Akça’nın niyeti ne?

Sami Özuslu

 

Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça yılın sonuna gelmişken 2012 yılı TC-KKTC protokolüyle ilgili ‘rapor’ yazdı.
Yazmakla kalmadı, dönüp basına da dağıttı.
Anadolu Ajansı üzerinden Türk Ajansı Kıbrıs’a (TAK) servis ettirdiği bir haberle Kıbrıs Türk kamuoyuna ve özellikle de siyasilere kendince mesajlar verdi.
İçeriğin doğruluğu-yanlışlığı ayrı bir konu.
Ancak yöntem, zamanlama ve üslup oldukça enteresan...
**
Akça KKTC’de ‘Teknik Heyet’in başındayken, yani daha ‘1 numara’ değilken de benzer açıklamalarla aniden gündeme geliyordu.
Kullandığı yol, üslup ve zamanlama şimdikine benziyordu.
Ne zaman ki KKTC kamuoyunda TC-KKTC protokolüyle ilgili bir tartışma başlar, Akça ‘tek kale’ oynayacağı bir mecrayla mesajını verir, sonra kalesine geri çekilir!
Bazen Türkiye’de bir dergiye, bazen devletin ajansına, bazen bir gazeteye konuşur ya da rapor sızdırır, sonra konu KKTC medyasına da yansır.
Akça ne bürokratken, ne de Büyükelçi olduktan sonra KKTC basınını hiç muhatap almadı.
İşini hep Türkiye üzerinden, ‘güvenilir’ şekilde halletti.
Şahsen defalarca TV ekranında program ve röportaj davet ettim, ama ‘üslubum değil’ diyerek reddetti.
**
Halil İbrahim Akça iyi niyetli olabilir. İnandığı doğruların peşinden gidiyor da olabilir. Elbette kendisine verilen görev çerçevesinde başarılı olmak istiyordur.
Ancak şunu bilmelidir ki, kendisine verilen görev TC’nin Lefkoşa’daki Büyükelçilik görevidir.
Büyükelçilerin görevleri arasında kendi ülkelerinin çıkarlarını korumak vardr, ama bulundukları ülkenin halkını ‘hizaya getirmek’ ya da ‘siyasal dengeleriyle oynamak’ yoktur!
Bunu söylememin nedeni, Akça’nın son çıkışının zamanlamasıdır.
Bir hafta önce seçime gidilmiş, halk bir irade ortaya koymuş, siyasal partiler hükümet arayışına başlamaya hazırlanmaktadır.
Üstelik kendisinin de ‘rapor’unda tespit buyurduğu gibi seçimlerin ana gündem maddelerinden, yani halkın hassasiyetlerinden biri TC-KKTC protokolünün ta kendisidir.
Seçim sonrasında da altını çizdiğim gibi TC-KKTC protokolüne ‘külliyen destek’ verenlerin oranı UBP’nin aldığı oy kadardır. Yani yüzde 27’dir.
Seçmenlerin gerisi, yani halkın 4’te 3’ü “Bu paket değişmelidir” demiştir.
Bu gayet nettir ve zaten UBP dışındaki bütün partilerin liderleri “Bu paket değişecek” demektedir.
**
İşte bu verili ortamda Büyükelçi Halil İbrahim Akça aynı yol, zamanlama taktiği ve üslupla ortaya çıkıyor ve Ağustos sıcağında 2012’nin raporunu yazacağı tutuyor!
Hatırlayın, ‘geçiş hükümeti’ni tebriğe gittiğinde de kameralar önünde ‘program ne olacak?’ diye sormuştu.
TC-KKTC ilişkileri eğer bu noktaya gelmişse, yani bir tebrik anında bile ‘para-pul’ konuşma zarureti varsa, işimiz iş demektir!
Üstelik de geçici, birbuçuk aylık bir hükümete, bir Başbakan’a yapıldı bu!..
Zamanlaması, üslubu ve yöntemiyle bir ‘Halil İbrahim klasiği’ydi bu da...
Ve şimdiki de aynen öyle...
Milletvekilleri daha meclisin kapısından bile içeri girmeden yine ‘para-pul’ meselesi, yine paket, yine aynı mesaj!..
Halil İbrahim Akça’nın niyeti nedir, anlamadım.
Ama açık olan birşey vardır ki bu yol, yöntem ve üslupla Kıbrıs Türk halkına yardımcı olması mümkün değildir.
‘Çok başarılı’ bulduğu, yere göğre sığdıramadığı ‘İrsen Küçük ve saz arkadaşları’nın haline bakarsa, kendisi de anlayacaktır bunu!

Not: Sayın Akça’ya davetimi bir kez daha alenen tekrar edeyim: Görüşlerini daha iyi ifade etmek için kendisini Kanal SİM ekranında buluşmaya davet ediyorum. Bugüne kadar bizi muhatap kabul etmedi, belki fikrini değiştirir, gelir, sorularımıza cevap verir. Ne zaman isterse..