Aşk bu zindanın neresinde?

Cenk Mutluyakalı

"Gece uyuyan bir adamın göz kapaklarının

arasında muhtemelen bir kadın sıkışıp kalmıştır"

Tarık Tufan

--------------------------------

 

Aşk bu zindanın neresinde?

İlişkilerde en önemi çelişkilerden biridir  “benzetmek ısrarı…”
İnsan, karşısındakini kendine benzetmek ister çoğu zaman.
...
Oysa öyle sevmemiştir…
Belki kendine benzese hiç sevmeyecek.
Yine de gizliden gizliye bir "ikna" süreci başlar, belleğe dolanır....
- ki bazen şiddettir sonu, çokça ayrılık-
...
“Sözüm sana değil de benim düşünce yapım çok daha farklı” gibi bir yerlerden açılır muhabbet…
Bir anlamda "fetih" arayışıdır bu.
"Kalbini fethetmek" derler ya...
Mülkiyetçi bir yerden “işgaldir” sonu!
Sözcük size yabancı değil, bilirsiniz.
Pek farklı değildir, yüreğin ve bedenin de işgali.
...
İflah olmaz bir kontrol manyaklığı...
Kimseler bunu kabul etmez.
“Olur mu” canım, “sever...”
Tam bir hükümranlık istenir…
Adına “aşk” denir!

...
Çok kişi sevdiği insanın hayatı üzerinde mutlak kontrol ister...
Sevdiği insanı bir başkasına dönüştürür böylece, kendi eliyle!
“Sen böyle değildin” der, vazgeçer.
Gider, bir başkasını bulur, kendine benzemeyen…
Yine benzetecektir!
“Huy” dediğin kolayına değişmez.
...
“Ne denli mutlu olursa olsun, özgürlüğünü yitirmek acı gelir insana” der “Anna Karenina”sında Tolstoy…
Özgürlük tükendikçe, yalan çoğalır, aşk azalır giderek, samimiyet sulanır…
...
Şu “biat kültürü” var ya, nereye soksa burnunu, batar!
....
"Sen kalbimin eşsiz bir parçasısın" romantizmi üzerinden, gül suyuna muhallebi kıvamında yapılan sunum, “kelepçe”yle biter çokça…
"Aşkına mahkumum" denir.
Sanki marifet!..
Duyan da sanacak ki “mahkumluk” dediğin şeker, şerebet.
Yahu niye mahkumsun?
Niye kalbinde kilit var?
Niye anahtarı tek kişide?
Kaybetse öylece kalacaksın!
Bu kadar "zindan" yüklü düşünce içerisinde aşk nerede?

...
Gökyüzünün kilidi olmaz…
Benzemez kimselere...

--------------------------------------------------------------------

Besmeleyle içmek!

İki etkinlik, biri Lefkoşa’da biri Girne!.
Birisi, pek de bilmediğim bir vakıf.
Yurtları falan varmış, ‘ümmet’ yayacak, bakan destekli…
Biri vakıf, öteki de “çakır keyif” bir şirket…
İkisi de kalabalık topluyor!
İşin enteresan tarafı, ikisi de, denizin ötesinden geliyor…
İkisi de “denizin ötesinden” getirdiği “dalga”yı çoğaltmak istiyor.
Ve böylece, bizim memlekette “besmele” ile rakı sofrasına oturanlara, “din” öğretiliyor!
Hade, şerefe!
Kıbrıs’ın kuzeyi kimileri için “sömürge” sofrasında meze!

-------------------------------------------------------------

30 yıl sonra ne değişti?

“Halim Çileli’nin Fevkalede Serüvenleri” ile geldi, Zeki Erkut!
YENİDÜZEN’in bir dönemler genel yönetmenliğini yürüttü, yani, epeyce bir süredir omuzladığım bu yükü, iyi bilenlerden…
Sevgül Uludağ’ın “can yoldaşı.”
Seviyorum bu tarifi...
Onlarla aklımda yer etti.
“Karı-koca-eş” gibi geleneksel söylemleri düşününce, çok daha samimi.
Zeki abi, Yenidüzen’i yönetirken yazdığı bir raporu da getirdi bana...
1999’da yazmış...
“Bak, oku ve ne kadar önemli işler başardığınızı gör” dedi.
Ne yokluklar, ne zorluklar varmış...

* * *

“Halim Çileli” de YENİDÜZEN’den okura ulaşan bir karakterdi, Zeki Erkut’un yarattığı.
Temiz, dürüst bir memur...
Hep hakkı yenmiş...
Partizanlık mağduru, çalıştığı için enayi, toplumsal meselelerle dertlendiği için aykırı, halim salim bir çileli...
Artık böylesi “karakterler” kalmadı.
“Medyada” kalmadı anlamında söylüyorum, yoksa, toplumun içinde eksik değil elbette...

* * *

YENİDÜZEN’de yayınlanmış yazılar, araştırmalar, öykülerden o kadar çok kitap çıktı ki!
40’ıncı Yıl’da niyetlenmiştim “YENİDÜZEN kitapları, YENİDÜZEN yazarları” diye tek günlük bir fuara... Olmadı...
41’e olur mu, kısmet!
Notumu düşmüş olayım yine de...

* * *

Mizah etki alanını giderek yitirdi Kıbrıs’ta.
En son anımsadığım, bir de Hüseyin Çakmak’ın “Gappelari Fuat Dayı”sı vardı! Şimdilerde biraz da ‘Gatrish’...
Bir karakter yaratıyorsunuz, toplumsal meselelere eleştirel bir bakış getiriyor, adeta o karakter ete kemiğe bürünüyor ve sizinle yaşıyor.
Halim Çileli iyi bir örnekti….
Şimdi çok yok, çünkü artık kolaycılık var, sosyal medya var, mizah zor...
Halim Çileli’nin serüvenleri 80’li yıllarda yazıldı ya, 30 sene sonra durum yine aynı!..
Yazılar dün yazılmış gibi!
Zeki Erkut ve Khora iyi iş çıkardı.

-------------------------------------------------------

Kıbrıs Haber Ajansı’nda münhal

Hani işimize geldiğinde güya adanın kuzeyi daha “barışçı” ya!
Öyle de sivil toplum veya yurttaş düzeyinde…
Yoksa temsili “devlet” nato kafa, nato mermer!
Tek bildiği dağı taşı, girişi çıkışı bayrakla donatarak tahrik etmek…
Kendi otoritesine ve kendi “devlet”liğine güvenmiyor ya, “dişinin kestiğini” gösterecek.
Hep bir kompleks, hep bir güvensizlik psikolojisi…
- “Biz ne kadar izin verirsek, o kadar ayin yapacaksınız” falan diyor.
Üstelik kör milliyetçilik ve militarizm üreten bu sistemle aynılaşma konusunda ortak da bir heves var.
“Tören paşalığı” nedense pek bir seviliyor.

* * *

“Münhal” gördüm, Kıbrıs Haber Ajansı’nda… (Rum Haber Ajansı diye ezberlettiler…)
“Türkçe haber yazma hizmetleri alımı için ihale”ye çıkılmış.
Devletin ajansı bu.
Şu anda da Türkçe haber servisi yapıyor, belli ki gelecekte daha iyi yapacak!
Biliyorum, hemen şimdi birileri “onlar politika yapıyor” diyecek.
Sen de yap!
Yapacağın en olumlu “politika” olur belki!
Üç köşe yazısını, iki röportajı çevir de servis et, farklı bir dilde okusunlar, ne düşünüyoruz diye…
İbrikçi başılık yapmaktan çok daha iyidir hem de.

----------------------------------------------

H A F T A N I N  N O T C U K L A R I


*** "Biz yokken kim vardı buralarda..." Fikret hocanın şiirinden takıldı dilime, 'Bozan' oratoryosundan. Gün gele soracaktır kuşaklar, küfrederek...

*** İnsanın kaçması lazım en azından senede bir ay, öyle çok uzağa. başka kentlere, memleketlere...

*** Haftaya Pazar, Leymosunlular Pikniği var

------------------------------------------

"Kalabalığa karışmak için hiçbir özellik gerekmez Ama yalnız ve dik durmak için gerçekten çok şey gerekir"

Charles Bukowski