Allar, Morlar

Derya Beyatlı

 

Biraz su biraz yeşillik
Her yer benim evimdir
Taşırım dünyayı sırtımda
Her dil benim dilimdir
Şebnem Ferah

Modern nomadları bilir misiniz? Kendi güvenli dünyasını bırakıp, hiç dinmeyen bir merak ile başka dünyalar tanıma arzusunda olanları? Durmaksızın seyahat planları yapanları, başını alıp alıp gidenleri bilinmeze, anlayabilir misiniz sorgulamadan?

Tanır mısınız görseniz, bir ömür boyu gezinmeyi yaşam tarzı edinenleri, kök salamayanları bir toprağa, duramayanları bir türlü tek bir adreste, değişenleri sürekli? Fırtınalarda savrulmayı, güvenli limanlara tercih edenleri sevebilir misiniz yargılamadan?

Durağanlık bezginliktir bu iflah olmaz gezginlerin sözlüğünde, sıradanlık işkence. Değişimi kovalarlar, alışmaktan köşe bucak kaçarlar. Bildik yollar boğmaya başlar bir süre sonra, tanıdık haller bezdirir. Yeni sokaklar, farklı suretler aramaya koyulurlar, olmaz, yollara düşerler.

Dünya kazan, ben kepçe misali her coğrafyayı görme, her iklimi deneyimleme hevesi bırakmaz yakalarını bir ömür boyu, dolanır dururlar. Gel der yol, ‘nasıl gelirsen, gel, hemen’. Direnmek imkansızdır bu çağrıya, nafiledir karşı koymalar, gidilir.

Haritayı önüne alıp gidecek ülke seçtiği de olur bir nomadın yol çağırmaya başladığında, mekan seçimini daha ilahi güçlere bıraktığı da. Bazen bir grup dostun peşine takılır, bazen karşısına çıkan ilk trene atlar. Gidilecek yerden çok gitme halleri, varılacak şehirden çok seyahat etme, öğrenme, yenilenme fikridir kanını kaynatan.

Sevmezler sırf gittim demek için gidilen şehirleri her daim gezginler. İşlek caddeler, moda mekanlarda rastlayamazsınız onlara. Yerel halkın arasına karışıp heybelerine yaşanmışlıklar doldurmak çabasıdır zira onlarınki. Anlamak, öğrenmek, özümsemek, belki bir kaç detay çalmaktır başka dünyalardan. Çok iyi bilirler çünkü her insanın ayrı bir dünya olduğunu ve her dünyanın farklı renkler ile bezendiğini, kendine özgü nameler taşıdığını.

Sıkı disiplin altında, sabah erkenden kalkılan, maksimum verimlilikle tüm tarihi mekanların gezildiği, müzelerin tavaf edildiği, mutlaka görülmesi gerekenler listesinin dikte edildiği organize turlarda görmezsiniz yaşam gezginlerini. Gördükleri yerlerin sayısı değil, paletlerine kattıkları yaşamın renkleridir onları ilgilendiren. Telaş ile değil keyif ile ortak olmaktır kentin gündelik seslerine, özgün kokularına, kendi ritimlerinde.  

Ellerinde çubuklu selfie makinesi yoktur, bir fotoğraf makinesi dahi yoktur hatta çoğunun. Resim çekmekle çok alakaları olmaz, anı yaşamaktır dertleri, keyif almak. Belki bir kaç karede ölümsüzleştirmek paylaşılan anları zaman zaman, o kadar. 

Kimi zaman geniş, konforlu yataklarda uyanır, kimi zaman bir gençlik yurdu ranzasında, ya da belki bir dostun çekyatında, fark etmez onun için çok fazla. Farklı ufuklardan doğan güneşi umutla selamlayabilmektir çünkü gezginin sevdası, gerisi ayrıntıdır, küçük, önemsiz ayrıntı...

Farklı diyarlara doğru başlayan yolculuklar hep kendi içinde sonlanır çingene yaşam tarzını benimseyenlerin. Sokaklarında kaybolduğu her şehirde, kendine biraz daha yaklaşır, henüz tanışmadığı bir yönünü keşfederken, bir önyargısını daha rüzgara salar, her bir sınırı geçtiğinde.

Özgürdür nomadlar olabildiğince, sınırsız. Bileklerindeki prangaları söküp atmış, düşlerinin zincirlerini kırmışlardır zira yollarda. Düşlerle yaşamazlar, düşlerler önce, sonra kovalarlar düşlerini, gerçek yaparlar. Hayaller kurup sürekli, yaşamı hayallere tutsak edenleriyse hiç anlamazlar, anlayamazlar.

Aidiyet hisleri çok zayıftır onların, ya da esasta çok güçlü. Belli bir kültüre, ülkeye, işe, hayata bağlanmak yerine, dünyayı evleri, insanlığı aileleri, sevgiyi dinleri benimserler. Mülkiyetleri tecrübelerinden oluşur ve yüreklerindeki keşfetme tutkusundan.  

Ah ne keyiflidir bir gezgin ile sohbet etmek. Paylaşacak egzotik bir hikayesi, heyecan kokan ilginç bir anısı vardır mutlaka. Yavaş yavaş anlattığı hikayenin altındaki geniş dünya görüşünü, hoşgörüyü, bilgeliği tanımamak imkansızdır.  Egosunu hangi şehirde unuttuğunu merak edersiniz ‘ben basit bir gezginim’ cümlesi ile bitince sihirli bulduğunuz hikayesi. Sorular sorar aralıksız, anlamak, tanımak isterler her yaşamı, öğrenmek. Anlatırsınız, sıkılmaz dinlerler keyifle.

Sıcacık tavırları vardır, içten sarılışları. Rahatdırlar, o kadar çok çaresizlik, yıkım, vahşete tanık olmuşlardır ki, hiçbir dünyevi sorun yeterince önemli değildir gözlerinde. ‘Sorununun çözümü var ise neden üzülüyorsun boş yere, çözüm yoksa eğer, üzülmen hiçbir şeyi değiştirmez zaten’ diye hiç şaşmaz bir mutluluk terapisi uygularlar karşılaştıkları sıkışan yüreklere. Hep kazanırlar hayatta.

Tanırım ben nerde görsem bir nomadı, severim muhabbetini. Yanına yaklaşır, zenginliğinden, umudundan, tutkusundan bir parça alırım. Yaşamıma katarım minik bir tecrübesini, allara, morlara boyanırım. 


23 Kasım 2014
Marsilya