Bağ-Bağcı SİYASET

Cenk Mutluyakalı

Siyasi partilerin “kurumsallaşması”nı son derece önemsiyorum.
Çok mu abartıyorum?
Bu konuda iddialı değilim doğrusu...
Her ne kadar ‘emeklilik’ kurumunun uğramadığı bir ‘mesleğe’ dönüşse de adamızda siyaset, partilerdeki 'seçilmiş' yöneticiler, bir gidip, bir geliyor ha bire...
Ve mutlaka “parti içi rekabet” duygusu, perdeliyor gözleri, hırsları mantığı eziyor geçiyor...
“Eleştiri” kutsanırken “özeleştiri” ile sevişilmiyor pek...
“Hesap sorma”nın kolaycılığına karşı, öteleniyor genelde, “hesap vermek” kültürü...

***

Oysa ki partiler güçlü bir “kurumsal” yapıya kavuşsa, bütçe yönetiminden halka ilişkilere, propagandadan proje üretimine, örgütlenmeden hukuka kadar yürünecek yol kişilerin özel tavrı ya da yeteneğine gerek kalmadan ilerleyecek...
Ve böylece “başarı”yı sahiplenme, “başarısızlığı” öksüz bırakma alışkanlıkları sırıtacak ortada...
“Seçilmiş” isimler denetleyici ve yönlendirici olacak... Çok daha fazla yüz yüze gelecek yurttaşla... Ve çok daha derinine inebilecek, toplumsal kaygıların.
Belki “kendi” delegesini yaratmanın peşine düşmeyecek...
İki dudak arasına ve kişisel reflekslere hapsolmayacak kararlar...
‘Kurumsal’ yapı içerisinde uzmanlar üretecek, en geniş insan kaynağından çok daha ciddi bir katılımcılıkla projeler çıkacak...
Ve “karar alma süreçleri” bir odanın içi, bir masanın üzerine yapışmayacak.
Program önemsenecek...
İlkeler konuşulacak.
Vizyon bilinecek...

***

Eğer yeni dönem, "eski" siyasetin etki alanından kurtulacaksa...
Siyasetin ciddi anlamda kurumsallaşması gerek...

***

Kimin başkan...
Kimin sekreter olacağından önemlisi...
Hangi ilke, hangi tavırla adım atılacağı üzerine odaklanmak...
Ve belki, ‘takım çalışması’ çıkacak öne böylece...
Ne zaman ki “isimleri” konuşmaktan fırsat kalacak “içeriğe” ...
Belki “bağcı” dövücüler de “üzüm”e yönelecek o zaman...
‘Yemek’ için değil salt...
Üretmek için daha güzelini...
Menfaat değil, ‘adalet’ adına...