Almanya’nın kritik seçimi...

Ünal Fındık

    

61.5 milyon Alman seçmeni önümüzdeki Pazar günü genelseçimler için sandık başına gidecek. Anketler Merkel’in yeniden başbakan olacağını gösteriyor. Merkel’in başbakanlığına kesin gözüyle bakılıyor. Ama muhtemel ortağının kim olacağı henüz belli değil.

Sayıları yeterse bir CDU-CSU/FDP koalisyonu, ya da yeni bir CDU-CSU/SPD büyük koalisyonu kurulacak. Anketler yeni bir büyük koalisyonun daha yakın olduğunu işaret ediyor.

Eylül 2013 seçimlerinde %41.7 oy alan Hristiyan Birlik Partileri, bu Pazar günkü seçimde de %36-38 oy alabileceği, %25.6 oy alan SPD ise %21-23 bandında görülüyor. 2009’da %15’e yakın oy alarak koalisyon ortağı olan FDP bu seçimde %4.7 oy alarak barajın altında kalmıştı. Anketler Pazar günkü seçimde FDP’nin %9-11 bandında olduğunu gösteriyor.

2013’te %3-4 civarında oy kaybederek %8’er oy alan Sol parti’nin Pazar günü %9-11bandında, Yeşiller’in de %7-9 bandında olduğu görülüyor.

Bu seçimin en kritik partisi ise kuşkusuz ırkçı parti Almanya için Alternatif, AfD olacaktır. AfD ilk kez katıldığı bir önceki seçimde %4,8 ile barajın altında kalmıştı. Anketler bu seçimde AfD’yi %9-12 bandında gösteriyor.

Anketlerin işaret ettiği bu tablo önümüzdeki dönemin hem Almanya için, hem de AB ve bütün dünya için çok kritik gelişmelerin yaşanabileceğini işaret ediyor.

Muhtemel yeni bir büyük koalisyon, yani CDU-CSU/SPD koalisyonu kurulması halinde AfD ana muhalefet partisi olacaktır. Göçmen karşıtı, ırkçı bir partinin Hitler’den 80 yıl sonra Alman parlamentosu Bundestag’ta 3.üncü büyük parti olarak yer alması herkes için uyarıcı olmalıdır.

Asıl tehlike Avrupa’nın bütününde yükselen ırkçılık ve göçmen karşıtı politikalardır. Bu gelişme artık dünya barışını tehdit eder hale geliyor.

21.inci yüzyılın Avruplıları kendi sınırlarını ciddi biçimde korumaya ve kendi coğrafyalarında yalnız yaşamaya giderek daha fazla ilgi gösteriyorlar. Bu da her geçen günle, her yeni teknoloji ile küçülen ve giderek küreseleşen dünyamızda mümkün görülmüyor.

Kendi coğrafyalarında yaşanan savaşlar, açlık ve benzeri yıkımlar sonucu buralarda yaşayan insanlar doğal olarak daha iyi bir yaşam arayışında olacaklar. Bunun için de refah toplumları olarak görülen Avrupa ülkelerine göç etmek için her çareye başvuracaklardır.

İnsanlık göç sorununu çözmek için önce dünyanın belli bölgelerinde yaşanan çatışma ve savaşları önlemenin yolunu bulmalı, ardından da buralarda yaşanan açlıklık ve sefilliği önleyecek çareler düşünmelidir.

Ben sınırlarımı kapatırım nereye isterseniz gidin yaklaşımı küresel dünyamızda kimseye birşey kazandırmaz. Sınırlarınızı ne kadar kapatırsanız kapatın göç etmek zorunda kalan ve bu uğurda ölümü göze alan göçmen bir yolunu bulur o sınırları deler.

Buna rağmen Avrupalılar giderek daha çok göçmen karşıtı, ırkçı politikaları desteklemektedir. Bundan önce Fransa, Hollanda, Avusturya gibi ülkelerde yükselen ırkçı partilere ilk kez Almanya’dan da destek geliyor.

Hitler faşizminin yarattığı 2.inci dünya savaşı yıkımını yaşayan Avrupa’da ve özellikle Hitlerin ülkesi Almanya’da ırkçılığın yeniden yükselmesi düşündürücüdür.

Hele anketlerin gösterdiği gibi ana muhalefet partisi konumuna gelmesi çok ama çok düşündürücüdür. Bu nedenle öncelikle sol parti ve yeşiller olmak üzere liberal demokratlar ve sosyal demokratlar Alman seçmenlere son çağrılarında “AfD’nin yükselişini utanç verici” olarak niteliyorlar ve “bu partinin ana muhalefet olarak başbakanın genel kuruldaki konuşmalarını yanıtlayan ilk parti konumuna gelmesinin mutlaka önlenmesi gerektiğini”nin altını çiziyorlar.

24 Eylül 2017, Pazar günü yapılacak Alman seçimleri bu anlamda sadece Almanya için değil, AB için de çok kritik gelişmelere gebe olacaktır.