Avrupa'nın Hürmüz Sınavı

Mustafa Çıraklı

"Hürmüz Boğazı nedeniyle uçak yakıtı temin edemeyen, İran'ın başının kesilmesine karışmayı reddeden İngiltere gibi ülkeler, sizlere bir önerim var. Birincisi: ABD'den alın. Bizde fazlasıyla var. İkincisi: Gecikmeli de olsa cesaretinizi toplayın, Hürmüz Boğazı'na gidin ve oradan alın. Kendiniz için savaşmayı öğrenmeye başlamanız gerekecek. Nasıl siz bizim için gelmediyseniz ABD de size artık yardıma gelmeyecek. İran esasen yerle bir edildi. Zor kısım bitti. Gidip kendi petrolünüzü kendiniz alın".

Geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medya hesabından yaptığı bu çıkışın hemen ardından İngiltere, Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliği için bir girişim başlatarak 40’tan fazla ülkeyi, Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Avrupa Birliği temsilcileriyle çevrim içi bir toplantıda bir araya getirdi.

Ancak hemen belirtmek lazım: İngiltere’nin öncülüğünde bir araya gelen ve Washington’un Avrupalı müttefiklerinin yön verdiği bu girişimin Trump’ın umduğu şekilde Hürmüz’e yönelik bir askeri operasyon düzenlemesi — en azından şu aşamada — pek olası görünmüyor.

Nitekim bir taraftan İngiltere, 7 Nisan’da ev sahipliği yapacağı askeri uzmanlar toplantısında “kolektif savunma kapasitesinin nasıl harekete geçirileceği” konusunun ele alınacağını duyururken; diğer taraftan inisiyatifin diğer itici gücü Fransa, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un konu ile ilgili geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada da vurguladığı üzere Hürmüz Boğazı’nı zorla açacak bir askeri operasyonun gerçekçi olmadığını vurguluyor ve önceliğin bir ateşkes sağlamak olduğunu belirtiyor.

Hürmüz Boğazı’na olası bir operasyona karşı Fransa’nın ve genel olarak Avrupa’nın mesafeli duruşunun üç nedeni var. İlki, Fransa dahil Avrupalı ülkelerin, operasyon sırasında İran’ın sivil veya askeri gemileri kolayca hedef alabileceğini ve bunun kendilerini doğrudan savaşın içine çekebileceğini düşünmesi.

İkincisi, enerji fiyatlarının halihazırda yüksek olduğu bir dönemde savaşa dahil olmanın fiyatları daha da yükselteceği, buna karşın Boğaz’ın açılacağının garanti edilemeyeceği değerlendirmesi. Askeri uzmanlar tarafından hazırlanan senaryolarda, Hark Adası dahil Hürmüz’e yönelik olası bir operasyonun hem riskli hem de başarı şansının sınırlı olduğu vurgulanıyor [1].

Üçüncüsü, İngiltere dahil Avrupa kamuoyunun büyük kısmının böyle bir askeri adımı desteklememesi. Trump’ın talebine uymak, riskli ve siyasi olarak popüler olmayan bir karar anlamına geliyor. Nitekim Macron’un son açıklamasıyla, geçtiğimiz haftalarda Güney Kıbrıs ziyareti sırasında kullandığı ton arasındaki farkın arkasında da benzer dinamikler var; hatta bazı yorumlar, Macron’un iç politikada azalan popülaritesini bu çıkışla toparlamaya çalıştığını öne sürüyor. [2]

Yine de ABD’nin doğrudan dahil olmadığı ve askeri seçeneğe şimdilik mesafeli duran bu koalisyonun Hürmüz Boğazı’nı yeniden gemi trafiğine açma konusunda başarısız olacağını söylemek için erken. Zira geçtiğimiz günlerde Riyad merkezli yürütülen ve Türkiye’nin de önemli rol oynadığı benzer diplomatik çabalar, İran’ın enerji altyapısına yönelik olası saldırıların ertelenmesinde etkili olmuştu. [3]

Ancak bunun kolay olmayacağı da açık. Hürmüz Boğazı; vekil güçleri zayıflamış, nükleer ve füze programları darbe almış ve iç baskıları kontrol altında tutmaya çalışan İran yönetiminin elinde kalan son pazarlık kozlarından biri. Bu bağlamda, İran’ın hukuki açıdan tartışmalı bir geçiş ücreti sistemi uygulama tehdidi dahi Boğaz’ı müzakere masasında güçlü bir koz olarak kullanmaya devam etmek isteyecektir.

Diplomasinin sonuç alamaması ve maliyetlerin katlanarak artmaya devam etmesi durumunda ise Avrupa’nın atacağı adımları öngörmek şimdilik güç.

Asıl sınav da tam bu noktada başlıyor: ABD Hürmüz’de bir operasyon başlatırsa, Avrupa, Trump'ın savaşın başından beri talep ettiği şekilde sahada daha fazla yük üstlenerek Washington ile birlikte hareket edecek mi? Yoksa böylesi bir durumu ABD güvenlik şemsiyesinin gölgesinden çıkış ve kendi stratejik özerkliğini sınama fırsatı olarak mı değerlendirecek?

Transatlantik ilişkilerin geleceği açısından bir sınav niteliği taşıyan Hürmüz Boğazı meselesini ve tarafların adımlarının bu tabloyu nasıl şekillendireceğini bir sonraki yazıda ele almaya devam edecegiz.

"Bu yazı yayına hazırlanırken İran ile ABD arasında Pakistan arabuluculuğunda 10 Mart Cuma günü gerçekleşmesi öngörülen müzakereler henüz gündeme gelmemişti. Ancak ateşkesin kırılganlığı ve sahadaki gelişmelerin yeniden tırmanma ihtimali, Hürmüz Boğazı’nın ve Avrupa’nın olası bir operasyondaki rolünün önümüzdeki dönemde de önemini koruyacağına işaret ediyor."

Kaynaklar:

[1] “The Strait of Hormuz Problem: What ‘Securing’ the Waterway Actually Requires”. Royal United Services Institute. 24 Mart. https://www.rusi.org/explore-our-research/publications/commentary/strait-hormuz-problem-what-securing-waterway-actually-requires

[2] “Macron teams up with Sánchez amid escalating clash with Trump”. Politico. 4 Mart. https://www.politico.eu/article/france-emmanuel-macron-and-spain-pedro-sanchez-lock-arms-against-us-strikes-on-iran/

[3] “The Back-Channel Diplomacy Behind Trump’s U-Turn on Iran”. Wall Street Journal. 23 Mart. https://www.wsj.com/world/middle-east/the-back-channel-diplomacy-behind-trumps-u-turn-on-iran-b70efc60