“Belki benim, belki bizim...Belki Mağusalı’nın, belki tüm Kıbrıs'ın rüyası...”

Sevgül Uludağ

 

Hürmüs Kayakan SARP

Maraş'ta gezerek başlıyorum doğan güne
çiğ taneleri yaprakların üzerinden düştü düşecek...
Şamatacı minik kuşlar yuvalarda
kendilerini besleyecek imkanları yok ki
yuvanın içinde çığlık çığlığa isyanlarda...
Ne güzeldir ki yakın zamanda kanatlanıp uçacaklar özgürlüklere.

Taze kalmış Maraş’taki cemile hayat benimle var,
yaşam var, terkedilmedin dermişçesine evleri sarıp sarmalamış sarmaşıklarla birlikte.

Yaşam var diyor kaldırımda gezinen güneşin tembelleştirdiği kedicik,
ara ara dikenli tellerin ötesine geçiyor musun kedicik yoksa dünyan bu tellerle mı sınırlı diyorum, gerneşip mırıldanıyor...

Evlerin pencereleri açık
panjurlar kırık
kapılar
yer yer duvarlar zamana yenik düşmüş...

Anladım ki zamana yenik düşmeyen bir tek umut insan kalbinde...

Seni düşünüyorum sonra Ahmet Telli'nin dediği gibi
'anısı biz olalım bu sokakların' istiyorum...

Belki yeniden güzelleştiririz 
...perdeleri hiç açılmayan evlerde 
ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur 
tanıdık sevinçlerle dolar yeniden 
kendi sesini kemiren alanlar...

Zaman geçmiş: göz açıp kapayıncaya kadar, ya da kapalı gözler açılıncaya kadar...

Rüya ile gerçeği karıştırıyorum bazen
bazı rüyalar öylesine gerçek oluyor ki...

Akşam olmuş deniz kenarında durmuş Maraş'a bakıyoruz, ipeksi kumlar ayaklarımızın altında sımsıcak...
ışıl ışıl otel tabelaları
kumsalda gezen insanlar
balkonda oturmuş sohbette memleketim insanı
sokaklarda küçük küçük kahveler
sokağa taşmış publar, gülüşler...
rengarek bir Maraş uyanmış uykumda
oysa halen uykuda.

Uyandım mı ?
uyuyor muyum yoksa hala ?

Rüya şehir terkedilmişliğe mahkum esaret altındaysa
onu çevreleyen teller yollara doğru esnemişse
hayatla kaynaşmak istercesine kesinlikle uyuyorumdur ben halen...

Hürmüs Kayakan SARP – 25.11.2013