Sim Tv’de dün sabahki programım sırasında şaşkınlıkla bir kez daha tanık oldum ki, akademik seviyesi, eğitim durumu ne isterse olsun, “ortalama bir Anadolu insanı” yani “düz bir Türkiyeli” kardeşimiz Kıbrıs’a; “Türkiye’nin savaşarak ele geçirdiği toprak” ve hatta “eskiden Türk malı olanın geri alınması” gibi gözlüklerden bakıyor!
-*-*-
Yani meselenin özeti şöyle; “… Rum – Yunan ikilisi savaşı başlattı, Türkiye Cumhuriyeti de savaşıp Ada’nın yaklaşık yüzde 40 toprağını ele geçirip sahibi oldu!
-*-*-
Yani Ada’nın Kuzey’ine, “Türkiye’nin mülkü” olarak bakılıyor…
Ve Türkiye daha da ötesi; “Türkiye, bu toprak parçası üzerinde beslediği beslemelerine bir de devlet kurdurttu!”…
-*-*-
Birkaç yüz yıl öncesine kadar savaşarak toprak kazanmak çok sık rastlanılan bir durumdu!
Ancak burada bile, savaşı kazanan ile kaybeden arasında “barış anlaşması” yapılması falan gerekiyordu!
-*-*-
Özellikle II. Dünya Savaşı sonrası bu durum tamamen ortadan kalktı!
Artık bir ülke savaş açıp başka bir ülkenin toprağını ele geçirip, üstüne de barış anlaşması yaparak, “aldım – imzaladık benimdir” diyemez!
-*-*-
Haaaa, “aldım, tutuyorum, ister tanıyın, ister tanımayın” durumu hala geçerli mi?
Evet, geçerlidir!
Ama bu durumlar “yasal anlamda” kabul görmez!
-*-*-
Hatta “alan” devlet tarafına gücüne göre baskı yapılır, yaptırımlar uygulanır!
-*-*-
Evet, Kırım örneği, Ukrayna örneği vardır…
Rusya, bir bölgeyi fiilen kontrol ediyor ya da askeri anlamda elinde tutuyor…
-*-*-
Ancak bu kontrolün – bu elde tutma olayının uluslararası tanınması ayrı bir konudur…
Rusya, “aldım benimdir, çatlayın, patlayın” diyebiliyor ama “büyük devletler ve BM “olmaz öyle şey” diyor!
-*-*-
Fiilen bahsedilen toprak Rusya’nın kontrolündedir ama hukuken kabul görmemektedir!
Rusya zayıf bir devlet olmuş olsaydı, “şak” diye elinden alabilirlerdi…
Ama güç dengeleri, uluslararası dengelerin de zorunlu belirleyicisi olabiliyor!
-*-*-
Osmanlı’nın çok güçlü olduğu dönemlerde, savaşla bir bölge ele geçirilir, ardından o bölgedeki egemen veya hükümran ile “barış anlaşması” imzalanır ve toprak Osmanlı’ya katılmış kabul edilirdi!
-*-*-
Güçlü olan alır; bu gücü kabul ettirir ve meşruiyet kazandırılırdı…
-*-*-
1570 – 1571’de Osmanlı, Kıbrıs’ı da Venediklilerden böyle aldı…
Ele geçirdi, kabul ettirdi ve Ada, meşru anlamda Osmanlı toprağı kabul edildi…
-*-*-
1878’de Ada, Osmanlı tarafından Birleşik Krallık İmparatorluğu’na kiralandı…
1914’te I. Dünya Savaşı başladığında, Osmanlı ile Birleşik Krallık İmparatorluğu karşı tarafta yer aldı.
Birleşik Krallık İmparatorluğu, “Kıbrıs’ı aldım artık benimdir” dedi…
Ama Kıbrıs, ne zaman “resmi anlamda” veya “hukuki anlamda” Birleşik Krallık İmparatorluğu malı oldu?
Lozan anlaşması ile!
-*-*-
Osmanlı adına “TBMM Hükümeti”, Temmuz 1923’te, yani TC kurulmadan yaklaşık 3 ay önce anlaşmayı imzaladı ve Kıbrıs’taki haklarını devretti…
Ve Ada “İngiliz mülkü” oldu!
-*-*-
Eskiden, güçlü devlet sınırı çizer, yerli ahali kabul eder, imzalar ve tüm devletler de onaylamış olurdu!
Tek başına savaş yeterli değildi!
-*-*-
Günümüzde mesela KKTC’ye bakalım!
KKTC’nin “devlet” olarak kabulü için örneğin “Karşılıklı rıza” yöntemi yaşama geçirilebilir…
Oturur anlaşırsınız, toprak verir, başka şeyler elde edersiniz falan ve iki taraf “self determinasyon” hakkını da kullanarak, “ayrılmayı onaylar”…
-*-*-
Kıbrıs’ta böyle bir “ayrılmayı onaylama” durumu söz konusu değildir…
İki ayrı tarafın veya halkın kendi başlarına “ayrılma hakları” da sıkıntılıdır çünkü “toprak” sorundur!
-*-*-
KKTC’nin üzerine kurulduğu toprak, “Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı”dır!
-*-*-
Tamam, 1974’te Kıbrıs Harekâtı gerçekleşti…
Peki Türkiye’nin müdahalesi hukuki miydi?
Kimse itiraz edemez!
Rumlar bile itiraz etmiyor zaten!
Ama akabinde Türkiye adanın kuzeyinde fiili kontrolü ele geçirdi…
-*-*-
Tüm dünya, adanın kuzey kesiminde 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımıyor – BM bunu “yasadışı” sayıyor!
-*-*-
Birleşmiş Milletler kararlarına göre, KKTC’nin ilanı geçersizdir ve yine aynı kararlara göre adanın kuzeyi hukuken hâlâ Kıbrıs Cumhuriyeti toprağıdır…
-*-*-
KKTC’nin kendi hükümeti, meclisi, Cumhurbaşkanı, kurumları olması; seçim yapması ve günlük yaşamın bağımsız bir devletmiş gibi sürdürülmesi bir şey ifade etmiyor!
Holywood’ta bir film setinden farkı olmayan bir yapı sonuçta!
-*-*-
Türkiye şu anda diyor ki; “… 1974 müdahalesini garantörlük hakkına dayanarak yaptık…
Kıbrıs Türklerinin güvenliği sağladık ve hala sağlıyoruz… Ada ikiye bölünmüştür, iki ayrı halk vardır, iki ayrı yönetim de bulunmaktadır dolayısıyla kabul edin, iki ayrı devletli çözüme gidelim…”
-*-*-
BM, AB ve tüm uluslararası kurumlar yanında, en büyük devletler ise adada tek egemen devlet olduğunu kabul etmektedir…
Bu devlet de Kıbrıs Cumhuriyeti’dir…
Kıbrıs Cumhuriyeti “ikiye bölünmeyi reddediyor” ve son noktada “iki toplumlu tek devlet” modelini savunuyor…
-*-*-
Uluslararası hukuk çerçevesinde, KKTC, tek taraflı olarak ilan edilmiştir…
Üstelik askeri müdahale yapılmıştır… Ve hala, o askeri müdahaleyi yapan devlet, bu müdahalesine yasal zemin olarak kullandığı uluslararası anlaşmalara aykırı davranmakta, garantörü olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin en sağlıklı bir şekilde çalışmasına engel olmaktadır!
-*-*-
Haaa KKTC’nin tanınması sıfır şansı olan bir durum mu?
Elbette hayır!
Mesela “Büyük güçler” dediklerimiz bunu desteklerse; Kıbrıs Cumhuriyeti şu veya bu şekilde ikna edilir ve “ayrılmayı” ya da “iki devletliliği” kabul ederse, neden olmasın!
-*-*-
Ama bu çeşitli açılardan imkansız olduğu gibi, Türkiye açısından daha da “imkansız”dır! Çünkü Kıbrıs’ta iki devletli çözümü inat ve ısrarla savunan Türkiye; kendi içindeki benzer ayrılma talepleri karşısında “sui generis” (kendine özgü) diyerek sıyrılabilecek midir?
-*-*-
Kıbrıs’ın Kuzey’i, fiilen Türkiye’nin kontrolündedir ama hukuken mülkü değildir…
KKTC, evet fiilen ayrıdır ama hukuken ayrı kabul edilmemektedir!
-*-*-
Çözüm mü?
Çözümün adresi masadır…
-*-*-
Ayrıca güçlü olmaktır…
Bir yere kadar gücünüz vardır ve “fiili durumu idare eder, bundan faydalanırsınız”…
Şu anda olan da budur!
-*-*-
Ama demokrasiniz doğru bir şekilde çalışmıyorsa, hukukun üstünlüğüne verdiğiniz değer yerlerde sürünüyorsa, insan haklarına gösterdiğiniz saygı sıfırsa; bazen askeri anlamda güçlü olmak hiç işe yaramayabilir!