Avcılık spor değildir!

Süleyman İrvan


Bu yazının gazetede yayımlandığı gün, Büyük Av’ın ilk günü de bitmiş olacak. Bakalım gazetede ilk av günü ne türden bir haberle yer bulacak?

8 yıldan fazla bir süredir Kuzey Kıbrıs’tayım ve bu süre içinde beni en çok şaşırtan şey, bu ülkedeki av merakı olmuştu. KKTC Avcılık Federasyonu’nun web sayfasındaki bigiye göre, ülkede 22 bin kayıtlı avc ı varmış.

Federasyonun tüzüğünde avcılık, “Karada sadece ülke yasalarına uygun silahlarla yapılan avcılığı; sularda ise yine Federasyon’un belirlediği olta, zıpkınlı tüfeklerle ya da araçlarla yapılan avcılığı, anlatır” deniyor. Aynı tüzükte avcılıktan spor olarak söz ediliyor.

Yenidüzen’de 24 Ekim Perşembe günü “Büyük av başlıyor” başlıklı haberin üstünde KKTC Av Haritası verilmiş. Haritaya göre neredeyse ülkenin tamamı av bölgesi kapsamında. Sadece şehirler ve sınıra yakın bölgeler ile bazı koruma alanları kapsam dışında. Haberdeki detaylara bakalım: Toplam 11 gün avlanılacakmış; avlanılabilecek hayvanlar da sıralanmış: ova tavşanı, keklik, turaç, sülün, çulluk, bıldırcın, yaban güvercini, fassa, karga, saksağan. Bir avcı günde en fazla 1 tavşan, 5 keklik veya turaç ve 8 fassa olmak üzere toplamda en fazla 30 av hayvanı avlayabilecekmiş. Rakamlar ürkünç değil mi?

Yenidüzen maalesef bu TAK haberini, elinde üç katledilmiş tavşan tutan bir avcı fotoğrafıyla vermeyi uygun bulmuş. Oysaki Yenidüzen gazetesinin ilan edilmiş yayın ilkelerinde meselâ, “şiddeti ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınılır” diyor. Hak haberciliği misyonu içinde sadece insan hakları değil, hayvan hakları da vardır, doğal çevreye zarar veren yayınlardan kaçınmak da vardır.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO tarafından 1978 yılında ilân edilen “Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi”nden bazı maddeleri burada sıralayacağım:

• Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı varolma hakkına sahiptirler.
• Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir.
• Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.
• Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.

Bu bildirgeye göre, avcılık soykırım suçu kapsamında değerlendirilebilecek bir eylemdir. Devlet eliyle bu suçun teşvik edilmesinden vazgeçilmesi gerekir. Gazete de bu yöndeki girişimlere destek olmalı, kamuoyu oluşturmak için çaba göstermelidir. Hak haberciliği bunu gerektirir.

----------------------------------------------------

Nefret söylemi ve gazetecilik

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Eylül 2013 tarihinde açıkladığı Demokratikleşme Paketi’nin en çok tartışılan başlıklarından birisi de nefret suçları ile ilgili düzenleme girişimiydi. 1 Ekim tarihli Milliyet gazetesinin haberinde, “Nefret suçları TCK’ya girecek. Bir suç din, dil ,ırk, cinsiyet gibi nedenlerle işlenirse ceza artacak. Dini inancın yerine getirilmesini engelleyene de hapis verilecek” deniyordu.

Her ne kadar, nefret suçları denince hükümetin aklında İslam’a yönelik suçlar geliyorsa da bu konuda uzunca bir süredir mücadele eden örgütlerin çabalarını da yok saymamak gerekiyor.

Öncelikle nefret söylemi ve nefret suçu kavramlarını açıklamak gerekiyor. 2012 yılında kurulan ve içinde 62 sivil toplum örgütü barındıran Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu nefret suçunu şöyle tanımlamış: “Belirli ve ortak karakteristik özellikleri bulunan birey ve gruplara veya onların mülklerine yönelik önyargılarla işlenmiş suçlara nefret suçu denir. Nefret suçları dünya çapında başta etnik, ulusal ve dini kimlik, cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli olmak üzere; sağlık durumu, zihinsel ya da fiziksel engelilik, toplumsal statü, siyasi veya felsefi görüş, eğitim durumu gibi özelliklere yönelik olarak da işlenmektedir.”

Yaygın biçimde kullanılan bir tanımı da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı yapmış: “Mağdurun, mülkün ya da işlenen bir suçun hedefinin, gerçek veya hissedilen ırk, ulusal ya da etnik köken, dil, renk, din, cinisyet, yaş, zihinsel ya da fiziksel engellilik, cinsel yönelim veya diğer benzer faktörlere dayalı olarak benzer özellikler taşıyan bir grupla gerçek ya da öyle algılanan bağı, bağlılığı, aidiyeti, desteği ya da üyeliği nedeniyle seçildiği, kişilere veya mala karşı suçları da kapsayacak şekilde işlenen her türlü suçtur.

Çeviriden kaynaklanan sorunları bir yana bırakırsak, tanımlarda ortaya çıkan özelliği şöyle özetleyebiliriz. Eğer bir kişiye karşı işlenen suçun nedeni o kişinin kimliğiyle, statüsüyle ilgiliyse nefret suçu kapsamındadır.
Nefret söylemi ise gazeteciliği doğrudan ilgilendiren bir konudur. Her ne kadar medyadaki tartışmalar, nefret söylemiyle ilgili bir düzenlemenin doğrudan ifade özgürlüğünü kısıtlayabileceği şeklindeki argümanlara yer veriyorsa da ben nefret söyleminin ifade ve basın özgürlüğü korumasına sahip olamayacağı düşüncesindeyim.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 1997 yılında aldığı Tavsiye Kararı’nda nefret söylemi şöyle tanımlanıyor: “Irkçı nefret, yabancı düşmanlığı, antisemitizm veya hoşgörüsüzlük ifade eden saldırgan milliyetçilik de dahil olmak üzere, hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her türlü ifade biçimidir.”

Gazetecilik etik ilkeleri, nefret söylemi kapsamında değerlendirilebilecek olan ifadelerden uzak durulması gerektiğini hatırlatmaktadır. Kıbrıs Türk medyasında da zaman zaman nefret söylemlerine rastlanılmaktadır. Etik ilkelere duyarlı medya kuruluşlarının, haberlere yapılan okur yorumları da dahil olmak üzere, nefret söylemlerinden arınmış olmasını dileyelim. Nefret söylemlerinin nefret suçlarını tetiklediğini, tetikleyebileceğini unutmayalım.

--------------------------------------------

Astrolojik yalanlar

Geçen hafta, Sabah okur temsilcisi İbrahim Altay yazınca dikkatimi çekti. Bir Sabah okuru, okur temsilcisine gönderdiği mektupta şunları söylemiş: “Bir süredir gazetenizde meşhur bir astroloji uzmanı olduğuna kanaat getirdiğim hanımın astroloji yorumlarını takip ediyorum. Geçen hafta burcumun yorumunda yeni ve ani iş tekliflerini değerlendirmem gerektiğine dair bir yorum okudum ve aldığım teklif üzerine yaklaşık beş yıldır çalıştığım işyerinden ayrılma kararı aldım. Yeni işe başladığım halkla ilişkiler firmasının patronunun beni işe alma sebebinin maalesef mesleki becerilerim dışında başka sebepleri olduğunu anlamış bulunmaktayım.

Evli bir hanımım ve eşimle beraber bir hayat kurmaya çalışıyoruz. Şu durumda yeni patronumun beklentileri ve aldığımız evin taksitleri arasında bocalıyorum. Yeni ve ani iş tekliflerinin getirisinin beklentisi içindeyken bu duruma düşmüş olmak beni üzüyor. Gazetenize olan güvenim sarsıldı ve şu an bir açmaz içindeyim."

İbrahim Altay, Uluslararası Okur Temsilcileri Örgütü (ONO) e-posta grubuna gönderdiği bir e-postada yıldız falı uygulamasının başka ülke medyalarında da olup olmadığını, varsa ve bir okur “beni yanlış yönlendirdiniz” derse ne cevap verirdiniz sorularını sordu. Yıldız falı Yenidüzen’de de olduğu için merak ettim, kim ne cevap yazacak diye. Açıkçası bana bugüne kadar bir şikâyet gelmedi. Bundan sonra da geleceğini tahmin etmiyorum.

Los Angeles Times gazetesi, “Yıldız falı eğlence içeriği olarak okunmalıdır” gibi bir uyarıyla birlikte yayımlanıyormuş. Brezilya gazetesi Folha de S.Paulo okur temsilcisi Suzana Singer, iki yıl kadar önce konuyla ilgili uzunca bir değerlendirme yapmış. O yazısını paylaştı. Yazıda, yıldız falının hiçbir bilimsel değeri olmadığı, batıl inançları beslediği, ciddi bir gazetenin böylesine bir içeriğe yer vermesinin doğru olmadığı anlatılıyor.
İbrahim Altay, kendi değerlendirmesinde, “nasıl kategorize edilirse edilsin, bütün içerikler gazeteyi temsil eder, gazetenin içerik bütünlüğünün bir parçasıdır” demiş ancak yıldız falına yer vermeyin demek yerine okuru uyarmış: “Falsız kalamıyorsanız fala inanmayın.”

Gazetede bu haftaya kadar pek de dikkat göstermediğim fal sütununu izlemeye aldım. Öncelikle bu sütunda verilen “astrolojik yalanlar”ı gazete içinde birisinin yazmadığı anlaşılıyor. Örneğin, 26 Ekim 2013 tarihli gazetedeki Koç Burcu altında verilen ifadeleri google’da yazdığımda, aynı ifadelerin hem Koç, hem Balık hem Oğlak burcu altında değişik zamanlarda yazıldığını gördüm. Benim anladığım, üretilmiş bazı kalıp yalanlar var ve bunlar tekrarlanıp duruyor.

Fala inanmayın falan demeyeceğim, Yenidüzen gibi ciddi bir gazetede bu türden saçmalıkların olmaması gerektiğini söylemekle yetineceğim.