Anne-Babalara Açık Mektup

Salih Sarpten

Bu hafta sonu Kolej Giriş Sınavlarının birinci basamağı var. Şüphesiz bir anne-baba olarak sadece kolej sınavında değil, üniversiteye giriş sınavında da okulundaki dönem sonu sınavlarında da çocuğunuzun başarılı olması için elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz. Hatta aile bütçenizi zora sokacak harcamaları hiç düşünmeden bu uğurda feda ediyorsunuz. Ne var ki çoğu zaman çocukların istediği tek şey olan onları anlamak, onlarla nitelikli zaman geçirmeyi ihmal ettiğinizi fark edemiyorsunuz.

Siz onu bir özel dersten diğerine koşuşturuyor, yetmiyor akşamlara kadar süren kurslara, dershanelere gönderiyorsunuz ama buna rağmen küfürlü konuşma, argo davranış ve kaba dil kullanmaya devam ettiğini görüyorsunuz. Sınavdan yüksek not alsın istiyorsunuz ama en basit uygulamaları bile algılamada okuduğunu anlamada, en temel yönergeleri bir takip etmede zorluk çektiğini fark ediyorsunuz. Başarılı olsun istiyorsunuz ama arkadaşlarıyla tüm iletişiminin itme, vurma ve kontrolsüz güç kullanma üzerine olduğunu, sorumluluk almaktan kaçındığını da gözlemliyorsunuz.

Her ne kadar onu sınırsız seviyor olsanız da çocuğunuzdan görmek istediğiniz yüksek sınav notu, bazen çok şeyin önüne geçiyor. Oysa başarı denen şey, sınav notu değildir.

Sınavdan yüksek not alması için her şeyi yapıyorsunuz ama kitap okumayı sevmiyor oluşunu, şiir, müzik, resim gibi sanat uygulamalardan haz almıyor oluşunu, kendi yaş grubuna uygun yaratıcı bir fikir ya da öznel bir öneriyi ifade edemiyor oluşunu ve en yakınının cep telefonu, tablet veya bilgisayar ekranı olduğunu gerçeğini yeteri kadar önemsemiyor musunuz acaba!

Çocuklarınızı sevdiğinize şüphem yok lakin bunu yaparken aslında biraz da kendinizi sevdiğinizi fark ediyorsunuzdur değil mi?

Onların hayatta başarılı olabilmeleri için sosyal ve duygusal zekalarını beslemek gerektiğini unutmayın: Ne sınırsız özgürlükler tanıyın ne de tamamen özgürlükleri ortadan kaldırarak çocukların kendilerini keşfetmelerine engel olun.

Kaliteli yaşam için çocuklarınızı sadece bilişsel açıdan donanımlı hale getirmenin yeterli olmayacağını kavrayın. Çünkü bu durum çocuğunuzun sadece bilginin yükü altında ezilmelerine neden olacaktır. Bu nedenle onu özel dersten özel derse, o dershaneden bu deneme sınavına koşuşturup durmanın bir işe yaramadığını da artık fark edin.

Onu hem bilişsel hem de duyuşsal açıdan tatmin edin. Sahip olduğu olumlu ve olumsuz duyguları; duyguların şekillendirdiği tutumları, değerleri, ilgileri, ahlakı, karakteri, kişisel ve sosyal muhakeme yapabilme gücünü geliştirmeyi öne çıkartın. Öyle bir anda yanlarında olun ki; bir ömür boyu içlerine işleyin…

Hiç kuşku yok ki bütün bunlar eğitimin işidir ve bu nedenle eğitim ciddi bir iştir. Eğitimi yönetenlerin bütün bunları dikkate alan bir eğitim sistemi oluşturması gerekliliği kaçınılmazdır. Eğitim sistemimizin hemen her yönden eleştiri aldığı da aşikardır. Çocuk ve gençlerin sosyal, duygusal ve akademik yönden bütünlüklü olarak gelişimine ilişkin beceri ve nitelikleri sisteme entegre edilmesinde başarısız olduğumuz ortadadır. Ne var ki sizin taleplerinizin ve tercihlerinizin de eğitimi şekillendirdiğini unutmayın.

Çocuklarını yarış atı, hayatı da sadece koşu yolu gibi gören anne-babalar olmaktan kurtulun. Biraz düşünün ve çocuğunuzun sınavda aldığı nottan çok daha fazla önemli özellikleri olduğunu fark edin.


Aklınızda Bulunsun

Çocuklarınızın Risk Almasına İzin Verin

Yukarıdaki bulgu, hafta sonu okuduğumun bir makaleden alınmıştır. İşte o makalede anlatılanlardan kısa bir özet:

“Riskli oyunlar üzerine bir araştırma, çocukların aslında başa çıkabilecekleri ‘dozda’ riski göze almaları gerektiğini gösteriyor. Bu olgulardan mahrum bırakılmış çocuklar, nihayetinde daha kaygılı insanlara dönüşüyorlar. Kendi cesaretlerini toplayabilmekten, kendi oyunlarını organize etmekten ve kendi çatışmalarını çözmekten aciz kalıyorlar. Asla yollarını kaybetmemiş ve evlerinin yolunu bulmak zorunda kalmamış, korkmamış ve sonrasında da bir şeyi başarmamış oluyorlar. Başa çıkma becerileri yetersiz kalıyor. Günümüz çocuklarının önceki jenerasyonlara göre kendi başlarının çaresine bakmakta daha fazla zorlanmalarının nedeni bu olabilir.

Araştırmalarda “aşırı kaygılı” olduğunu bildiren lisans öğrencilerinin sayısı, 2011-2016 yılları arasında yüzde 50’den yüzde 62’ye, 2016-2021 yılları arasında ise yüzde 79’a fırladı. Çocuklar pek çok riskten ve sıkıntıdan korunduklarına, yetişkinliklerinin ilk yıllarında bunlara karşı aşırı duyarlı hale geliyorlar. Bir şeyler onları kaygılandırdığı ve bunu kimse durdurmadığı (şimdiye dek hep ebeveynlerinin yaptığı gibi) için böyle hissediyor olabilirler.


Okumuş muydunuz?

“Hata yapmak insanlara özgüdür.  Bunu başkalarına yüklemek politikacının işidir.”

VAUGHEUR