Alacakaranlık kuşağından

Erdal Güven

Konuk Yazar

 

Oydu buydu derken Suriye'ye askeri müdahale olasılığı giderek zayıflıyor. Şimdi de ABD-Rusya ikilisinin girişimiyle Suriye'nin kimyasal silah stokunun Birleşmiş Milletler'in denetimine verilmesi söz konusu.... Şöyle sıkı bir analiz lazım şimdi.

Boşversene. Bak bir genç daha öldürülmüş Türkiye'nin alacakaranlığında dün... Yine bir gösteri sırasında, yine polis şiddeti yüzünden, yine Hatay, yine Antakya, yine Armutlu...

Bölgeyi allak bullak edecek olası bir müdahaleye doğru geri sayılırken gelen Rus-Amerikan önerisinden, inanmayacaksın ama, İran da memnun İsrail de. Fransa da olumlu yaklaşıyor Çin de.

Anladım da... Hatırlıyor musun hani Başbakan Tayyip Erdoğan, “Bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi polise şiddet uygularken ölüyor...” demişti ya... Beş olmuş işte. Biliyorum biliyorum, aslında altı. 

Birleşmiş Milletler zaten başından beri devrede. ABD Senatosu da diplomatik çabalara zaman tanınması için müdahaleyle ilgili yapacağı oylamayı ertelemiş. Kandırmaca, oyalama olabilir tabii ama sonuçta savaş bulutları dağılıyor deniyor. Az şey mi?

Değil ama... Daha 22 yaşındaymış. Adı Ahmet Atakan'mış öldürülen gencin....  Suriye Suriye deyip duruyorsun ya bak, arkadaşlarıyla birlikte yalnız Gezi eylemlerindeki, ODTÜ'deki polis şiddetini değil, asıl Türkiye'nin Suriye politikasını protesto ediyorlarmış.

Bak Suriye de, 'Teklifi kabul ediyoruz' dedi az önce resmen. Türkiye ise 'İlle de müdahale' diye bastıran tavrıyla giderek iyot gibi açıkta kalıyor. Davutoğlu daha önceki gün konuştu yine... 'Derin'likli bir biçimde anlattı süreci her zamanki gibi. Cezaysa cezaysa, müdahaleyse müdahale dedi üstüne basa basa.

Sen Ahmet Atakan'ın babasının ne dediğini duydun mu? “İleri demokrasi dersi verenler utansın. Bu mu demokrasi, bu mu Müslümanlık?” demiş.

Peki şu barış ya da çözüm sürecine ne diyorsun? Bak, PKK çekilmeyi durdurmuş, neyse ki ateşkes sürecekmiş. Süreç tıkandı, yürümüyor diyorlar. Hükümet yapılacaklar listesinin gereğini yerine getirmiyormuş.

Sırası mı şimdi; asıl şu listeye baksana sen:
Medeni Yıldırım (18)
Ali İsmail Korkmaz (19)
Mehmet Ayvalıtaş (20)
Abdullah Cömert (22)
Ethem Sarısülük (26)
Ahmet Atakan (22)

Şu Gençlik ve Spor Bakanı olarak makam işgal eden zata bir çift laf etmeyecek misin? Olimpiyat hezimetinden sonra, 'Kına stoku tükenmiş' diye tweet atmıştı ya dün de 'açıklık getirmiş' tweetine. Gazetede okudum, bir ekip lideri üzüntülerinin paylaşılmamasını hazmetmesi mümkün değilmiş. Belli ki sadece edep değil bir de hazım sorunu var...

Onu kendi haline bırak, sen Hatay Valisi'nın ne yaptığını okudun mu? Fol yok yumurta yokken, “Çatıdan düştü” demiş Ahmet için. Oysa Tabipler Odası Başkanı'na göre  “Bir düşme bulgusuna rastlanmadı.” Görgü tanıkları da, Ahmet'e önce biber gazı kapsülü isabet ettiğini, sonra da Akrep denen polis aracının çarptığını anlatmış.

Bak yeni içki düzenlemesi de uygulamaya girmiş. Önce “Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içiyorlar, bir şey demiyoruz” diye 'hoşgörü'sünü sergileyen Erdoğan neden sonra bir fikri sıçramayla “İçecekseniz gidin evde için...” diye aslına rücu etmişti hani. Gereği yapıldı. Amaç içki tüketimini azaltmak. Ama bilmiyorlar ki şu an en çok içki tüketilen İslam ülkesi, insanların en çok evde içtiği İslam ülkesi: İran. Kurcalasana biraz.

Ben ne diyorum sen ne soruyorsun... Ahmet Atakan diyorum, 22 yaşındaymış diyorum, Gezi eylemlerinden bu yana altıncı genç diyorum, en büyügü 26 yaşındaymış diyorum, hepsi polis şiddeti yüzünden hayatını kaybetti diyorum, devlet, hükümet yine polisini korumak için seferber olmuş diyorum...

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ı da hiç sormayayım o zaman... Uludere'de, Gezi eylemlerinde öldürülenler için gık demedi ama, ODTÜ'de üç başörtülünün maruz kaldığı tatsız muamale için, “Faşizmdir bu, barbarlıktır” demiş...

Evet hiç sorma.

Şu 'Azınlıklar ne ister' meselesi vardı bir de yazacağın. Hani bir liste yayınlanmıştı geçenlerde. 'Altına imza atarım' diyordun.

Atarım tabii, yıllardır söyleyip yazıp duruyorum: Demokrasi yoksa hepimiz azınlığız.