Bedava gezi baldan tatlıdır!

Süleyman İrvan


Geçen hafta, bir grup Kıbrıslı Türk gazetecinin İskoçya’ya yaptığı gezi, etik tartışmalara konu oldu.  Twitter üzerinden bana mesaj atan Ali Bizden, “Gazetecinin bağımsızlığı ve kaynakla girilen ilişkinin niteliği hakkında harika bir İskoçya örneği var. Ne dersiniz?” diye sordu.
Geziyi PR Island isimli halkla ilişkiler şirketi, Diageo isimli bir viski firması adına düzenlemiş. Geziye, Yenidüzen’den Cenk Mutluyakalı, Havadis’ten Başaran Düzgün ve Hasan Hastürer, Kıbrıs’tan Serhat İncirli, Haberal Kıbrıslı’dan Kartal Harman, Vatan’dan Mehmet Kasımoğlu, Zoom dergiden Birol Bebek, Star Medya Grubu’ndan Cemile Yalçındağ katıldı.  


Bedava geziler konusunda etik ilkeler

Yayımlanmış gazetecilik meslek ilkelerine bakarsak, hediyeler ve bedava geziler sorunlu. Örneğin ABD Profesyonel Gazeteciler Derneği, “Gazeteciler hediyeleri, iyilikleri, biletleri, bedava gezileri ve özel muameleleri reddetmeli”dirler diyor. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde de, “Gazeteci, gazetecilik mesleğini, reklamcılıkla, halkla ilişkilerle veya propagandacılıkla karıştıramaz ve ilan - reklam kaynaklarından herhangi bir telkin, tavsiye alamaz, maddi çıkar sağlayamaz” deniyor.
    
Öte yandan, bedava geziler konusunda medya kuruluşları arasında tam bir mutabakat olduğu söylenemez. Örneğin Washington Post gazetesi “Hiçbir bedava geziyi kabul etmiyoruz” derken İngiliz Guardian gazetesi daha esnek davranıyor: “…Gazetecinin seyahat ve konaklama bedeli karşılanmışsa bunu açıkça belirtmeliyiz.” Benzer bir esnek tavrı Doğan Grubu Yazılı Medya Yayın İlkeleri’nde de görüyoruz: “Gazete ve dergi çalışanlarının yayın amaçlı gezilerinin giderlerini kurumları karşılar. Davetle yapılacak gezilerde ise, gezilere gidilmesi ilgili birim yöneticisinin iznine bağlıdır. Davetle katılınan gezinin haber yapılması halinde, yayında, gezinin davet olduğu mutlaka belirtilir.” Görüldüğü gibi, kesin bir yasaklama yok ama bu tür gezilerin bir etik soruna dönüşebileceği de ima ediliyor.

Bildirici: En doğrusu, masrafları karşılanan gezilere gitmemek

Hürriyet okur temsilcisi Faruk Bildirici’ye, gazetecilerin bu tür bir geziye katılmalarının ne türden sakıncaları olduğunu sordum. Bana gönderdiği yanıtta şunları yazdı: “Doğan Grubu yayın ilkesinde de görebileceğiniz gibi, asgari nokta, olmazsa olmazımız, yazıda, haberde, röportajda gezinin davetle gidildiğinin mutlaka belirtilmesidir.  Çünkü bu olmadığı zaman okur yanıltılmış oluyor. Kişisel görüşüm, masraflarını şirketlerin karşıladığı gezilere gitmemek. Bunun çok çeşitli sakıncaları var. Birincisi ve en önemlisi, o gezi bir habercilik faaliyeti değil, bir şirketin halkla ilişkiler çalışmasına dönüşür. İkincisi, maddi çıkar sağlayan gazetecinin bağımsızlığından söz edilemez. Üçüncüsü, gazetecinin kendisine sunulan bilgilerin doğruluğunu kontrol imkânları daralır, çoğu kez yanıltılır. Dördüncüsü, okura karşı sorumluluğun yerini o şirkete karşı sorumluluk alır. Beşincisi, reklam/PR ve editoryal birimlerin birbirinden tamamen bağımsız/etkilenmeden ve işbirliği yapmadan çalışması gerektiği ilkesi zedelenir. Altıncısı, aynı alanda faaliyet gösteren diğer şirketlere karşı haksızlık yapılmış olur, rekabette aracı haline gelinmiş olur. Yedincisi, editoryal sayfaların reklam/PR sayfası gibi kullanılması ve reklam sayfalarının değerinin ucuzlatılması sonucu çıkar. Sorulması gereken asıl soru şu: ‘Bir viski şirketi gazetecileri neden davet eder, neden gezi masraflarını karşılar?’  Bu soru, gazetecilikle ticari şirketler arasındaki çıkar çatışmasına işaret eder. Gazetecinin gözetmesi gereken, şirketlerin değil toplumun çıkarıdır.” 

Mutluyakalı: Mesele, sizin gazetecilik tavrınızla ilgilidir

Yenidüzen’den geziye katılan, gazetenin genel müdürü ve yazı işleri müdürü Cenk Mutluyakalı’ya eleştirileri aktarıp görüşünü sordum. Bana ilettiği cevabını aşağıda aktarıyorum:
“İSKOÇYA’ya bir tanıtım gezisi var, katılır mısınız? diye, PR Island Ajans’tan davet geldiğinde, iki nedenle kabul ettim. Birincisi, İskoçya’ya hiç gitmemiştim ve yeni kentler, kültürler tanımak, insan yaşamındaki en önemli zenginliklerden, en etkili öğretilerden biriydi. İkincisi, davete, dünyaca ünlü bir firmanın, Diageo’nun Türkiye ve Kıbrıs pazarlama yöneticileri de katılacaktı.
Reklam pastasında Kıbrıs Türk medyasına yönelik haksız rekabet ortamını anlatmak; medyamızın ekonomik özgürlüğünü kazanması, kurumsallaşması, görevini çok daha etkin sürdürmesi ve ayakta durması için böylesi büyük firmaların üst düzey yöneticileri ile yüz yüze gelmek, ilişki kurmak son derece önemliydi. Günün sonunda, her iki anlamda da iyi bir adım oldu. Gazeteciler ile büyük firmalar arasındaki bu tür ilişkilere farklı eleştiriler getirenler de olur.
Mesele, sizin ‘gazetecilik tavrınızla’ ilgilidir. Ve kendinizi bilmekle, güvenmekle, karşılıklı saygıyla… Doğrusu  “satılma” opsiyonu taşımadığımdan, meseleye farklı bir gözle hiç bakmadım.
Aksi halde hiçbir basın toplantısına katılmamak gerekiyor. Belli ki bu yönde ‘kompleksleri’ olanlar var. Birisini dinlemek, ilişki kurmak, gözlemlemek başkadır; ‘yalakalık’ ya da ‘borazanlık’ yapmak, bambaşka! United Medya Grubu’nun bu yöndeki ‘iradesi’, bu laflarımı dahi gereksiz kılıyor. Elbette, masrafları Diageo firması karşıladı, zaten, tüm medya sektörümüzün bütçesini birleştirsek, masrafı karşılamaya yetmezdi zaten!”

Cenk Mutluyakalı, ayrıca benzer bir gezinin Türkiye medyası için de düzenlendiğini iletti. Gerçekten de viski üreticisi şirket Türkiye medyasından Ertuğrul Özkök’ü, Mehmet Yılmaz’ı ve Güneri Civaoğlu’nu da davet etmişti. Bu tanınmış gazeteciler, geziyi ballandıra ballandıra anlatmışlardı köşelerinde. 

Okur temsilcisinin yorumu

Kişisel olarak, her türden bedava gezinin gazeteciliği riskli hale getirdiğini söylemekle başlayacağım.  Çünkü böyle bir geziyi kim organize ederse etsin, niyet bellidir. Niyet, gazetecileri kullanarak kurum ya da şirket hakkında olumlu bir imaj yaratmaktır. Faruk Bildirici’nin yukarıda aktardığım görüşlerine katılıyorum. Bedava geziler birçok açıdan sakınca yaratıyor. Galiba en büyük sakıncası da hiç yoktan bir etik tartışmaya yol açmaları. Bu geziyle ilgili asıl sorun ise, geziyi düzenleyenin bir içki şirketi olmasıdır. Bugün İskoç viskisi üreten şirket düzenlemiştir geziyi, yarın da Rus votkası üreten bir şirket davet edebilir gazetecileri. En iyisi, reklam amaçlı her türden geziden uzak durmaktır. Bu türden bir geziye katılma kararı alınırsa da, geziyle ilgili haber ve yazılarda, geziye davetli gidildiğinin ve masraflarının ilgili kuruluş tarafından ödendiğinin mutlaka belirtilmesi gerekir. Böylece, okur değerlendirmesini daha sağlıklı yapabilecektir. Son sözüm de şu: Benzer bir davet gelirse, gezilere üst düzeyde katılmayın ve muhabirleri gönderin ya da geziye gidin ama hiçbir şey yazmayın. Bakalım ne diyecek şirketler?

***
Yenidüzen’in haberi yalan mı çıktı?

Yenidüzen gazetesinde 12 Haziran Çarşamba günü, “Yeni yurttaşın adresi otel odası” başlıklı sürmanşet haberde, Bakanlar Kurulu tarafından yurttaşlık verilen bir kişinin ikametgâh adresi olarak Lefkoşa’daki bir otelin 10. katının gösterildiği ifade ediliyordu. “Özel haber” logosuyla verilen haberde ayrıca kimlik kartının fotoğrafı da yer alıyordu. Yurttaş yapıldığı söylenen kişinin soyadı verilmemiş, kimlikteki fotoğrafı da karartılmıştı. Haberde başka ayrıntı yoktu.
Haberin yayımlandığı gün, İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı basın bürosundan yapılan ve TAK tarafından haberleştirilen açıklamada, vatandaş yapılan kişinin Golden Tulip Hotel’in sahiplerinden biri olduğu ve otelde ikamet ettiği belirtildi ve “gazetenin haberi manipülatif bir şekilde, siyasi amaç güderek yaptığı” ileri sürüldü. TAK’ın haberine göre vatandaşlık işlemleri 11 Nisan 2012 tarihinde tamamlanmış.
Açıklamanın ilginç olan kısmı ise, okur temsilciliği kurumuna gönderme yapması. Açıklamada, “Basın etik kurallarına uyduğunu iddia eden ve KKTC’de ilk kez ‘okur hakları ve doğru haber için okur temsilciliğini’ yayın hayatına geçirmesi ile övünen bir yayın kuruluşunun böylesi kamuoyunu yanıltıcı habere imza atması ise son derece düşündürücüdür” deniyor. Ayrıca, İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın, bakanlıkla ilgili haberlerde kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi konusunda gazetecilere yardıma hazır olduğu da söylenmiş. Bir de uyarı yapılmış. Yanlış haberlerin deşifre edilmesi sonucu, basın-yayın organlarının güvenilirliğini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalabileceği savunulmuş.
Bu haber, kibrissondakika.com adlı internet gazetesinde, “Yenidüzen gazetesinin haberi yalan çıktı!” başlığıyla verildi. Haberin alt başlığında, “Okur temsilcisi olan gazete son bir haftada 2. kez yalan haber yaptı” ifadesi kullanıldı.
Yanlış ya da yalan haberler elbette bir gazetenin güvenilirliğini sarsar. Ancak, Yenidüzen haberine konu olan bilgiler yalan değil. Bakanlık, böyle bir kişinin yurttaş yapılmadığını söylemiyor. Yeni yurttaşın ikametgâh adresinin otel odası olmadığını da söylemiyor. Sadece, yurttaş yapılan kişinin otelin sahiplerinden biri olduğunu ve otelde ikamet ettiğini söylüyor. Yani haber yalan değil, ama eksik.
Eksiklik şurada. Gazetedeki haberde, “Küçük hükümetinin özellikle son 6 ayda verilen ‘yurttaşlık’ kararlarına dair ilginç detaylar ortaya çıkmaya devam ediyor” denmiş. Oysa, fotoğrafı verilen kimlikte, kimliğin verildiği tarih 12 Nisan 2012 olarak görünüyor. Yani, kimlik tam bir yıl önce verilmiş. Yeni değil. Haberde bu detay atlanmış. Habere konu olan kimlik fotoğrafı gazeteye ulaştığında otel aranıp, bilgiler teyit edilme yoluna gidilseydi daha doğru olurdu.

***

Medya Etik Kurulu çalışmalarına başladı

Her ne kadar, konuyla ilgili haberler gazetelerde ve televizyonlarda yayımlandıysa da bu köşeden de bilgi vermek istedim. Medya Etik Kurulu’nun oluşum aşaması oldukça uzun sürdü. İlk başta, İçişleri Bakanlığı’nın girişimiyle hazırlanan Basın Yasası tasarısı içinde böyle bir özdenetim kurulu öngörülmüştü. Belki de en doğrusu buydu. Yasal çerçevesi olan bir kurul elbette daha güçlü ve etkili olacaktır. Ancak, hükümet krizi ortaya çıkınca yasa tasarısı da Meclis‘e gelemedi.
En sonunda Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği bir girişim başlattı. 1 Nisan 2013 tarihinde kamuoyuna açıklanan “Medya Etik Kurulu Deklarasyonu”na Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği dışında Kıbrıs Türk Spor Yazarları Derneği, Haber Kameramanları Birliği, Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu Çalışanları Sendikası ve Dış Basın Birliği imza koydu.
Deklarasyonda öngörüldüğü şekilde Kurul’da İletişim Fakültelerini temsilen Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden ben ve Yakın Doğu Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Gürdal Hüdaoğlu; gazetecilik örgütlerini temsilen Hüseyin Güven, Hasan Kahvecioğlu, Erdinç Gündüz ve Erten Kasımoğlu ile Barolar Birliği temsilcisi Avukat Öncel Polili görev aldı.
İlk toplantımızı geçen Perşembe günü yaptık. Toplantıda ilk olarak başkan ve başkan yardımcısını seçtik. Kurul üyelerinin oybirliğiyle başkanlığı ben üstlendim, Gürdal hoca da başkan yardımcılığına getirildi. Üyelerden gelen talep doğrultusunda, Medya Etik Kurulu Deklarasyonu’nu medya kuruluşlarının imzasına açmadan önce etik ilkeler üzerinde çalışma yapmaya karar verdik. En kısa sürede bu çalışmayı tamamladıktan sonra, isimler ve ilkelerle birlikte deklarasyonu imzaya açacağız ve medya kuruluşlarının desteğini isteyeceğiz. Bu ülkede yayın hayatını sürdüren tüm gazete, radyo, televizyon ve internet medyasının kurula ve ilan edilen ilkelere destek vereceğini umut ediyorum. Kurul, medya kuruluşlarından destek gördüğü oranda başarılı olacaktır. Bu kurul her şeyden önce bir özdenetim kurumudur ve asıl amacı, etik ilkelere uygun bir gazetecilik ortamını teşvik etmektir.