‘ANALOG’ BELEDİYECİLİKTE NEDEN ISRARCIYIZ?

Onur Olguner

Kıbrıs’ı ziyaret eden İngiliz bir soylunun hatıralarını okumuştum. Yüz yıldan eskiydi bu yazılanlar. Yazı bu soylunun Kıbrıs’a yaptığı yolculuğu detaylı bir şekilde anlatıyordu. İngilizlerin Kıbrıs’ı Osmanlı İmparatorluğu’ndan yeni kiraladığı dönemlerdi. Adanın ana limanı henüz Mağusa’ya taşınmamış ve elli yıl sonra sökülecek olan tren rayları henüz döşenmemişti.

Adaya ayak bastığı limandan Lefkoşa’ya doğru seyahat ediyordu bu soylu. Seyahat ederken de ıssız tarlalardan ve ormanlık alanlardan geçtiğini anlatıyordu.

İşte haftada iki gün ders vermek için kullandığım Mağusa-Lefkoşa yoluna her çıktığımda bu hatıralarda yazılanlar gelir aklıma. Yüz yıl önce ıssız yollardan ve ormanlık alanlardan giden bu güzergâh bugün neredeyse üzerinde yapılaşmamış alanın kalmadığı bir yola dönüşmüş duruma gelmiştir. Şehir ile kırsal arasındaki çizgi ise kaybolmuştur.

Geçmişle bugün arasında yaptığım bu karşılaştırma beni her zaman geleceği de düşünmeye iter. Bundan elli yıl sonra acaba bu yolda nasıl ilerleyecekler? Acaba Lefkoşa ile Mağusa şehirleri bir noktada birleşecek mi? Bu yaşadığımız kontrolsüz yapılaşma atmış kilometre uzunluğundaki bu yolu şehir içi yolu haline dönüştürecek mi? Elli yıl sonra bu yoldan geçen bir vatandaş “Eskiden bu şehirlerarası bir yolmuş, yolda ilerlerken dağlar gözükürmüş” diyecek mi?

Tabii, bu sadece bizim yaşadığımız bir sorun değil. Birleşmiş Milletler son 40 yılda insan yerleşkelerini inceleyen 3 adet HABITAT toplantısı yapmış. İlki 1976 yılında Vancouver’da, ikincisini 1996 yılında İstanbul’da, üçüncüsünü ise 2016 yılında Ekvator’da gerçekleşmişti. 1996 yılında İstanbul’da yapılan toplantıdan itibaren ise dünya nüfusunun kırsal alanları terk ederek şehre göç etme sorunu öncelikli olarak ele alınmış.

Bu konuda yapılan araştırmalar ise 2030 yılına kadar 5 milyar insanın kentlerde yaşayacağını öngörüyor. Kentlerin nüfus olarak şişmesi ise ciddi bir sorun. Bunu öngören uzmanlar, şehirlerin bazı akılcı adımlar ile yaşanması muhtemel karmaşayı önleyebileceğini söylüyorlar.

Özellikle teknolojinin öne çıktığı bu küçük adımlardan bazıları şu şekilde:

- Uzmanlar kentleşmenin en büyük sorunlarından biri olan park yeri eksikliği için ‘Akıllı Telefon Park Yeri Uygulamalarının’ ciddi bir hizmet sağlayabileceğini savunuyorlar. Bu uygulama sayesinde boş park yerleri hakkında anında bilgi verilebilir ve park sorununa ciddi bir soluk getirilebilir.

- ‘Attığın Çöp Kadar Öde’ uygulamalarının, özellikle geri dönüşüm ve kompost açısından çok önemli olduğu üzerinde duruluyor. Çöp toplama hizmetinin, sorumluluğa göre ücretlendirilmesi ise sosyal adalet olarak tanımlanıyor.

- Her ne kadar bizler şehirlerimize parkmetreler koymayı becerememiş olsak da, dünya ‘Akıllı Telefonlarla Ödenebilen Parkmetreler’ üzerinde yoğunlaşıyor. Böylece insanların bu hizmeti daha fazla kullanması sağlanıyor.

- Özellikle kamusal alanlarda ‘İnteraktif Kent Rehberlerinin’, ‘Şarj İstasyonlarının’ ve ‘Ücretsiz WiFi İnternetin’ gerekliliği üzerinde duruluyor.

- Binaların çatısına 'Solar Panel’ veya ‘Yeşil Çatı Uygulaması’ yapılması konusunda vatandaşın teşvik edilmesi gerektiği ve böylelikle kentsel enerji giderinin ciddi oranda düşürülebileceği anlatılıyor.

- ‘Bisiklet Kiralama İstasyonları’ ve ‘Araç Paylaşım Sistemleri’ ile ilgili yapılacak adımların şehir trafiğine ciddi oranda rahatlama sağlayacağı belirtiliyor. Böylelikle ulaşım araçlarını paylaştığımız kentte araç yoğunluğunun ciddi oranda azalacağı öngörülüyor.

- ‘Online Trafik Bilgi Sistemi’ kurularak trafiğin belli noktalarda sıkışmasının önüne geçmek ve vatandaşa anında alternatif ulaşım güzergâhları sunmak gerektiği söyleniyor.
- Son olarak uzmanlar bahsetmese de bizlerin bahsetmeden geçemeyeceğimiz ‘Online Fatura Ödeme

Sisteminin’ de olmazsa olmazlar arasında olacağını buraya eklemek sanırım yanlış olmayacaktır.
Şehir ve nüfus uzmanları bize şehrin bu akılcı ama küçük adımlarla daha yaşanabilir olacağını ve kalabalık nüfusun kötü etkilerinden arındırılabileceğini söylüyor. Ve ardından soruyor: “Şehriniz size bunlardan hangilerini sunuyor?”

Maalesef başkent Lefkoşa’mız dâhil olmak üzere, neredeyse hiçbir şehrimiz bizlere bu hizmetleri sunamuyor. Ve her ne kadar bizler birey olarak dijital çağı yakalamayı başarmış olsak da, belediyecilik anlayışımız hala yirminci yüzyılın teknolojisine takılmış durumda.

Bu noktada uzmanlara verdiğimiz ‘bizim şehrimiz bunların hiçbirini bize sunmuyor’ cevabından sonra, bizim de kendimize sormamız gereken bir soru var:

Belediyecilik anlayışımızı ne zaman ‘analog’ olmaktan kurtarıp 21’inci yüzyıla dâhil olacağız?