Artık yeter!

Birikim Özgür


Geçtiğimiz günlerde katledilişinin 18. yılında andığımız Kutlu Adalı “Sopa Sıpa” başlıklı yazısında şöyle diyor:
“Anavatan- Yavruvatan politikasından vazgeçmeliyiz. Bu politikanın ruhunda acındırma vardır, acizlik vardır, sızlanma vardır, dilenme vardır, tembellik vardır, kolaycılık vardır, hazırlopçuluk vardır. Ananın memesindeki sütü, emme basma tulumba gibi emerek sömürme vardır, muhtaçlık vardır, boyun eğme vardır, şamar vardır, tokat vardır, tekme vardır, baskı vardır, sopa vardır, ama kişilik, kimlik, gurur, onur yoktur”.

Bu satırların altına imza atılmaz mı?
Kutlu Adalı’nın tarihe geçen bir başka önemli tespiti daha vardır:
“Aklın silahı barıştır”…
Kutlu Adalı, sorunların halli için barış metodunu önermektedir!
Eğri oturup doğru konuşmanın vakti gelmedi mi daha?

İçinde bulunduğumuz koşullarda Kıbrıslı Türklerin kimliğini, kültürünü ve onurunu kurtarmak için başta mali bağımlılık olmak üzere sivilleşme de dâhil olmak üzere pek çok alanda atılması gereken ciddi adımlar vardır ve bu adımları atabilmek için de Türkiye ile sağlıklı diyalog şarttır.

En basitinden, Kıbrıs sorununun henüz çözüme kavuşturulamadığı aşamada Anayasa’daki geçici 10. maddenin kaldırılmasını istiyorsak savunma alanında farklı bazı düzenlemelere gitmemiz gerekmez mi?
İki eşit taraf olarak Türkiye ile savunma işbirliği anlaşması imzalayarak Anayasa’nın içinde yer alan üçüncü tarafları yani askeri makamları Anayasa’dan çıkarabileceğimiz koşulları oluşturabiliriz. Bu anlaşmanın hazırlık aşamasında Kıbrıs Türk tarafının ortaya bir kapasite koyabilmesi halinde böylesi bir uluslararası belgenin hem bizim beklentilerimizi içermesi hem de Türkiye ile ilişkilerimizin daha sağlıklı bir zemine oturtulması sağlanamaz mı?

Bu konuda Türkiye’nin tavrının ne olacağını bilemeyebiliriz. Ancak önemli olan soru şudur: Biz toplumsal ideallerimizin yol göstericiliğinde somut olarak herhangi bir mantıklı önermede bulunuyor muyuz?
Yine geçtiğimiz günlerde Güzelyurt Portakal Festivali’nin açılışında, Türkiye Büyükelçisi Halil İbrahim Akça çok önemli bir çağrıda bulundu:
“Narenciyede ciddi bir yenilenmeye ihtiyaç var. Kalitenin, ürün çeşitliliğinin artmasına, ürünlerin gıda sanayiye aktarımına, dış pazara taze meyve açılımı konusunda ciddi bir ihtiyaç var. Biz böyle büyük bir projeyi finanse etmeye hazırız, buradan ilgili taraflara halkın huzurunda çağrıda bulunuyorum” dedi.

Sormak gerekir:
Kıbrıslı Türkler için bundan daha güzel bir fırsat olabilir mi?
Türkiye, resmi ağızdan bize açık çek veriyor.

Bize düşen ise sadece ama sadece Kutlu Adalı’nın işaret ettiği doğrultuda Anavatan-Yavruvatan politikasının üzücü sonuçlarını görmek, anlamak, bilmek ve “aklın silahı barıştır” diyerek gereğini yapmaktır. Yani çalışmak, proje üretmek ve Türkiye’nin katkılarını doğru kullanarak küresel piyasalarda mukayeseli avantaja sahip olabileceğimiz narenciye sektörümüzün rekabet gücünü yükseltmek... Bu sayede mali bağımlılığı da ortadan kaldırmamıza katkı yapabilecek biçimde ülkeye yeni kaynak girişini sağlamak…

Enerji konusu için de aynı tespiti yapabiliriz. Yüksek olan maliyetlerimizi düşürmek için arz çeşitliliğine gitmek zorundayız. Türkiye kendi çıkarları doğrultusunda bu konuda bizimle işbirliğine hazırdır. Çalışmak, çabalamak ve bizim de çıkarımıza olacak biçimde enerji maliyetlerimizi düşürme temel hedefi doğrultusunda vizyoner liderlik sergilemek gibi bir zorunluluğumuz vardır. Bu sayede üretimdeki girdi maliyetleri başta olmak üzere her bir yurttaşımızın refahına doğrudan pozitif etkisi olacak projeler hayat bulabilecektir.

Eğer temel ekonomik sorunlarımızın çözümünü gözetmez, gözetenleri halkın gözünden düşürmeyi marifet görüp siyaseti iyiden esnaflığa indirgersek, bu, Kutlu Adalı’ya da toplumumuzun onuruna, kimliğine, kişiliğine sahip çıkmaya yaşamını vakfetmiş herkese de en büyük ihanetimiz olacaktır.

Bu kadar açık yazıyorum. Artık yeter!
Israrla sürdürülmeye çalışılan kolaycılığa son verme vakti gelmiştir.
Kişiliğimiz, kimliğimiz, gururumuz ve onurumuz için…