BAYRAMLIK...!

Mehmet Çağlar

 

Yaşlı adam, bir konfeksiyon mağazasına ait vitrine uzun uzun baktıktan sonra, ilerideki yeşil alanda oynayan çocukların en zayıfına dönerek:
--- "Hey, küçüüük!" diye seslendi.
--- "Bana biraz yardımcı olur musun?"

Çocuk, yalnızca hafta sonlarında oynadıkları misket oyununda ilk defa kazanmış olmasına rağmen, arkadaşlarını bırakıp yaşlı adamın yanına gitti.
7-8 yaşlarındaydı ve üzerindeki elbiseler, "tek kelimeyle" dökülüyordu.
Yaşlı adam, çocuğun saçlarını okşadıktan sonra:
--- "Vitrindeki elbiseyi giymeni istemiştim; seni bu yüzden çağırdım" dedi.
--- "Bakalım üzerine uyacak mı?"

Çocuk, bu teklifi ilk önce şaka sandı.
Ama sonra gördü ki, yaşlı adam son derece ciddiydi.
Onunla birlikte mağazaya girerken, ilk önce rüyada olup olmadığını, daha sonra da şimdiye kadar yeni bir elbise giyip giymediğini düşündü.
Genellikle ailedeki büyük çocuğa alınan veya komşular tarafından verilen giyecekler, elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardeşe kalır, birkaç sene sonra da dizleri aşınmış veya delinmiş vaziyette kendisine yamanırdı.
Ama "her zaman hasta" dedikleri babasının ne kadar zor para kazandığını bildiğinden, bu işe bir kere bile itiraz etmemişti.
Şimdi ise, ilk defa yeni bir elbisesi olacaktı.
Üstelik de bayrama üç gün kala.

Çocuk, yaşlı adamın gösterdiği elbiseleri giydiğinde, büyümüş olduğunu ilk defa farketti.
Çizgili kadifeden yapılmış pantolon, bacaklarının ne kadar uzun olduğunu ortaya koyarken, yeni ceketi de omuzlarını iyice geniş göstermişti.
Fakat, hepsinin üzerine giydiği kaban bir başkaydı ve artık üşümeyecekti. Çocuk, biraz önce kazandığı misketleri kabanın cebine bıraktığında, iyice keyiflendi.
İrili ufaklı misketler, gayet derin olan ceplerin bir köşesinde kalmıştı.
Demek ki, her bir cep, en az elli misket alabilirdi.

Yaşlı adam, çocuğu sağa sola döndürdükten sonra, elbiselerin paketlenmesini istedi. Ve iş tamamlandığında, tezgâhtara dönerek:
--- "Elbiseleri torunuma alıyorum" dedi.
--- "Kendisine sürpriz yapacağım için, onları bu çocuğun üzerinde denedim. İkisinin de boyu ve zayıflıkları aynı da o yüzden."

Çocuk, bir anda beyninden vurulmuşa döndü ve ne diyeceğini bilemedi.
Ama artık büyüdüğüne göre, bir şey belli etmemeliydi.
Aynaya son bir defa baktıktan sonra, üzerindekileri yavaşça çıkartarak, az önce bir kenara fırlattığı eskilerini giydi.

Yaşlı adam, elbiselerin torununa uyacağından emindi.
Yaptığı hizmet için çocuğa bir ciklet parası vermek istediğinde, onu yanında göremedi.
"Haylaz velet" belli ki bu işten sıkılmıştı.

Çocuk, arkadaşlarının yanına döndüğünde, bir kenara çekilerek onları seyretmeye koyuldu. Ve bütün ısrarlara rağmen oyuna katılmadı.
Arkadaşları:
--- "Niçin oynamıyorsun?" diye sordular.
--- "En güzel misketleri sen kazanmıştın."

Çocuk, inci gibi yaşlar süzülen gözlerini arkadaşlarından kaçırmaya çalışırken:
--- "Misketlerim, bu elbiselere yakışmayacak kadar güzeldi" dedi.
--- "Bu yüzden, onları yeni aldığım bayramlık kabanımın cebine sakladım."
(Bir anonim alıntı).

ÇOCUKLAR ÖLMESİN...
Birilerinin umrunda olmalı bir başkasının duyguları, ne hissettikleri, gözyaşları...
Keşke bu bayram daha farklı olabilseydi herşey!

Filistin'de...
Irak'ta,
Suriye'de,
Libya'da
Mısır'da,
Ve havai fişekler yerine üzerlerine gerçek bombaların atıldığı dünyanın daha birçok ülkesinde;
Çocukların bayram mutluğunu yaşamaları en temel hakları değil mi?