Kayıplar Komitesi’nin adamızın kuzeyinde ve güneyinde yürütmekte olduğu ve 1963 ile 1974 yılları arasında “kayıp” edilmiş olan Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın gömü yerlerinin aranmakta olduğu kazılara, gelen Pazartesi gününe kadar ara veriliyor.
Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi Kazılar Koordinatörü Arkeolog Dr. Erge Yurtdaş’tan aldığımız bilgilere göre, Kayıplar Komitesi kazı ekipleri bugün öğleye kadar çalışacak ve öğleden sonradan başlayarak bayram tatili nedeniyle kazılara ara verilecek. Kazılara, önümüzdeki Pazartesi günü yani 23 Mart 2026’da kaldığı yerden devam edilecek…
KAZILARDA SON DURUM…
Öte yandan Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi Kazılar Koordinatör Yardımcısı Arkeolog Çınar Karal’dan aldığımız bilgilere göre, kazılarda son durum şöyle:
*** Alsancak /Karava: 1974 kaybı bir Kıbrıslırum'un kuyuya atılmış olabileceği bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları sırasında bir kişiye ait kalıntılara ulaşılmıştır. Kuyudaki kalıntıların bulunduğu seviyeye ulaşmak ve arkeologların güvenli bir şekilde çalışabilmesini sağlamak amacıyla yapılan rampa tamamlanmış ve kuyu içerisinde kazı çalışmaları mmanuel olarak devam etmektedir.
*** Geçitkale/Lefkonuk/Lefkoniko: 1974 kaybı bir Kıbrıslırum'un zeytinlik bir arazide gömülü olduğu bilgisi üzerine kazı çalışmaları sistematik olarak devam etmektedir.
*** Lapta/Lapithos: 1974 kaybı bir grup Kıbrıslırum’un, Lapta'daki Agios Mamas mezarlığı içerisine gömülü olabileceği bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları sistematik şekilde devam etmektedir.
*** Yayla/Syrianahori: 1974 kaybı bir Kıbrıslırum'un dere kenarındaki kamışların içinde gömülü olabileceği bilgisi doğrultusunda başlatılan kazı çalışmaları devam etmektedir.
*** Lapta/Lapithos: 1974 kaybı bir grup Kıbrıslırum’un incir ağaçlarının etrafına gömülü olabileceği bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları halen devam etmektedir.
*** Mehmetçik/Galatya: 1974 kaybı üç Kıbrıslırum'un, içki fabrikası yakınındaki harnıp ağaçlarının çevresine gömülü olduğu bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları tüm hızıyla devam etmektedir.
*** Strovulo: 1963–64 kaybı bir grup Kıbrıslıtürk’ün Strovulo'daki çeşme yakınlarına (günümüzde arazi park ve yeşil alan olarak kullanılmaktadır) gömülmüş olabileceği bilgisi üzerine başlatılan kazı çalışmaları tüm hızıyla devam etmektedir.
Biz de kazı ekiplerindeki tüm arkeologlarımıza, şirocularımıza ve diğer çalışanlara iyi bayramlar diliyoruz…
KISA BİR ARA…
Okurlarıma not: Bir haftalık kısa bir mola veriyorum yazılarıma… Okurlarıma da iyi bir bayram tatili diliyorum… S.U.
Galatya'da içki fabrikası yanındaki kazı sürüyor...
Karava'daki kazıda bir kayıptan geride kalanlara ulaşıldı, kazı devam ediyor...
Kayıplar Komitesi'nin Yayla'da yürüttüğü kazıdan görünüm...
*** GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEYE DAİR DÜNYADAN YAZILAR…
“CIA destekli 1953 darbesiyle gelen diktatörlük…”
Kavel Alpaslan/EVRENSEL
Pedofili bataklığına batmış ABD’nin Devlet Başkanı Donald Trump, soykırım suçlusu İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile birlikte İran’a karşı kirli bir savaş başlatırken ‘özgürlük’ vaadinde bulundu. Washington’ın elinden gelecek ‘özgürlüğün’ İranlılar için neye benzeyeceği, daha saldırıların ilk dalgasında bombalanan okulda ölen 150’nin üzerinde kız çocukla birlikte belli oldu.
Etrafa saçılan güncel vahşet, söylemlerin inandırıcılığını sorgulamaya gerek bırakmıyor. Yine de tarih emperyalistlerin ağzından ‘özgürlük’ ve ‘demokrasi’ gibi sözler çıktığı zaman nelerin yaşandığını gösteren sayısız örnekle dolu.
Fazla uzaklaşmayalım, bugün İran’ın yönetimini ‘dünyanın en kötü ve gaddar rejimi’ olarak tanımlayan ABD, yine aynı ülkede demokratik yollarla seçilen ilk lidere karşı bir darbe düzenlemişti. Petrol kaynaklarını ulusallaştırmaya kalkan İran Başbakanı Muhammed Musaddık 1953’te devrilip ABD ve İngiliz çıkarlarına ‘sadık’ Pehlevi hanedanlığının iktidarı yeniden güvence altına alınmıştı.
İran tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak görülen bu hikaye ‘özgürlük’ ve ‘demokrasi’ kılıfı altında yatanları net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Toplumsal talebe boyun eğen monarşi
Darbenin arka planında İngiliz-İran Petrol Şirketi (AIOC) var. Pek aşina olmadığımız bu ismi aslında yakından tanıyoruz: Yirminci yüzyılın ilk yarısında petrol kaynakları üzerinde aslan payına sahip AIOC, bugün sürekli karşımıza çıkan BP’nin ta kendisidir.
AIOC ile mücadele de Musaddık’ın tarihi bir şekilde başbakan seçilmesiyle şekillenir. Rıza Pehlevi’nin 1925’te meclisi basıp kendini Şah ilan etmesine karşı çıktığı için siyasi hayattan çekilen Musaddık, toprak sahibi bir aileden gelen milliyetçi bir figürdür. Rıza Şah’ın 1941’de tahttan feragat edip yerini oğlu Muhammed Rıza’ya bırakması, İran’daki siyasi atmosferi yeniden hareketlendirirken Musaddık da güvenilir bir siyasetçi olarak çok daha etkili bir şekilde sahneye çıkar.
Musaddık’ın bu siyasi yükselişi, adeta ‘paralel bir devlet’ denebilecek AIOC’nin pastadan aldığı büyüklüğünde karşı duyulan toplumsal hoşnutsuzluğu dikkate almalıyız. Yabancıların ülkede arttırdığı etkiye karşı öfke, Musaddık gibi petrol kaynaklarının ulusallaştırılmasını birincil gündem edinmiş popüler milliyetçi bir figürün ardında birikir.
Gerçekten de AIOC, sadece yer altı zenginliklerine hükmetmekle kalmaz. Dünyanın en büyük petrol rafinerisinin bulunduğu Abadan’da bir şirket-şehri kurar, belediye hizmetlerine sahip olur, lojistik kaynakların akışını sağlamak için havalimanları-yollar inşa eder, komşu aşiretlerle güvenlik anlaşmaları imzalar...
Şah döneminde İngilizlere tanınan imtiyazlara karşı çıkan Musaddık, o dönem İran petrolünden gelen kârın çok küçük bir kısmının devlete ayrılmasına karşı çıkar ve net bir şekilde AIOC’ye cephe alan bir siyaset izler. Bu sayede milliyetçi, sol ve hatta dindar kesimlerin desteğini alan Ulusal Cephe parlamentoda çoğunluğu sağlar. Şah’ın Musaddık’ı başbakan atamaktan başka çaresi kalmaz. Bu, İran’da monarşinin etkisizleşip halk temsilinin güçlendiği tarihi bir andır.
Hazmedilemeyen ulusallaştırma
Hemen ardından Mussaddık, 1951’de oy birliğiyle parlamentoda kabul edilen petrolün ulusallaştırılması kararını uygulamaya geçer.
Aslında daha önce AIOC’nin denetlenmesi, faaliyetlerinin sınırlandırılması, devlet imtiyazlarının genişletilmesi gibi konular masaya yatırılmak istenir. Hatta Musaddık müzakere etmeye çalışır, ancak İngiliz şirket tavize kapıyı kapatır. Sonuç olarak petrol kaynaklarının devlete geçirilince İngiltere önce Uluslararası Adalet Divanında dava açar. Sonra Birleşmiş Milletlere başvurur. Bu yollar başarısız olunca da gizli servis MI6 devreye girecektir.
Ancak İran için en yıkıcı olan İngiltere ve ABD’nin ‘İran petrollerini dünya çapında boykot etme’ kartıdır. Bugün uluslararası ilişkiler literatürüne ‘yaptırımlar’ şeklinde kullanılan bu uygulama İran’daki ulusallaştırma adımlarını ciddi bir şekilde zedeler. Basra Körfezi’ndeki İngiliz askeri yığınağı arttırılır ve İran petrolünü satamaz hale gelir.
CIA devreye giriyor
Bu kriz Musaddık’ın ülke içindeki ittifakında da çatırdamalar yaratır. Bir yandan İran ordusu içerinde ilişkilerini güçlendiren ABD desteğinde bir grup subay Musaddık’ı devirmek için örgütlenirken öbür yandan sosyalistler -özellikle de İran’ın en büyük komünist örgütü Tudeh Partisi- bu krizden çıkışın anahtarı olarak görülmeye başlanır ve Operasyon Ajax başlar...
William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi kitabında darbe hazırlığını şöyle yazıyor: “Musaddık’ın İran’da durumun kontrolünü elden kaçırdığından ve canlanan Tudeh’in ülkeyi Sovyet kampına çekeceğinden korkan Washington, Londra’nın da katılımıyla, Musaddık’a karşı darbede subaylara yardımcı olmak üzere Tahran’a CIA ajanları gönderdi. Şah darbeye onay verdi ve gizli komitenin lideri General Fazlullah Zahidi’yi başbakan olarak atadığını belirten fermanı imzaladı. İlk darbe başarısız olunca şah Roma’ya kaçtı. Ancak üç gün sonra, 19 Ağustos 1953’te şah yanlısı askeri kuvvetler başbakanı yakalamayı başardılar. Şah monarşiyi pekiştirmek üzere ülkeye döndü.
Musaddık 1951’den 1953’e kadar olan dönemde İran toplumunu, milli egemenliği elde etme ve krallık otokrasisine karşı bir alternatif oluşturma yönünde seferber etmişti. Devrilmesi, karşısında olduğu güçlerin zaferiydi: 1953 darbesi, kral diktatörlüğüne dönüşü ve ABD’nin İran’ın iç işlerine müdahalesinin yoğunlaşmasını getirdi.”
Geleceği şekillendiren darbe
Cleveland’ın da ‘Şah az daha tahtına mal olacak olayların bir daha tekrarlanmaması için gerekli adımları atarken, o demir perde ondan sonraki yirmi altı yıl boyunca sıkı sıkıya kapalı kalacaktır’ ifadeleriyle vurguladığı üzere Musaddık’ın devrilmesi, İran’ın geleceğini de derinden etkiler.
Musaddık döneminde gücünü kaybeden Şah, kendisine karşı gelenlerden intikamını sert bir şekilde alır. Musaddık gibi liderler tutuklanır Ulusal Cephe dağıtılır. Washington’ın ‘korktuğu’ komünistler başta olmak üzere pek çok kişi işkencelere maruz kalır, onlarcası idam edilir (Hatta ev hapsine çarptırılan Musaddık öldüğünde cenazesi ‘İnsanlar ayağa kalkmasın’ diye evine defnedilir).
Muhalefet kıskaca alınırken ‘petrol gelirlerinin yüzde 50’si gibi ciddi imtiyazlar İngiltere’ye iade edilir, eski sömürü ilişkileri yeniden güçlendirilir. Uzun sürecek şahlık dönemi nihayet büyük bir öfke doğuracak ve 1979’da Pehlevi hanedanlığı devrilecektir. Fakat bu, başka bir yazının konusu.
ABD’nin tüm dünyada örgütlediği darbeler, bir komplo konusu değil. Aradan yıllar geçince CIA yetkilileri gerçekleri açıklamaktan geri durmuyorlar (Hatta bugünlerde müdahaleler gerçekleşirken dahi Beyaz Saray, açık bir dille kışkırtıcı rolünü dile getirebiliyor). İran’daki genç ancak çarpıcı demokrasi deneyimine ve ulusallaştırma reformlarına karşı müdahalenin hiç de demokratik olmadığı, olayda kendi parmaklarının bulunduğu CIA tarafından 2013 tarihinde net bir şekilde dile getirildi.
Kavramların ne anlama geldiğini incelemekten aciz olanlar, tembelce sığ yansımaları asli kabul ederler. Kimileri için ‘emperyalizm’ geçerliliği Soğuk Savaş’tan öteye geçmeyen bir ifade. Oysa bugünün kuralsız savaş makinesi coşkuyla vitesini arttıran bir sömürü ve haydutluk düzeni karşısında bocalayanlar, ABD ve İsrail eliyle gelecek komik bir vaadin enstrümanına dönüşüyorlar. Bir ülkeye yönelik saldırganlığa çanak tutmadan önce aynı saldırganların tarihine kabaca da olsa bir göz gezdirmek, vaatlerin abesliğini kabul etmek için fazlasıyla yeterli olacaktır.
(EVRENSEL – Kavel ALPASLAN – 5.3.2026)