robota dönüştürülmeye çalışıyoruz her birimiz. Bize veriler veriliyor ve bazı işlemleri yapmamız, bazı davranışlara yönelmemiz bekleniyor.

Şu an, bu yazıyı yazmaktayken bile, bitse de sıradaki diğer işlere başlasam telaşındayım. Sanki bir saatin sayacı hızla dönüyor. Size verilen süreninin sonuna gelebilirsiniz her an.

Çözüm ne bilemiyorum. Geçmişte tempomu düşürmeye çalışır, bazı yoğunluklardan uzak durup dingin alanlar yaratmaya çalışırdım kendime. Şimdi yoğun bir suçluluk duygusu eşlik ediyor buna. Hem başkalarının beklentilerine hem de kendi hayatıma karşı. Zaman kısa koşmalıyım ruh hali. Bu gerçekten kendi sahici duygum bu bana enjekte edilen bir şey mi emin değilim bundan.

Yavaşlık bir değer, bir erdem olmalı belki de. Kaplumbağa tavşana galip gelir fablda ama birini geçmek mi önemli olan diye de düşünmeli bir yandan.

Bunları yazarken başkalarının deneyimi de bu olmalı kanısıyla yazıyorum. Dinginlik ve sessizlik yalnızca benim aradığım bir şey mi yoksa? Yorucu olan hızdan öte hız talebi benim için.

Belki de bir Don Kişot hali bu. Değirmenlere karşı savaşmak, artık ölmüş olanın romantik hikayesini içinde taşımak. Biraz da dokunsalar ağlayacağım durumu.

Bütün bu hıza rağmen, kabuğunun içine çekilip bir kaplumbağa yürüyüşünde olmak da bir ölçüde mümkün belki. Birden aklıma Sosyal Medya’da gördüğüm tepetaklak olmuş kaplumbağa geliyor ve ona aldırmadan yürüyen, hatta alay eden arsız bir genç kalabalık imgesi beliriyor.

Yavaşlıkla alay ediyor gençler. Teknolojik becerileriyle önceki kuşaklardan üstün, dünyanın hâkimi sanıyorlar kendilerini. Gerçek bir insan değil de filtreli bir fotoğraf olmanın gücüne inanıyorlar. Her an her şey olunabileceğine, başarı ve şöhretin parmaklar altındaki tuşların beceriyle kullanılmasına, kameradaki suretin etki gücüne bağlı olduğunu görüyorlar.

Ben robot değilim. Yanındaki küçük kareyi işaretlemem gerekiyor faturamı ödeyebilmem için. Ne tuhaf! Bir robotik hareketle bunu yalanmaya mahkûm olmak. Yorgunum. Yorgunluğum için de sayısız seçenek sunuyor kapitalizm. Yazımı okur okumaz spa otel reklamlarını önüme serecektir eminim.