Aynılaşma

Tümay Tuğyan

Direkt ve endirekt yollardan çözümü zorlaması, çözümün önündeki engelleri aşmak adına alternatif politikalar oluşturması beklenen çevreler, bunu ne yazık ki başaramıyorlar.

Ama başaramadıkları gibi, bugüne değin çözümün önünde engel olarak duragelen ‘bildik’ politikaların da bir parçası haline geliyorlar.

Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemisinin bölgedeki çalışmalarına devam etmesi için yeni bir Navtex yayınlanması, barışa hizmet eder mi etmez mi?

Mesele tam da budur.

Bu soruyu, ‘Ama Anastasiadis...’ diye başlayan bir cümleyle yanıtlamaya çalışmak, öze ilişkin bir fark yaratmaz.

Yanıt ortadadır; Barbaros’un faaliyetlerini sürdürmesinin, çözüm ve barış çabalarına olumlu katkı yapmasının imkanı yoktur, aksine bu, bu çabaları sekteye uğratacak bir girişimdir.

Bu güç gösterisi, var olan gerginlik ortamını daha da tırmandıracak bir politik adımdır.

Peki o halde neden?

***

10 Ekim 2014 tarihli köşemde, yine yazmıştım.
2011 yılının Eylül ayında, New York’ta imzalanan ve devamında TPAO’ya ada etrafında sondaj yetkisi verilmesinin yolunu açan TC-KKTC Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Antlaşması Cumhuriyet Meclisi’nde oylanırken, muhalefet partileri CTP ve TDP antlaşmaya karşı çıkmış ve ret oyu kullanmışlardı.
Ana muhalefet CTP Parti Meclisi, meclisteki oylama öncesinde yaptığı toplantının ardından kamuoyuna duyurduğu uzun ve kapsamlı açıklamayla, ret oyunun gerekçelerini paylaşmış ve şunları kaydetmişti:
• Kıbrıs Rum Liderliğinin sondaj çalışmalarını böylesi bir zamanda başlatmış olmasının çözüm sürecini sekteye uğratacağı gün gibi ortadayken, bu konuda ısrarlı bir tutum sergilemesi iyi niyetten yoksun bir girişimdir.
• Bu tek yanlı girişimi onaylamamız mümkün değildir.
• Ancak bu girişim karşısında Türk Tarafının takındığı tehditkâr ve “kısasa kısas” tavrı da, iyi niyetli mukabil bir tavır olarak asla değerlendirilemez.
• Üstelik New York’ta imzalanan Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşmasıyla, Kıbrıs sorununa çözüm arayışının samimiyetle sürmesi gereken bir dönemde, ayrılığın derinleşmesine ve sorunun kalıcılaşmasına katkıda bulunulmaktadır.
• KKTC devlet birimlerinin içeriğine hiçbir katkıda bulunmadığı bir anlaşmanın, Kıbrıs Türk Halkı’nın çıkarlarını ne oranda ve hangi kriterler dâhilinde gözettiği ise bilinmemektedir.
• KKTC Cumhuriyet Meclisi, halkımızın iradesini temsil etmeyen maceraperest ve akıbeti meçhul girişimlerin onay mercii olarak görülemez ve bu biçimde gösterilemez.
• Bu anlaşmanın yaratacağı tehdit, Kıbrıs Türk Halkının dünyadan tecrit edilmişliğinin neden olduğu koşulları daha da ağırlaştırabilecektir.

***

Görünen o ki, 2011 yılında takındığı tavrın aksine, Barbaros Hayrettin Paşa’yı geçtiğimiz Ekim ayında bölgeye yollayan karara tam destek veren CTP, müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için iyi niyetli adımlar beklediğimiz bir dönemde, bir kez daha tersi politikalara hizmet eden bir adım atıyor.
Ama haklı ama haksız, her fırsatta Anastasiadis’in tavrını öne sürerek, günün sonunda, zaman zaman söylem, zaman zamansa eylem bazında sağ partilerle aynılaşmaya kadar varan, çözümsüzlüğe hizmet eden politkalarının uygulayıcılarından biri haline gelmek midir CTP’nin iktidardaki misyonu?
Yoksa Rum tarafının tavrından bağımsız olarak, illa ki çözümü zorlamak, çözümün önünü tıkayan her türlü eylem ve söylemle aktif biçimde mücadele etmek ve mücadele alanlarını genişletebilmek adına alternatif politikalar oluşturmak mıdır?
Bu, CTP yönetiminin artık net bir biçimde karar vermesi gereken bir konudur.