Avcılar Ve Çevreciler Zıt Kutuplarda Değiller

Dr. Hasan Alicik

Avcılık nedir? Neden ava gideriz?
Sosyal, kültürel, psikolojik nedenleri nedir?
Felsefesi var mı?
Nedir bizleri dağlara, ovalara, denizlere sürükleyen?
Kovalama, takip etme, elde etme... mi?
Doğayla mücadele mi?
İnsanı topun peşinde koşturtanla, avın peşinde koşturtan güdü arasında fark var mı?
Bunu anlayabilir miyiz? Eğer anlarsak, anlatabilir miyiz? Anlattığımızı varsaydığımız şey acaba doğru olan mı?
Gördüğümüz bir maçı anlatabilir ‘doğru’nun da bu olduğunu düşünebiliriz, ama topun peşinde adamı koşturtanın ne olduğunu da anlamamız gerekir. Belki ‘doğru’ bileşendir...
Avcılığı anlayabilmek için, avın peşinde koşturtanın ne olduğunu da anlamamız gerekmektedir. 
Peki bunu nasıl anlatabiliriz?
Hayatında hiç şeker yemeyen birine şekerin tadını nasıl anlatabilirsiniz ki...
Modernleşme, kentleşme, ekonomik ilişkiler ve üretim tarzlarındaki değişim insanı kendisine o kadar  yabancılaştırmıştır ki kendisini anlamakta zorlukla karşılaşmaktadır.
Büyük şehirlere neden parklar yapılır?
İnsanlar buralara gitme ihtiyacını neden duyarlar?
Bahçemizde çiçek, ağaç yetiştirmek bizi neden mutlu eder?
Çünkü insan doğaya aittir. Ait olduğu yerde bulunmak onu mutlu etmektedir.
Ne ki insan modern yaşamı içinde kendine dönüp, kendi üzerinde düşünebilirse gündelik yaşamının belirli periyotları içindeki davranışlarının ‘ardında olan’ın ne olduğunu da anlayabilecektir. Yabancılaşmakta olduğu şey aslında kendisinedir.
İnsan ait olduğu doğayı sever ve saygı duyar.
Ve onunla birlikte olmaktan mutluluk duyar.
***
Ülkemizde 18 Ağustos’da başlayacak olan II. İnce Av tarihlerinin ertelenmesi çevre örgütleriyle avcıları karşı karşıya getirerek yeni bir tartışma başlattı.
Av tarihlerinin ve bölgelerinin belirlenmesinde yıllardan beridir izlenen usül şöyleydi: Avcılık Federasyonu kendisine bağlı birlikleri toplantıya çağırır bölge ve tarih tespit edilir, daha sonra da Merkezi Av Komisyonu’na (MAK) gönderilirdi. MAK’da İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Bakanlar Kurulu’na gönderir ve Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe koyardı. Av ve Yaban Hayatını Koruma Yasası da bunu belirtmektedir.
Ne var ki ertelenme konusunda aynı usül izlenmedi ve tepkilere neden oldu.
Üstelik “Biyologlar istedi, av ertelendi.”,“Avcılara sormadan ertelendi.”, “Avı da kapatacaklar.” gibi söylenceler de etrafı iyice alevlendirdi.
II. İnce Av’ın Ağustos sonu mu, Eylül başı mı olması Avcılık Federasyonu’nda da tartışılmış ve 15’e, 14 oyla Ağustos kabul edilmişti. Yani avcılık camiası için tarih pek de o kadar önemli değildi. Kendilerine sorulmamasının yarttığı dışlanmışlık duygusu, kapatılma kaygısıyla birleşince tepkileri arttırdı ve tartışmanın yönünü değitirdi, seviyesini düşürdü.
Bu konuyu görüşmek üzere Başbakan Sibel Siberi’i birkaç kez telefonla aradım “Toplantıdayım” diye mesaj attı.  Konuya açıklık getirilsin diye Avlıyorum programına davet ettim, yanıt gelmedi. Biliyordum, tepkiliydi...
Nihayet Pazartesi günü telefonla görüşebildik.
Köpeklerimle yürüyüşe çıktığım saatte aradı yaklaşık 40-50 dakika konuştuk.
Aşırı sıcaklar nedeniyle II.İnce Avı ertelediklerini anlattı. En önemli açıklaması ise erteleme kararı alınmadan önce İçişleri Bakanı’nın Avcılık Federasyonu’yla görüşerek ve bu yöndeki düşüncelerini gerekçeleriyle aktardığını söylemesidir. Yani erteleme kararı alınmadan önce sadece birkaç uzman kişiyle değil, Federasyon ile de görüşülmüş. Federsayon’un talep ettiği 4 av günü sayısında ve bölgelerinde herhangi bir değişiklik yapılmaması koşuluyla erteleneceği düşüncesi paylaşılmış. Buna gerekçe olarak da Metoroloji Dairesi’nden alınan rapora göre hava sıcaklığının Eylül ayının başlarından itibaren 35 dereceye düşeceği gösterilmiş.
Avı kapatma düşünceniz var mı? diye sorduğumda ise Sibel Hanım kendisine ait kibar uslubuyla kendisinin ava karşı olmasına rağman böyle bir düşüncede olmadıklarını açıkça ifade etti. Devletin şahsi düşünceler ve hislerle değil, yasalarla kurumlarla yönetildiğini belirtti.
Öyle anlaşılıyor ki erteleme kararı alınmadan önce bu düşünce Federasyon’la paylaşılmış, gerekçeleriyle anlatılmış.  
Av kapanacak denildi, meğer kapanmayacakmış.
Birçok insan birbirini kırdı, tepki koydu. Hoş olmayan tartışmalar yaşandı.
Bu açıklamalar baştan yapılsaydı taraflar birbirlerini daha iyi anlayacak, kaygılar ortadan kalkacaktı.
İletinin değil, iletişimin ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır.
***
Bu tartışmalar daha düzeyli ve faydalı bir noktaya çekilebilir mi?
Elbette...
Çevreciler ve avcılar birlikte çalışabilirler mi?
Elbette...
Doğal yaşam alanları üzerinde enerji, ulaşım, sanayi, tarım, kentleşme... baskısı hergeçen gün artmaktadır. Kirlilik ve atık maddeler hergeçen gün artmaktadır.
Geri dönüşüm sistemleri kurulup etkili çalıştırılamıyor.
70 kg kullanılmış kağıt bir ağaçın kesilmesini önlüyor. Katı atık dönüşüm sistemleri yaklaşık %70’e varan enerji tasarufuna, %40 su kirliliğinde, %60 hava kirliliğinde, %40 çöp hacminde azalmaya neden olabilmektedir.
Tarımsal faaliyetler, zirai ilaçlar, kimyasal maddeler... 
Bilinçsiz insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararlar...
Tüm bunlar ile çevre duyarlılığının ve bilincinin artırılması eğitimle, insan yetiştirmemizle de ilgilidir. Piknik alanında çöplerini bırakmak, levhalara ateş etmek avcılıkla değil, insan yetiştirmemizle eğitimle ilgilidir...
Çevre planlaması ve yönetimi, doğal kaynakların ve biyolojik çeşitliliğin korunması, deniz kirliliğinin önlenmesi, uluslararası düzeyde çevreye zararlı maddelerin tanımlanması ve denetlenmesi, çevre sorunlarıyla ilgili eğitim, bilgi, sosyal ve kültürel politikaların oluşturulması, uluslar arası örgütlerle işbirliğinin geliştirilmesine... birlikte katkı konulabilir.
Çevreciler ve avcılar zıt kutuplarda değillerdir.
Ortak noktaları doğaya duydukları saygı ve sevgidir. Bu noktadan hareketle ortak projeler üretilerek elbirliğiyle doğamıza sahip çıkılabilir.