Bas genni gazeddaya!

Mert Özdağ

Tring, tring!... (Telefon acı acı çalar…)
-Aloooov!;
-Alo, buyurun
-Neresidir?
-YENİDÜZEN, buyurun.
-Ay ovlum, gomuşular girdi benim bahçeye, gırdılar bana çiçeklerimi, sordum napayım ne edeyim diye, bana sizi önerdiler.
-İyi de biz ne yapalım amca. Polisi aradın mı?
-Yok, ne araycam polisi, gelin çekin fotoğraf, basın geni gazeddaya!
-Tamam geliriz…
Haber Merkezi…
İçeriye bir yurttaş girer…
-Selamlar, benim bir arazi sorunum vardı, haber yapılsın isterim.
-Buyurun, dinleyelim sizi…
(Haber merkezinden bir arkadaşımızla konuşmaya başlarlar)
-Benim evin yanına geldi gomşu, af edersiniz eşek bağladı, kokudan durulmaz, af edersiniz, eşek şey etti hep, leş abbana…
-İyi de biz bun nasıl haber yapacağız, yani ne yazalım?
-Basın genni gazeddaya!

*  *  *

Bu ve buna benzer şikayetler yığılıyor haber merkezlerine, her gün, her saat, her dakika!..
Geçenlerde Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı da söz etmişti, aldıkları şikayetlerinin büyük çoğunluğu kişisel ilişkilerden kaynaklanan komşu şikayetleri diye…
Gerçekten duru net: Kişisel ilişkilerimizde sorun var!
Örneğin apartmanlar!
Komşuluk ilişkileri sıfır!
Apartman yöneticiliği diye bir kavram var diğer ülkelerde, bize ne gezer!
Birçok ortak kullanım alanı kaderine terk edilmiş.
Merdivenlerin temizlik sorununu konusundaki anlaşmazlığı BM gelse çözemez (!)
O derece karmaşa var.
Zemin katta kalanlar su deposu alanlarını parselleyip kendine “bahçe” yaratmış.
En üst kattakiler, dama oturma odası gibi koltuk takımları kurmuş.
Deponuzun suyuna bakmak için dama çıkmışsanız, kızan ifadelerle yüzünüze bakan çok olur, sanki haneye tecavüz etmişsiniz gibi…
Müstakil sitelerde de keza öyle…
Kaldırımlar, park yeri olmuş.
Adamın garajı var, oraya televizyon kurmuş, arabasını kaldırıma park etmiş.
Kaldırımı kullanmak isteyen yayaları eşek tepsin (!)
Evin arkasında kalan araziler de yavaş yavaş parsellenmiş.
Önce birkaç ağaç fidanı, sonra çevreye çitler derken ganimet mantığıyla arazi evin bahçesine katılmış.

*  *  *

Kural tanımıyoruz, kuralları uygulayacak denetim mekanizması yok.
Uymayanları ihbar edeceğimiz tek merci yok.
Geriye gazeteler kalmış.
Kısacası herkes kendi kuralını koymuş bu kokuşmuş düzende…
Güç kimdeyse o kanun olmuş.
Başta de dediğim gibi, kişisel komşuluk ilişkilerinde yaşadığımız sorunlarımızın kaynağı kendi bencilliğimiz ve başkasının hayatına gösterdiğimiz saygısızlıktandır.
Ancak ne yazık ki gazetecilik mesleğinin kişisel sorunlarla ilgilenme şansı ve lüksü yoktur.
Zaten koca memleketin haberine yetişmek için kısıtlı sayıda personelle cebelleşiyoruz.
Bunlara ek kişisel meselelere bakacak ne halimiz, ne vaktimiz, ne de enerjimiz var.
Zaten bunlar haber değil!
Bireysel olarak bir yurttaşın hayatına olumsuz etki yapan bu sorunlar gazeteler için haber değeri taşımıyor.
Hal böyle olunca da bazen kırmamak için, bazen de belki sorun çözülür güdüsüyle bu tarz konuları haber kılığına sokuyoruz.
Kişisel meseleler yığınında boğuluyor, büyük fotoğrafı, büyük sorunları göremiyoruz.
Aslında büyük fotoğraf; bencilliğimizdir, saygısızlığımızdır.
Acı durum tam da budur.