Linç kampanyası çok mu umurumda?
Aslında evet!
-*-*-
Üzülüyorum!
Neye mi üzülüyorum?
Birincisi, Türkçe dil bilgisi kurallarını bilmeyen, Türkçe yazamayan bu kadar çok insanın varlığına tabii ki…
-*-*-
Öğrenememişler veya öğretememişler!
-*-*-
Siyasi düşüncelerimden dolayı bana saldırmayı maharet veya kahramanlık sayanların tamamı, yazı yazmayı bilmediği gibi, yazdığımı da aslında tam anlamamış!
-*-*-
Haaa bazı haber siteleri, tıpkı daha önce de yaptıkları gibi “lanet olsun” lafımı almışlar, haliyle Aziz Nesin’in bahsettiği kitleden yüzlerce kişi de “vurun kahpeye” noktasına gelivermiş!
-*-*-
Dediğim gibi, “umurumda mı?”
Değil!
-*-*-
Veya asıl umurumda olan – cidden beni üzen, Türkçe yazamayan ve Türkçe yazılan bir yazıyı “anlamayanların” bu kadar çok olması!
-*-*-
Yani hem yazdıkları Türkçe bozuk hem de okuduklarını anlamamışlar veya okuma da bilmiyorlar ki yine “öğrenememişler” veya “öğretilememiş” diyeceğim!
-*-*-
Ayrıca, ben bir gazeteciyim…
Yazılar yazarım…
Ve her yazdığımı daha çok insanın okuması, çok hoşuma gider…
-*-*-
Bu noktada, yazdığım yazıların reklamını yapan değerli yetkililere ve gazeteci arkadaşlarıma da teşekkür ederim!
-*-*-
Birkaç bin kişi okuyacakken, neredeyse yüz bin kişiye okuttunuz yazdıklarımı!
-*-*-
Bir anımı anlatayım…
-*-*-
Londra’da yaşarken de yazıyordum…
Zaten başka işim olmadı…
Hep yazdım…
-*-*-
Ekmeğimi yazarak kazandım, kazanıyorum…
-*-*-
Londra’daki 15 yılın 7’sinde Kıbrıs Gazetesi’nde; 8’inde Londra’da haftalık Toplum Postası’nda ve Kıbrıs’ta da Avrupa – Afrika’da yazdım…
-*-*-
Londra’da çok milliyetçi bir ağabeyimiz vardı…
O da bir gazete yayımlıyordu…
-*-*-
Neredeyse her hafta, “Serhat İncirli denen vatan haini bakın neler yazmış” diyerek ya Avrupa ya da Toplum Postası’ndaki yazılarımı sayfa sayfa paylaşırdı!
-*-*-
Bir gün, “abi, çok teşekkür ederim” dedim!
Şaşırdı!
-*-*-
Çok sigara içerdi!
Sigarasından derin bir nefes çekti; “… niye teşekkür ettin?” diye sordu!
-*-*-
Dedim ki; “… Abi, yazılarımı yayınlamışsın…”
-*-*-
“Evet, herkes senin ne mal olduğunu görsün, okusun diye yayımladım” dedi!
-*-*-
“İyi ettin abi, teşekkürler, sayende en az beş- on kişi daha beni okuyacak” dedim!
-*-*-
Önce anlamadı, sonra zeki adamdı meseleyi çaktı!
-*-*-
Reklam!
-*-*-
İyisi kötüsü yok!
-*-*-
Ben siyasetçi değilim!
Seçilme – seçilmeme korkum yok!
-*-*-
Siyaseten yakın olduğum veya olmadığım bir yığın insan var; ne düşündükleri beni ilgilendirmez…
Görüşlerine katılırım veya katılmam; oy veririm veya vermem, herkesi, hiç ayırmaksızın çok severim…
-*-*-
Mesela çok netttir, bilen bilir, pek işlerine gelmeyebilir bunu söylersem ama söyleyeceğim; mesela Ünal Üstel ve Kutlu Evren’i çok severim!
Haaa onlar bir birilerini sevmeyebilir!
Beni de sevmeyebilirler!
-*-*-
Onların yüzlerine de söyleyebilirim ama gerek yok; hükümetle ilgili olarak ya da devletle alakalı olarak her gün yazıyorum düşüncelerimi…
Kişilere değil, yaptıkları işedir eleştirilerim!
Veya yapamadıkları işlere!
-*-*-
Ve ayrıca şunu mutlaka eklemek lazım, düşüncelerimi paylaştığım için linç edilmem; doğruları yazdığım anlamına gelir…
-*-*-
Aklı çalışan bir insan, bana küfür etmek yerine, ne düşündüğünü açıklasa, sıkıntı yok da… Küfür edince, kızınca, linçleyince, “Serhat’ın yazdıkları yüzde yüz doğru, verecek yanıtımız olmadığından haydi saldıralım” olmuyor mu?
-*-*-
Neyse!
Ayrıca burası Türkiye de değil!
Günün sonunda dilediğimi söyleyebilirim!
Yeter ki “suç” işlemeyeyim!
İşlemiyorum da!
-*-*-
Bu ülkenin Türkiye tarafından kontrol edildiğini ve çok berbat yönetildiğini söylemek suç değil!
-*-*-
Haaa Londra’daki beni Rumcu ilan etme sevdalısı arkadaş mı?
-*-*-
Bir gün yine benle ilgili esip yağmıştı…
Rumcu, hain falan diyerek…
-*-*-
Aradım, “Be abi, gerçekten ayıp ediyorsun, rahatsız olduğumdan değil ama yaptığın doğru değil” dedim; açıkça itiraf etti ve dedi ki; “… Senin susturulman lazım”…
-*-*-
“Nasıl yani?” diye sordum!
“Birileri seni susturmalı, yazdıkların yanlış değil ama…” diye eveledi geveledi!
-*-*-
“Allah seni sustursun o zaman be abi…” dedim!
-*-*-
Demez olaydım!
-*-*-
Adamcağız ölüverdi!
-*-*-
Şimdi!
-*-*-
Birileri beni “Rumculuk”la suçluyor!
-*-*-
Rumcu veya Türkçü değilim!
Rum ve Türklerin kardeşliğinden yanayım!
Genetik test yapmış değilim; ama iki büyük nenemin Rum olduklarını biliyorum…
-*-*-
Ülkemi çok seviyorum!
Bir daha savaş istemiyorum!
-*-*-
Bunları düşündüğüm ve yazdığım için bana saldıranları da Allah’a havale ediyorum; zaten polisimizin yapacak çok işi var, sosyal medyada bana açıkça ölüm tehdidinde bulunanları mı yakalasınlar?
-*-*-
Yazdıklarımı okumadan saldıranlar; okumadan saldıracak olanları bildikleri için yazdıklarımı manipüle edip yayınlayanlar; bu yayınları yapanların maddi destekçisi ve teşvikçisi olanlar; sizleri de topyekun Allah’a havale ediyorum!
-*-*-
Aman da gözüm tutar ona göre!
-*-*-
Haa barış ve çözüm mü?
-*-*-
Kesinlikle barış ve çözüm!
Ne pahasına olursa olsun!
-*-*-
Ayrıca Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Ekrem İmamoğlu da serbest bırakılmalıdır…
-*-*-
Bu arada ayrıca belirteyim, “Türkiye bölünemez, Kıbrıs da! Sizinle aynı düşüncedeyiz bu konuda!!!”
Futbol – siyaset!
Futbol ve siyaset!
Ayrılmaz ikilidir bence!
İster yerel düşünün ister küresel, bu bir gerçektir!
-*-*-
Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei genel olarak İsrail yanlısı bir dış politika izleyen liderlerin en başında gelir…
-*-*-
Göreve geldiğinden beri İsrail'i Arjantin'in en önemli stratejik ortaklarından biri olarak tanımlar… Bu tanımlama bir yana, “Ben siyonistim” diyecek kadar ileri gider…
-*-*-
Sık sık İsrail'i resmen ziyaret eder ve Benjamin Netanyahu ile yakın ilişkiler kurmuştur…
-*-*-
Netanyahu da dünya Kupası’nda açıkça Arjantin destekçisidir!
-*-*-
Böyle bir durumda, Mısır’ı haksız elediğinden de şüphem olmayan Arjantin’in, İspanya karşısında destekçisi değildim…
-*-*-
Haaa neden İspanya?
Pedro Porro ve Pedro Sánchez’den dolayı tabii ki!
-*-*-
Pedro Porro, takımım Tottenham’ın oyuncusu; Pedro Sánchez Tüm Dünya’da Filistin'e en güçlü siyasi destek veren bir lider…
-*-*-
Gerçi Arjantin’de iki Tottenhamlı (Cristian Romero ve Marcos Senesi) vardı ama olsun…