Ada'nın yaşadıkları, ne çok benziyor, adamızın hikayesine...
Ada'nın başına gelenler, adanın gerçeği aslında...
Ya da yalan bir gösterinin, sloganlar arasında görünmez yapılan bir kimliğin, banal milliyetçiliğin perdelediği ve hayatlarımızı kilitleyen bir çıkmazın deşifresi…
Bizim çocuklar, rüzgârı arkalarına alıp koşarken bile aslında hep bir görünmez duvara çarpacaklarını bilerek büyürler.
Kendilerine ait olmayan sınırların, başkaları tarafından çizilmiş çizgilerin ağırlığıyla başlar her yarışları.
***
Ada, Kıbrıslı Türk bir atlet...
Türkiye’de tüm rakiplerini geride bırakmış...
Hatta...
Slovenya’da Balkan U18 Şampiyonası’nda Türkiye adına yarışmış, madalya kazanmış.
Ama sonra "milli takım" açıklanırken, dışarıda kalmış Ada...
Dahası var...
Türkiye’nin en prestijli atletizm yarışları arasında yer alan ve bu yıl 81’incisi düzenlenen bir organizasyon...
Kıbrıslı Türk sporcular çağrılmamış yine...
Kıbrıs Cumhuriyeti çağrılmış...
İlk kez yaşanmıyor bu.
Ne yazık ki son kez de olmayacak.
Yeniden hatırlayana ya da yeniden unutana dek, kim bilir kaçıncı kez...
O nedenle dedim ya Ada'nın hikayesi, adanın gerçeği biraz da...
Ne güneyden görüyorlar; ne kuzeyden...
Biri "tanırım" diyerek aldatıyor...
Diğeri "sen de bizim yurttaşımızsın..."
Varsın ama yoksun...
Hep başkalarının ihtiyaç duyduğu kadar yer açılıyor sana...
Özne değil de hep "sebebisin" başkalarının...
Kendi yurdunda sürgünsün...
Kendi evinde yabancı...
Kendi ülkende eğreti...
"Çözümsüzlük çözümdür" diyenlerin bu yaşananlara şaşırmaması gerekiyor.
Ya da çözüm isteyen ama aslında istediği çözümün, bugünkü "çözümsüzlük" koşulları olduğunu görmeyenlerin...
Ne varsa elimizden alınan, hepsini geri isterken haklı olarak, ne varsa ellerinden aldığımız, hiçbirini geri vermemek, çözüm isteği olamaz.
***
Ada’nın hikâyesi, sadece pistlerde kaybedilen bir madalya değil.
Bu, bir adanın, kendi toprağında selamsız ve dünyada dilsiz bırakılan insanlarının, rüzgâra karşı tek başına koşma hikâyesi.
BİRAZ MOLA!
Hem evlat hasreti, hem de biraz uzaklaşma için Manchester'a yolculuk var.
O nedenle günlük yazılara biraz ara veriyorum.
Ağustosta görüşmek umuduyla...
Enseyi karartmayın!