“Anamdan miras kaldı, babamdan kantar…”

Cenk Mutluyakalı

Hep çocuktur kimi insanlar, herkesle yaşıttırlar her daim ve onların gözlerinde, sözlerinde, seslerinde yürümez zaman…
Bir kentin, bir kültürün, bir kimliğin sembolü olurlar ve yalansız bir sevgidir hissettiğiniz, karşılıksız, katıksız…
Öyle parasız pulsuzluk bir servetle yaşarlar.
İçi dışı insandırlar, önü ardı, sağı solu, üstü başı…
Nereye gitseler, büyük bir kalabalığı taşırlar arkalarında…
Ne makamları vardır, ne ihtişamlı hayatları...

***

Elinde gambanası, boynundan ya da belinden dökülen ve onca kalbi hep açan onlarca anahtarı, kalın çerçeveli gözlükleri ve senelere meydan okuyan futbol hafızasıyla aklımızdadır.

“Sene 1973, Doğan-Ocak maçı” dersiniz örneğin…
Sene 1981!
Sene 1994!

Sene…

O günkü skoru söyler hemen, golleri kimlerin attığını ve hatta hakemleri…
“Baban da sahadaydı o gün, annen de seyirciler arasındaydı…”

***

O meşhur şarkısı "One man went to mow, went to mow a meadow..."

"O golü kim attı" deyince gülümseyen takılması ve bağırması: "Cacci."

Çok daha fazlası birkaç kuşağın...

Leymosundan Girneye...

Çocukluğu, ergenliği, gençliği hepimizin...

Zil çalıyor yine...
Mızıkası ağzında…

Bak, Doğanlılar geliyor...
Ne de güzel şarkısını söylüyor…
“Anamdan miras kaldı, babamdan kantar kaldı. Ayşe de, Fatma da, Halime de, Hatice de, Huriye de…. Dostum var… Çalkala yavrum çalkala…”

***
Yalnızlaşıyoruz git gide...

Birer birer kayboluyor güzelim insanlar, tertemiz, içten, masum, buralı...

Köklerimizden kılcal damarlar yitiyor...
Toprak sızlıyor, içimiz sızlıyor.

***

Sahir abi...

Ya da Sahir Seliışık...
Cacci!

“Hoşçakal” denmez ki sana...

O golü hiç atmamış ol bize...

“Bir, iki, üç üççç üçççççç”
Eller havada şimdi, başı sallanıyor keyifle, çıtlıyor parmaklar ve dudaklar titriyor.
Bir güzel insan, omuzlarda gidiyor…


Fotoğraf: Özgür Göksel