ADALI OLMAK

Neşe Yaşın

Bazı anakaralar bizim doğup büyüdüğümüz adayı yavrusu sanıyorlar. Türkiye ve Yunanistan bir yana Suriye’de de Kıbrıs’ı kendilerine ait sayan bir tutum olduğundan söz etmişti Suriyeli bir arkadaşım. Çocukluğumdan beri bu yavru sayılma hali oldukça etkilemiştir beni. Küçük bir adanın mutlaka daha büyük bir kara parçasına tabi olması gerekiyormuş gibi bir his. Adalar denizdeki yalnızlıkları içinde birilerinin gelip kendilerini kucaklamasını beklerler sanki. Nereye gideceklerine karar veremedikleri için mavilikler ortasında duruvermiş birer şaşkın gemi gibidirler.

Afrodit’le ilişkilendirildiğinden mi, topoğrafyasının yumuşak, dişi kıvrımları olmasından mı nedir hep acı çeken  bir güzel kız gibi algılanmış şiirlerde böyle bir imge oluşturmuştur Kıbrıs. Bu kız çocuğu nedense hep bir anne ve onu yöneten baba aramış Yeşilçam filmlerinin ünlü “Size baba diyebilir miyim?” repliğini tekrarlayıp durmuştur.

Hemen hemen bütün adaların benzer bir kaderi vardır. Denizin ortasında öyle öksüz, mahzun dururken anakaraların fethetme, sahip olma tutkusunu tetiklerler. Bir ada elde edilebilendir. Bir ada aslında kimindir? Çevredeki anakaralardan hangisine aittir?  İşte adaların kara kaderini yazan bir sorudur bu.

Geçmişten beri tecritle, sürgünle özdeşleşmiştir adalar. Birer açık hava hapishanesi gibi düşünülmüşlerdir. Foucault’un heteropya tanımına uygundurlar bu nedenle.

Bir başka açıdan bakıldığında ayıran deniz birleştirendir de aynı zamanda. Ada bir kavuşma mekânı olarak denizin yalnızlığına bir arkadaş sayılır. Gelip gideni çok ve çeşitlidir; bu da kültürel hatırlarını çoğaltır onun. Yoksunluk halinden çıkıp zenginleşmesidir bu bir anlamda. Denizin önemli bir engel olduğu düşünülmüştür  ulaşım olanaklarının kısıtlı olduğu çağlar boyunca. Adalar birer yoksunluk, olanaksızlık mekânı olarak görülmüşlerdir. Adaların su sorunu vardı öncelikle, gerekli ham maddeye, kültürel teknolojik gelişim olanaklarına sahip değildirler. Tecritteki insanlar ana dalgadan kopuk, dış teşvikten amade olduklarından direngen bir katılık içinde görünürler.

Adanın kara yoluyla ulaşılır olmaması onu ayrık ve bağımsız kılar. Bu bağımsızlık talebi gülünçtür ama. Bir ada kolay yutulacak lokmadır çünkü. Gidersin ve fethedersin orayı.  Akdeniz’de meskun 300 civarında ada saptanmıştır ve bunların bazılarının hangi anakaraya ait olduğuna dair ihtilaflar mevcuttur

Adalar o kadar da ciddiye alınmaz, onlara birer tatil beldesi gibi davranmak âdettendir. Bir hafiflik hali bulunur adalı olmakta. Yüzölçümünün saptadığı bir kader gibidir bu. Küçüktürler ve küçük görülürler.

Adadaki adam geçecek gemilerin yolunu gözler. S.O.S. gönderir. Şişeler içinde mesajlar bırakır denize. Defoe'nun Robenson Cruse'su için bir serüven yeridir ada.

Swift için ise, dünyanın hem aynası, hem de anti-tezi'dir adalar.

Birer açık hava hapishanesidirler. Her yanda da gardiyanlar. Ada, kaçış hayalleri kurulan bir yerdir.

Adalar yavaşlık mekanlarıdır. Yavaşlık önemli bir değer kabul ediliyor artık bu hız çağında. Pek çok şehir yavaş şehir ünvanı almaya çalışıyor. Yavaşlık ve bellek ilişkisi üzerinde durur Milan Kundera Yavaşlık romanında. Hatırayı tutmak için yavaşlık gerekir, hız ise unutma için gerekli olandır ve bir çeşit yıkıma götürür.

Sınırları denizler olan bir kara parçasında olsak da en

Bizim çeşitli badireler atlattıktan sonra bağımsızlığına kavuşmuş sonra da  onu iç ve dış etkenler sayesinde heba etmiş ve şimdilik ikiye bölünmüş adamızın hikayesi biliniyor. Şimdilerde sorunlu bir biçimde de olsa bir Avrupa ülkesi olarak, kendi kişisel meseleleriyle boğuşan bir büyükannenin himayesinde gibi görünüyor. Geçmişten beri boşanmış karı kocaların çocuklarını büyükanne ve büyükbabalara teslim etme geleneği var zaten Kıbrıs’ta. Çocuk kimin kavgası sürüp gider bu arada. Bu Avrupalı büyükanne bir biçimde dahil olmuştur meseleye.

Kendi başına durabilmek ve bağımsızlık  kolay başarılır şeyler değil. Dünya değişirken adaların kaderi de bir miktar değişiyor sanki. Yavaşlık bir değer olacaksa en çok adalar sahip olabilir buna. Bizim gerçek sınırları denizler olan küçük adamızın kaderi değişir mi birgün? Her şey daha da kötüye gidiyor duygusu geçici bir duygudur belki. Hiç beklemediğimiz şeyler olmuştur hep. İşaretlerini net görememişizdir belki. Kim bilir? Belki bir gün Kıbrıslı olmak önemli bir mutluluk nedeni sayılabilecektir dünyada.