Ahlâk, rüya ve kâbus

Mehmet Çağlar

 

Gandhi'nin yaşam biçimi, politikasıydı...
"Görmek istediğin değişimin parçası ol" derdi...
Yani toplumsal bir değişim yapabilmeye, kendini değiştirmekten başlamalı insan...
.........

Socrates ise önce askerdi...
Sonra, politikacıların ellerindeki "güç" ile ne yapacağını, nasıl kararlar üreteceğini, yollar çatallandığında ise çatalın hangi ucunu seçeceğini sorgulayan bir filozof ...
.........

Ahlâk felsefeniz içinde düşünce deneyleri esastır...
Örneğin hükümet için 366 geçici konusu ...
Ne yapılmalı?
Ya da ne yapılmamalı ?
..........

Serdar bey ne diyor ?
Özkan bey ne diyor ?
Hükümet Protokolü'nde bu konu ile ilgili ne yazıyor ?
Hepsinden önemlisi kamu vicdanı ne durumda ?
Peki ahlâk felsefesi neyi işaret ediyor ?
...........

Serdar bey'in kalbindeki ahlâki felsefenin temelini, haddimizi de aşmadan, gelin bazı kurgusal örneklerle biraz iredeleyelim:

Örneğin;
Eğer yalan söylemek bir hayat kurtaracaksa  o yalan söylenmeli mi ?
Bu, ahlâk çerçevesi içerisinde tartışılabilinir...

Peki eğer;
366 kişilik bir yolcu uçağı, içinde binlerce insanın bulunduğu bir gökdelene çarpmak üzereyse, uçak havadayken imha edilmeli mi ?
İşte burada,  ahlâk çerçevesi içerisinde tartışılabilinir bir kaygı yoktur...
Çünkü; buradaki duygunun değeri, aynı zamanda doğacak olan trajedinin de bedelidir...
.............

Toplumun hatırı sayılır çoğunluğunun bildiği gibi, CTP'liler de çok iyi biliyor ki, yapılacak seçimle yaşamak zorundadırlar...
Ama bazıları "366 geçici"nin ahlâki gerçeklikle uzlaşmayan bir tutum olduğunu maalesef bilmezden geliyorlar...
.............

Lâkin;
Freud'un dediği gibi:
"Rüyalar bizi uykuda tutmak için var".
Kâbusların dehşeti ise,
Uyandığımızda bize dadanan gerçekliklerle gelir...
..............